وَالسَّمَٓاءِ ذَاتِ الْحُبُكِۙ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Zâriyât Sûresi, 7. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: sapkınlık, zariyat suresi 7. ayet, çelişkili söz, zariyat 7, gökyüzü, zariyat suresi, yörüngeler, sema
-
7-9. "Alanları ayrılmış yıldız kümeleri ile dolu göğe andolsun ki siz farklı inanç ve görüşler içindesiniz. Bu sözlerle saptırılanlar doğru yoldan saparlar.”
Alanları ayrılmış yıldız kümeleri ile dolu göğe andolsun ki siz farklı inanç ve görüşler içindesiniz. Allah araları ayrılmış yıldız kümeleriyle dolu göğe yemin etmekte, yemin ettiği varlık alanı hakkında, siz farklı inanç ve görüşler içindesiniz diye de açıklamaktadır. Yıldız kümeleriyle dolu gök cümlesinin tefsiri hakkında farklı görüşler vardır. Buradaki zâtü'l-hubük (ذَاتِ الْحُبُكِ) tamlaması hakkında İbn Abbâs’ın (r.a.) şöyle dediği rivayet edilmiştir: Ondan maksat, göğün güzelliği ve âhengidir. Bazıları buna, sağlam ve güçlü yapılmış bina anlamını verdi. Aslında her iki yorum da aynı mânaya gelir; çünkü göğün güzel yaratılması, aynı zamanda sağlam ve güçlü yapıldığını ifade eder. Dokumacı kumaşı güzel ve sağlam dokuduğu zaman, dokumayı sağlam yaptı denir. Hasan-ı Basrî şöyle dedi: Gökyüzü yıldızlarla donandı (زينت بالنجوم) ve güzel bir yaratılışla donandı. “Zâtü’l-hubük” sözüne bazıları sağlam ve düzenli anlamını verdi. İpi sağlam eğirdim diye söylemek için "habektü’l-hable” denilir. Ebû Ubeyde de aynı görüşü söyler. İbn Kuteybe “zâtü'l-hubük” tamlamasına, içinde yollar bulunan anlamım verdik. Ebû Avsece de böyle dedi. Sonra, söylediğimiz gibi bu âyet iki şekilde yorumlanır, Allah ya göğün kendisine yahut göğün Rabb’ine yemin etmiştir. En doğrusunu Allah bilir.
Siz farklı inanç ve görüşler içindesiniz. Bu âyet-i kerîme farklı şekillerde yorumlanır. Birincisi, siz Resûlullah (s.a.) ve Kur'an hakkında farklı görüşlere sahipsiniz, fakat siz, o sözü bilerek söylemiş olsaydınız farklı ve aykırı olmazdı. Çünkü onlar Resûlullah (s.a.) hakkında şöyle diyorlardı: O delidir, büyücüdür, şairdir, Allah’a iftira etmektedir. Bunlar birbirinden farklı ve birbirine aykırı sözlerdir. Çünkü büyücü, nesnelerin bilgisinde son hadde varmış kişidir, şair de öyledir, sözü ustaca kullanma bilgisinde son noktaya varmıştır, deli olan birinin böyle bir seviyeye ulaşması ise imkânsızdır. Dolayısıyla bu cümlede onların Hz. Peygamber i farklı konumlara nispet etmelerinde de çelişki vardır. Kur’ân hakkında da şöyle diyorlardı: O, öncekilerin masallarıdır, o Allah’a iftiradır. Onların, Kur’ân’ın benzerini meydana getirmekten aciz olmaları bir tarafa, iftira masaldan farklı bir anlam taşır. Dolayısıyla bu sözlerinde de çelişki vardır. Onların Hz. Peygamber ve Kur’ân hakkındaki sözlerinin farklı olması, bunu bilerek değil cahilliklerinden söylediklerini gösterir. Eğer bilerek söylemiş olsalardı, sözler arasında farklılık ve çelişkinin olmaması gerekirdi. Bu yoruma göre âyet, kâfirlere hitap etmektedir.
İkincisi, Cenâb-ı Hak, Siz farklı inanç ve görüşler içindesiniz sözünü, muhakkak ölümden sonra dirilmeye işaret eden deliller hakkında söylemiştir. Yani ıslah edenle ifsat edenler, iyilik yapanla kötülük yapanların farklı davranışlar sergilediklerini ve sizin birbirinden ayırt edilip haklarında farklı muamele yapılması gerektiğine dair hüküm akıllarınızda vardır. Her iki grubun ise bu dünyada eşit durumda olduklarını görüyorsunuz. Bu durum, o iki grubun birbirlerinden ayırtedileceği ve onlara farklı muamelenin yapılacağı başka bir âlemin var olduğunu kanıtlar. Bu yorum, âyetin sadece kâfirlere değil herkese hitap ettiğini ifade eder. En doğrusunu Allah bilir.
Üçüncüsü, Siz farklı inanç ve görüşler içindesiniz, yani siz farklı inançlar ve birbiriyle çelişen görüşler içindesiniz. Çünkü onlar, kendi arzularına göre çeşitli putlara tapıyorlardı, başka bir puttan hoşlandıkları zaman da öncekini terkedip ona tapıyorlardı. Aynı şekilde hiçbir delile dayanmadan konuşuyorlar, sonra onu bırakıp başka bir söze dönüyorlardı. Hiçbir şeyde sebat etmiyorlardı. Nitekim Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur; “Kendilerine apaçık deliller geldikten sonra parçalanıp ayrılığa düşenler gibi olmayınız”.
Dördüncüsü, Siz farklı inanç ve görüşler içindesiniz, yani âhiretle ilgili konularda farklı anlayışlara sahipsiniz. Çünkü bazıları, âhiret şayet varsa, onun kendilerine ait olduğunu iddia ediyordu. Bazıları da müslümanlarla ortak olduklarını söylüyordu. Allah Teâlâ, Bu sözlerle saptırılanlar doğru yoldan saparlar mealindeki âyetle onların iddialarını reddetmektedir. Başka âyetlerde de meâlen şöyle buyurmaktadır: "Emrimize boyun eğenleri o günahkârlarla bir mi tutacağız? Size ne oluyor? Ne biçim hüküm veriyorsunuz?", “Yoksa kötülüğe gömülüp kalanlar, hayatlarını ve ölümlerini, eşit olarak iman edip dünya ve âhiret için yararlı işler yapanlarınki gibi mi yapacağımızı zannediyorlar? Hükümleri ne kadar yanlış!”.
Beşincisi, onların âhirette gidecekleri ve barınacakları yerler birbirinden farklıdır mânasına gelebilir. En doğrusunu Allah bilir.
Bazı müfessirlerin söylediklerine göre insanlar Resûlullahın (s.a.) haberlerini araştırmak ve sözlerini dinlemek için çeşitli memleketlerden Mekke’ye geliyorlardı, Mekke kâfirleri ise onlara engel oluyorlar, bazıları onun deli olduğunu, bazıları yalancı olduğunu, bazıları da şair olduğunu söylüyorlardı. İşte Siz farklı inanç ve görüşler içindesiniz meâlindeki âyet bunun için gelmiştir.
Bu sözlerle saptırılanlar doğru yoldan saparlar meâlindeki âyet de farklı mânalara gelir. Birincisi, nihaî akıbeti anlayıp düşünmekten alıkonanlar haktan saptırıldılar.
İkincisi, dünyada iken haktan döndürüldükleri gibi âhirette de umduklarından döndürülürler. Çünkü onlar, kendilerini Allah’a yaklaştıracakları ve Allah katında şefaatçi olacakları ümidiyle putlara tapıyorlardı. Allah şunu söylemektedir: O, dünyada iken haktan engellendiği için âhirette de bu ümidinden engellenir. En doğrusunu Allah bilir.
Üçüncüsü, dünyada iken kendisini âhirete götürecek olan imandan engelleyen, âhirette de müslümanlarla ortak olmak arzusundan yahut o nimetlere tek başına sahip olma iddiasından engellenir.
Dördüncüsü, doğru yoldan saparlar, yani haktan saparlar, bu sözlerle saptırılanlar, yani saptırılan kişi haktan saptırılmış olur. Nitekim Allah şöyle buyurmuştur: “Anlamamakta direndikleri için Allah da onların kalplerini haktan çevirmiştir, “Onlar eğrilik yapınca Allah da kalplerini eğriltti”.
Yorumu Yorumla
-
Ve's-semâi (وَالسَّمَاءِ)
İbn Fâris, "s-m-v" kökünün temel olarak yükseklik, yücelik ve yukarıda olma anlamlarına geldiğini, yeryüzünün üzerinde yükselen ve onu kaplayan her şeye "sema" denildiğini ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, kökteki yükseklik manasına dikkat çekerek, bu kelimenin hem fiziksel gök kubbeyi hem de insanın üstünde yer alan her türlü yüksek katmanı tanımlamak için kullanıldığını belirtir. Celaleddin el-Suyuti, kelimenin başındaki "vav" harfinin önceki ayetlerden bağımsız yeni bir yemin (kasem) başlangıcı olduğunu belirterek, "sema" kelimesini ilahi nizamın tecelli ettiği fiziki gökyüzü olarak açıklar. Theodor Nöldeke, suredeki ilk dört ayetlik yemin serisinden sonra yepyeni bir yemin fıkrasına geçildiğini, bu ifadeyle başlayan bölümün, Mekke dönemi hitabetinin karakteristik bir özelliği olarak dikkati yeryüzü olaylarından alıp doğrudan kozmik boyuta taşıdığını kaydeder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin kökenindeki yücelik ve yükseklik vurgusunun, insan idrakini aşan muazzam kozmik yapıya yemin edilerek, ardından gelecek olan mesajın ciddiyetini artırmak amacıyla seçildiğini belirtir. Prof. Dr. Sadık Kılıç, "s-m-v" kökünün ifade ettiği fiziksel yüksekliğin yanı sıra ontolojik bir yüceliği de barındırdığını, kelimenin burada evrenin ihtişamlı ve kusursuz mimarisine işaret eden bir başlangıç tasviri olduğunu vurgular.
El-hubuk (الْحُبُكِ)
İbn Fâris, "h-b-k" kökünün temel olarak bir şeyi sağlam bir şekilde örmek, sıkıca dokumak ve mükemmel hale getirmek anlamına geldiğini belirtir; ayrıca rüzgarın durgun suya veya kuma vurduğunda oluşturduğu ahenkli hareler, dalgalar ve kıvrımlı izler için de kullanıldığını açıklar. Râgıb el-İsfahânî, "hubuk" kelimesinin "habîke" veya "hibâk" kelimesinin çoğulu olduğunu, kumaştaki zarif dokuma izlerini, gökyüzündeki yıldızların yörüngelerini, yollarını ve aynı zamanda göğün son derece sağlam, estetik bir biçimde inşa edilmiş yapısını ifade ettiğini belirtir. Celaleddin el-Suyuti, dilbilim ve ilk dönem tefsir verilerine dayanarak kelimeyi, gökyüzünün sahip olduğu yıldız yolları, güzellik, intizam ve mükemmel yaratılış (tarâik ve hüsün) olarak izah eder. Angelika Neuwirth, kökün içerdiği "örme, dokuma" metaforunun, gökyüzünü kaotik, boş bir feza olarak değil, aksine ilahi bir sanatkar tarafından ilmek ilmek dokunmuş, yörüngelerle bezenmiş estetik ve mimari bir şaheser olarak resmettiğini, bunun erken Mekke vahiylerinin güçlü görsel imgelemine harika bir örnek teşkil ettiğini ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, "h-b-k" kökünün eski Arap kültüründe bir zırhın ustalıkla örülmüş halkalarını veya rüzgarın çölde bıraktığı muntazam izleri tasvir etmekte kullanıldığını hatırlatarak, bu kelimenin gökyüzündeki muazzam yıldız sistemlerinin, galaksilerin ve yörüngelerin ahenkli ağını çok çarpıcı bir teşbihle muhataba sunduğunu vurgular. Prof. Dr. Sadık Kılıç, etimolojik bağlamdaki "sıkı dokunmuşluk" manasının, kozmolojik nizamdaki çatlak veya boşluk kabul etmeyen mükemmel işleyişe, evrenin adeta kusursuz bir kumaş gibi sağlam bir bütünlük arz ettiğine işaret ettiğini belirtir. Prof. Dr. Hidayet Aydar, kelimenin çoğul formunun, gökyüzündeki sadece tek bir yol veya yapıya değil, iç içe geçmiş, karmaşık ancak bir o kadar da düzenli sayısız yörünge ve sisteme delalet ettiğini morfolojik bir tespitle dile getirir.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla