يُؤْفَكُ عَنْهُ مَنْ اُفِكَۜ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Zâriyât Sûresi, 9. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: yörüngeler, zariyat suresi 9. ayet, sapkınlık, çelişkili söz, zariyat 9, gökyüzü, zariyat suresi
-
7-9. "Alanları ayrılmış yıldız kümeleri ile dolu göğe andolsun ki siz farklı inanç ve görüşler içindesiniz. Bu sözlerle saptırılanlar doğru yoldan saparlar.”
Alanları ayrılmış yıldız kümeleri ile dolu göğe andolsun ki siz farklı inanç ve görüşler içindesiniz. Allah araları ayrılmış yıldız kümeleriyle dolu göğe yemin etmekte, yemin ettiği varlık alanı hakkında, siz farklı inanç ve görüşler içindesiniz diye de açıklamaktadır. Yıldız kümeleriyle dolu gök cümlesinin tefsiri hakkında farklı görüşler vardır. Buradaki zâtü'l-hubük (ذَاتِ الْحُبُكِ) tamlaması hakkında İbn Abbâs’ın (r.a.) şöyle dediği rivayet edilmiştir: Ondan maksat, göğün güzelliği ve âhengidir. Bazıları buna, sağlam ve güçlü yapılmış bina anlamını verdi. Aslında her iki yorum da aynı mânaya gelir; çünkü göğün güzel yaratılması, aynı zamanda sağlam ve güçlü yapıldığını ifade eder. Dokumacı kumaşı güzel ve sağlam dokuduğu zaman, dokumayı sağlam yaptı denir. Hasan-ı Basrî şöyle dedi: Gökyüzü yıldızlarla donandı (زينت بالنجوم) ve güzel bir yaratılışla donandı. “Zâtü’l-hubük” sözüne bazıları sağlam ve düzenli anlamını verdi. İpi sağlam eğirdim diye söylemek için "habektü’l-hable” denilir. Ebû Ubeyde de aynı görüşü söyler. İbn Kuteybe “zâtü'l-hubük” tamlamasına, içinde yollar bulunan anlamım verdik. Ebû Avsece de böyle dedi. Sonra, söylediğimiz gibi bu âyet iki şekilde yorumlanır, Allah ya göğün kendisine yahut göğün Rabb’ine yemin etmiştir. En doğrusunu Allah bilir.
Siz farklı inanç ve görüşler içindesiniz. Bu âyet-i kerîme farklı şekillerde yorumlanır. Birincisi, siz Resûlullah (s.a.) ve Kur'an hakkında farklı görüşlere sahipsiniz, fakat siz, o sözü bilerek söylemiş olsaydınız farklı ve aykırı olmazdı. Çünkü onlar Resûlullah (s.a.) hakkında şöyle diyorlardı: O delidir, büyücüdür, şairdir, Allah’a iftira etmektedir. Bunlar birbirinden farklı ve birbirine aykırı sözlerdir. Çünkü büyücü, nesnelerin bilgisinde son hadde varmış kişidir, şair de öyledir, sözü ustaca kullanma bilgisinde son noktaya varmıştır, deli olan birinin böyle bir seviyeye ulaşması ise imkânsızdır. Dolayısıyla bu cümlede onların Hz. Peygamber i farklı konumlara nispet etmelerinde de çelişki vardır. Kur’ân hakkında da şöyle diyorlardı: O, öncekilerin masallarıdır, o Allah’a iftiradır. Onların, Kur’ân’ın benzerini meydana getirmekten aciz olmaları bir tarafa, iftira masaldan farklı bir anlam taşır. Dolayısıyla bu sözlerinde de çelişki vardır. Onların Hz. Peygamber ve Kur’ân hakkındaki sözlerinin farklı olması, bunu bilerek değil cahilliklerinden söylediklerini gösterir. Eğer bilerek söylemiş olsalardı, sözler arasında farklılık ve çelişkinin olmaması gerekirdi. Bu yoruma göre âyet, kâfirlere hitap etmektedir.
İkincisi, Cenâb-ı Hak, Siz farklı inanç ve görüşler içindesiniz sözünü, muhakkak ölümden sonra dirilmeye işaret eden deliller hakkında söylemiştir. Yani ıslah edenle ifsat edenler, iyilik yapanla kötülük yapanların farklı davranışlar sergilediklerini ve sizin birbirinden ayırt edilip haklarında farklı muamele yapılması gerektiğine dair hüküm akıllarınızda vardır. Her iki grubun ise bu dünyada eşit durumda olduklarını görüyorsunuz. Bu durum, o iki grubun birbirlerinden ayırtedileceği ve onlara farklı muamelenin yapılacağı başka bir âlemin var olduğunu kanıtlar. Bu yorum, âyetin sadece kâfirlere değil herkese hitap ettiğini ifade eder. En doğrusunu Allah bilir.
Üçüncüsü, Siz farklı inanç ve görüşler içindesiniz, yani siz farklı inançlar ve birbiriyle çelişen görüşler içindesiniz. Çünkü onlar, kendi arzularına göre çeşitli putlara tapıyorlardı, başka bir puttan hoşlandıkları zaman da öncekini terkedip ona tapıyorlardı. Aynı şekilde hiçbir delile dayanmadan konuşuyorlar, sonra onu bırakıp başka bir söze dönüyorlardı. Hiçbir şeyde sebat etmiyorlardı. Nitekim Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur; “Kendilerine apaçık deliller geldikten sonra parçalanıp ayrılığa düşenler gibi olmayınız”.
Dördüncüsü, Siz farklı inanç ve görüşler içindesiniz, yani âhiretle ilgili konularda farklı anlayışlara sahipsiniz. Çünkü bazıları, âhiret şayet varsa, onun kendilerine ait olduğunu iddia ediyordu. Bazıları da müslümanlarla ortak olduklarını söylüyordu. Allah Teâlâ, Bu sözlerle saptırılanlar doğru yoldan saparlar mealindeki âyetle onların iddialarını reddetmektedir. Başka âyetlerde de meâlen şöyle buyurmaktadır: "Emrimize boyun eğenleri o günahkârlarla bir mi tutacağız? Size ne oluyor? Ne biçim hüküm veriyorsunuz?", “Yoksa kötülüğe gömülüp kalanlar, hayatlarını ve ölümlerini, eşit olarak iman edip dünya ve âhiret için yararlı işler yapanlarınki gibi mi yapacağımızı zannediyorlar? Hükümleri ne kadar yanlış!”.
Beşincisi, onların âhirette gidecekleri ve barınacakları yerler birbirinden farklıdır mânasına gelebilir. En doğrusunu Allah bilir.
Bazı müfessirlerin söylediklerine göre insanlar Resûlullahın (s.a.) haberlerini araştırmak ve sözlerini dinlemek için çeşitli memleketlerden Mekke’ye geliyorlardı, Mekke kâfirleri ise onlara engel oluyorlar, bazıları onun deli olduğunu, bazıları yalancı olduğunu, bazıları da şair olduğunu söylüyorlardı. İşte Siz farklı inanç ve görüşler içindesiniz meâlindeki âyet bunun için gelmiştir.
Bu sözlerle saptırılanlar doğru yoldan saparlar meâlindeki âyet de farklı mânalara gelir. Birincisi, nihaî akıbeti anlayıp düşünmekten alıkonanlar haktan saptırıldılar.
İkincisi, dünyada iken haktan döndürüldükleri gibi âhirette de umduklarından döndürülürler. Çünkü onlar, kendilerini Allah’a yaklaştıracakları ve Allah katında şefaatçi olacakları ümidiyle putlara tapıyorlardı. Allah şunu söylemektedir: O, dünyada iken haktan engellendiği için âhirette de bu ümidinden engellenir. En doğrusunu Allah bilir.
Üçüncüsü, dünyada iken kendisini âhirete götürecek olan imandan engelleyen, âhirette de müslümanlarla ortak olmak arzusundan yahut o nimetlere tek başına sahip olma iddiasından engellenir.
Dördüncüsü, doğru yoldan saparlar, yani haktan saparlar, bu sözlerle saptırılanlar, yani saptırılan kişi haktan saptırılmış olur. Nitekim Allah şöyle buyurmuştur: “Anlamamakta direndikleri için Allah da onların kalplerini haktan çevirmiştir, “Onlar eğrilik yapınca Allah da kalplerini eğriltti”.
Yorumu Yorumla
-
Yü'feku (يُؤْفَكُ)
İbn Fâris, "e-f-k" kökünün temel olarak bir şeyi asıl ve doğal yönünden başka bir tarafa çevirmek, tersyüz etmek ve saptırmak anlamına geldiğini belirterek, bu geniş zamanlı edilgen (meçhul muzari) fiilin, bir kimsenin hakikatten ve doğru yoldan sürekli olarak döndürülmesini ifade ettiğini açıklar. Râgıb el-İsfahânî, yalan anlamındaki "ifk" kelimesinin de sözü doğrudan saptırmak olduğu için bu kökten türediğini, "yü'feku" fiilinin ise kişinin kendi iradesi veya ilahi bir netice olarak vahyin nesnel gerçekliğinden yüz çevirtilmesi eylemini anlattığını belirtir. Celaleddin el-Suyuti, fiilin edilgen yapısına dikkat çekerek, bu kelimenin Kur'an'dan veya ahiret inancından yüz çevirenlerin, aslında kendi ürettikleri çelişkiler sebebiyle hidayetten mahrum bırakılarak bu hale sürüklendiklerini gösterdiğini kaydeder. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın ahlaki sözlüğünde "e-f-k" kökünün sıradan bir yön değiştirme değil, varoluşsal bir yalan ve hakikati tersyüz etme durumu olduğunu, bu ayette inkarcıların kendi ürettikleri çelişkili söylemlerin (bir önceki ayetteki muhtelif sözlerin) içine hapsolarak hakikatten savrulmalarını ifade ettiğini vurgular. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin Mekke dönemindeki müşriklerin Kur'an karşısındaki savrulmalarını resmettiğini, "yü'feku" şeklindeki şimdiki/geniş zaman formunun bu savrulmanın ve gerçekten kopuşun kesintisiz, dinamik bir psikolojik süreç olarak devam ettiğini gösterdiğini belirtir. Prof. Dr. Sadık Kılıç, kökün anlamsal çerçevesindeki "tersyüz olma" halinin, insan fıtratının doğal işleyişini kaybetmesini ve aklın doğru düşünme yetisini yitirerek hakikate karşı körelmesini anlattığını ifade eder.
Üfike (أُفِكَ)
İbn Fâris, "e-f-k" kökünün geçmiş zaman edilgen (meçhul mazi) formu olan bu kelimenin, kalbi ve zihni önceden tersyüz edilmiş, doğru düşünme melekelerini çoktan kaybetmiş kimseleri tanımlamak için kullanıldığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "üfike" kelimesinin, kişinin hakikatten döndürülme eyleminin temelindeki kök nedene, yani içsel dünyasındaki önceden gerçekleşmiş derin ve köklü sapmaya işaret ettiğini ifade eder. Celaleddin el-Suyuti, "kim döndürüldüyse o döndürülür" şeklindeki çeviri ve tefsir mantığı çerçevesinde, bu mazi fiilin kendi inatları yüzünden sapkınlığı hak etmiş olan kişilerin bu değişmez ve yerleşik durumunu sabitlediğini açıklar. Angelika Neuwirth, aynı kökten gelen iki edilgen fiilin (yü'feku ve üfike) yan yana kullanılmasının erken dönem Mekke surelerinde sıkça rastlanan ve eylemin kaçınılmazlığını, kapalılığını vurgulayan güçlü bir retorik figür (cinas/etimolojik figür) olduğunu, bu dilbilimsel kurgunun inkarcıların kendi yalanları içinde nasıl kör bir döngüye girdiklerini estetik bir dille yansıttığını belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, "üfike" kelimesinin geçmiş zaman kipiyle gelmesinin, müşriklerin Kur'an'a karşı sergiledikleri anlık tepkilerin ötesinde, onların zihin kodlarının atalar kültü ve köklü önyargılar sebebiyle çok daha önceden bozulmuş ve tersyüz edilmiş olduğuna dikkat çektiğini vurgular. Prof. Dr. Hidayet Aydar, fiilin mazi ve edilgen yapısının, sapkınlığın bir sonuç (yü'feku) olmadan önce kişinin kendi iç dünyasında çoktan kabul ettiği ve yerleşik hale getirdiği bir durum (üfike) olduğunu, cümlenin bu morfolojik dizilimiyle insanın iradi tercihi ile içine düştüğü ontolojik körlüğün kesin bir dilbilimsel tablosunu çizdiğini ifade eder.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla