Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Zâriyât Sûresi, 15. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Zâriyât Sûresi, 15. Ayet

    اِنَّ الْمُتَّق۪ينَ ف۪ي جَنَّاتٍ وَعُيُونٍۙ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    İnne-lmuttekîne fî cennâtin ve ’uyûn(in)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      "Allaha saygısızlıktan sakınanlar cennetlerde ve pınar başlarında olacaklar.”

      Burada şöyle bir problem vardır; Cenâb-ı Hak kendisine saygısızlıktan sakınanların cennetlerde ve pınar başlarında olacaklarını söylemektedir, onlar cennetlerde olacaklar, ama pınar başlarında olmaları ihtimal dâhilinde değildir. Ancak biz deriz ki: Bunun mânası şudur: Onlar cennetlerde olacaklar, pınarlarında da olacaklar, çünkü pınarları görecekler, akan sulara bakacaklar ve onlardan yararlanacaklar. Nitekim Allah Teâlâ bir âyette meâlen şöyle buyurdu: “Onlar, ipekli ve sırmalı elbiseler giymiş olarak cennetlerde ve su kaynaklarının başındadırlar”. Onlar ancak “sündüs” (سُنْدُسٍ) yani ince ipekten elbiseler giyecekler, “istebrak” (وَإِسْتَبْرَقٍ) yani kalın ipek ise sergi ve benzeri giysiler için kullanılır. İşte bunun gibi Allaha saygısızlıktan sakınanların cennette ve pınar başlarında olacakları cümlesi de onlar cennette olacaklar, pınarlardan da yararlanacaklar mânasına gelir. En doğrusunu Allah bilir. Sakınanlar kelimesi de şirkten ve küfürden sakınanlar anlamına gelir. Mutlak mânada iş, söz ve inanç olarak Allaha muhalefetten sakınanlar da gelebilir. Helâk edici işlerden sakınanlar anlamında da kullanılır.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        İnne (إِنَّ)

        İbn Fâris, "e-n-n" köküne dayanan bu edatın, bir durumu sabitlemek ve şüpheyi gidermek için kullanılan bir tekit (pekiştirme) harfi olduğunu belirtir. Celaleddin el-Suyuti, "inne"nin cümleye kesinlik kattığını ve haberin doğruluğunu perçinlediğini ifade eder. Theodor Nöldeke, bu edatın Sami dillerindeki vurgu işlevine dikkat çekerek, Kur'an'ın vaad içeren cümlelerinde muhatabın zihnindeki tereddütü yok etmek için kullanılan kadim bir vurgu aracı olduğunu belirtir.

        El-müttekîne (الْمُتَّقِينَ)

        İbn Fâris, "v-k-y" kökünün temel olarak bir şeyi korumak, sakınmak ve araya bir engel koyarak zarar görmesini önlemek anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "takva" kavramının nefsi, ona zarar verecek olan günahlardan ve ilahi azaptan koruma eylemi olduğunu, "müttekîn" kelimesinin ise bu koruma kalkanını (vıkaye) kuşanmış olan özneleri ifade ettiğini açıklar. Toshihiko Izutsu, kelimenin semantik evrimine odaklanarak, İslam öncesi dönemde fiziksel bir korunma anlamına gelen kelimenin, Kur'an'da dini bir terime dönüşerek "Allah'ın gazabından korunma" şeklinde etik-dini bir mahiyet kazandığını vurgular. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin sadece pasif bir sakınma değil, aksine kötülükten uzak durmak için gösterilen aktif bir irade ve sorumluluk bilinci olduğunu, ism-i fâil çoğul yapısının bu bilincin sürekliliğini temsil ettiğini ifade eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, etimolojik kökteki "engel koyma" manasının, müttakilerin dünya hayatında nefisleri ile günahlar arasına aşılmaz bir manevi set çekmelerini anlattığını belirtir. Prof. Dr. Hidayet Aydar, kelimenin "if'itâl" babından gelmesinin, bu sakınma ve korunma eyleminin büyük bir çaba, özen ve içselleştirme gerektirdiğini dilbilimsel olarak ortaya koyduğunu söyler.

        Fî (فِي)

        İbn Fâris, bu harf-i cerin temel anlamının "zarfiyet" (bir şeyin bir kabın veya mekanın içinde bulunması) olduğunu ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, "fî"nin sadece fiziksel bir kapsanmayı değil, aynı zamanda manevi bir halin veya durumun içinde bütünüyle yer almayı da temsil ettiğini belirtir. Prof. Dr. Hidayet Aydar, kelimenin burada müttakilerin gireceği cennetlerin genişliğini ve o nimetlerin içine bütünüyle dahil edileceklerini gösteren mekan zarfı işlevini vurgular.

        Cennâtin (جَنَّاتٍ)

        İbn Fâris, "c-n-n" kökünün temel anlamının "örtmek, gizlemek" olduğunu belirtir ve yeryüzünü ağaçlarının gölgesiyle örten bahçelere bu yüzden "cennet" dendiğini açıklar. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin yoğun bitki örtüsü sebebiyle zemini gizlemesi özelliğine dikkat çekerek, hem fiziksel bahçeleri hem de ahiretteki ebedi ödül mekanını kapsadığını belirtir. Arthur Jeffery, kelimenin etimolojik kökeninde Aramice ve Süryanice "gannathâ" kelimesiyle paralellikler bulunduğunu, Kur'an'da bu kavramın "nihai mutluluk mekanı" olarak teknik bir terim haline geldiğini ifade eder. Toshihiko Izutsu, "cennet" kelimesinin Kur'an'ın ödül sisteminde en merkezi kavram olduğunu ve "cehennem" ile kurulan tezat sayesinde müminler için vaat edilen o huzurlu sığınağı sembolize ettiğini vurgular. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin çoğul formunda kullanılmasının, cennetin içinde farklı derece ve nitelikte sayısız nimet ve mekan barındırdığını ifade eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, kökteki "gizleme" manasının cennet nimetlerinin insan idrakinden gizlenmiş olan o muazzam ve aşkın boyutuna da işaret ettiğini belirtir.

        Uyûnin (عُيُونٍ)

        İbn Fâris, "a-y-n" kökünün hem "göz" hem de "yerden fışkıran su kaynağı" anlamına geldiğini, ortak noktanın her ikisinden de bir akışın olması olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "uyûn" kelimesinin "ayn"ın çoğulu olduğunu ve burada cennetlerdeki berrak, tatlı ve hayat veren su kaynaklarını ifade ettiğini açıklar. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin cennet tasvirlerinde kullanılmasının, o mekanın canlılığını ve ferahlığını vurgulayan estetik bir unsur olduğunu ifade eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, "ayn" kökünün Arap dilinde "en değerli, en saf" şeyleri ifade etmek için de kullanıldığını, cennet pınarlarının da bu saflığı temsil ettiğini vurgular. Prof. Dr. Hidayet Aydar, çoğul yapının, cennetin her köşesinden fışkıran farklı tat ve özellikteki pınarların bolluğunu dilbilimsel olarak pekiştirdiğini söyler.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X