فَالْحَامِلَاتِ وِقْراًۙ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Zâriyât Sûresi, 2. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: zariyat suresi 2. ayet, tozutup savuranlar, yük taşıyanlar, bulut, rüzgar, yemin, zariyat suresi, zariyat 2
-
1-4. "Savurdukça savuranlara, yükü taşıyanlara, kolaylıkla akıp gidenlere, işleri taksim edenlere andolsun.”
Savurdukça savuranlara andolsun. Bu âyetin ne anlama geldiği Hz. Ali’ye (r.a.) sorulmuş, o da şu cevabı vermiştir: Zâriyât rüzgârdır; yükü taşıyanlara andolsun cümlesindeki taşıyanlar’dan maksat bulutlardır; kolaylıkla akıp gidenlere andolsun sözünden maksat da gemilerdir; işleri taksim edenlere andolsun kelâmıyla da melekler kastedilmiştir. Müfessirlerin geneli de bu görüştedirler. Ancak İbn Abbâs (r.a.) şöyle demiştir: Savurdukça savuranlara andolsun cümlesinde melekler kastedilmiştir. Burada geçen savuranlar ve diğer sözü edilenlerin hepsinin özellikle rüzgâr mânasına yorumlanması mümkündür; zâriyât, nesneleri savururlar, hâmilât bulutları ve diğer nesneleri taşırlar, câriyât süzülüp giderler, mukassimât da bulutları ve diğer taksim edilmesi gerekenleri çeşitli ülkelere taksim ederler. Bütün bu isimleri, müfessirlerin de yorumladıkları gibi herhangi bir varlık türü ve çeşidiyle yorumlamak caizdir. İbn Kuteybe şöyle dedi: “Zerven” (ذَرْوًا) kelimesi, “zerati’r-rîhu, tezrû, zerven” (ذَرَتِ الرِّيحُ، تَذْرُو، ذَرْوًا) denilir, bu da rüzgâr savurup dağıttı anlamına gelir. Nitekim başka bir âyette şöyle geçmektedir: “Bitki rüzgârın savurduğu çerçöp haline gelmiştir”. Harmanı savurdum denilince de aynı fiil kullanılır. Çünkü savurmak, ancak rüzgârla olur. Bu fiil, tefâ'ul (تَفَاعُل) bâbından kullanıldığında zirveye çıkmak anlamına gelir. "Zerie, yezrau, zeraen fe-hüve ezra'" (زَرِعَ، يَزْرَعُ، زَرَعًا فَهُوَ أَزْرَعُ) fiili ise saçın kısmen ağarması anlamına gelir. Koyunun kuyruğu beyaz olunca, ona "râliyetün zer'â" (رَالِيَةٌ زَرْعَاءُ) denilir. Kolaylıkla akıp gidenlere; yani suda kolaylıkla akıp giden gemiler. Ebû Avsece “yüsran” (يُسْرًا) kelimesine kolayca diye mâna verdi. İşleri taksim edenler; bunlardan maksat meleklerdir. Ancak buradaki taksim işinde farklı görüşler vardır. Bazıları şöyle dedi: İşleri taksim edenler dört melektir; Cebrâil aleyhisselâm vahyi indirir, azabı ve zorlukları dağıtır. Mikâil de iner ve nimet, bolluk, rahatlık dağıtır. İsrâfil sûra üfürür, ölüm meleği de insanların ruhlarını almak için iner. Bu meleklerin her biri, belli bir emri yerine getirmekle yükümlüdür. Bazıları da şöyle dedi: Onlar, İlâhî vahyi indirmekle görevli meleklerdir, onu birbirlerinden alırlar, çünkü Allah Teâlâ vahyi, dilediği meleklerle gönderir. En doğrusunu Allah bilir.
Sonra burada geçen rüzgârlar, gemiler, bulutlar ve meleklerin neden bahsedildiğine dair ihtilaf edilmiştir. Müfessirlerin geneli şöyle der: Cenâb-ı Hak, adlarına yemin etmek için bunlardan söz etmiştir. Bazıları da şöyle dedi: Allah Teâlâ’nın insanlar için yarattığı faydaları ve nimetleri saymak amacıyla bunlardan bahsetmiştir, bunlar, görüşlerini şöyle delillendirirler: Allah Teâlâ, kendisinden başka biri adına yemin etmeyi bize yasakladığı halde, kendisi başkası adına nasıl yemin eder? Bütün bunları, onlar adına yemin etmek için değil, verdiği nimetleri hatırlatmak amacıyla zikretmiştir. Yemin etmek amacıyla bunlardan bahsettiğini söyleyenler de farklı görüşlere sahiptirler. Onlardan bazıları şöyle der: Sözü edilen bu varlıklara yemin etmek, onların hepsinin yaratılanlara büyük faydalar sağlamasından dolayıdır. Bazıları da şöyle dedi: buradaki yemin, bu varlıkların bizzat kendilerine değil, Allah adına yapılmıştır ve cümlede gizli bir kelime vardır. Allah sanki şöyle demektedir: Savurdukça savuranları yaratana, yükü taşıyanları var edene, kolaylıkla akıp gidenleri ve işleri taksim edenleri yokluktan varlık alanına çıkarana andolsun. Nitekim Allah başka bir âyette göğü ve yeri yaratana yemin etmektedir; "Göğün ve yerin Rabb’ine andolsun!”. Dolayısıyla açıklamaya çalıştığımız âyetlerde sözü edilen varlıkların kendilerine değil, onları yaratan adına yemin etmektedir. Ancak aktardığımız iki yorumdan her biri de ihtimal dahilindedir. Çünkü burada, öldükten sonra dirilmekle ilgili gerekli delilleri ve kanıtları ortaya koyduktan ve onun mutlaka vuku bulacağını ispat etmenin ardından da tekrar dirilmeye dair kâfirlerin duydukları şüphe ve tereddütleri kaldırmak İçin yemin edilmiştir, onlar eğer düşünüp tefekkür etselerdi bu konuda duydukları şüphe ve tereddütleri yok olacaktı. Yemin, insanlar nezdinde saygın, değerli ve büyük önemi olan bir şeyin vukuunu teyit etmek için yapılır, böylece insanlar için, yemine bağlı olan haber tekit edilmiş olur. Allah Teâlâ tarafından yapılan yeminin amacı da sözü edilen ve kâfirler nezdinde önemli ve kıymetli olan bu varlıkları yaratanın Allah olduğunu belirtmektir, çünkü onlar, büyük ve önemli işlerde Allah adına yemin ediyorlardı. Nitekim Allah şöyle demektedir: Onlar Allah adına kuvvetle yemin ettiler”. Dolayısıyla bir esası tekit etmek amacıyla yemin etmek caizdir.
Rüzgârın Faydaları
Aynı şekilde bu varlıklar adına yapılan yemin, insanların nazarında bunların faydaları çok büyük olduğundan dolayı, önemli oluşlarının büyüklüğünü tekit etmek mânası da taşır. İnsanlar arasında yaygın olan da ancak kendilerince değeri üstün ve önemi büyük olan varlıklar adına yemin etmeleridir. İşte Allah da insanlar nezdinde değeri üstün ve tehlikesi büyük olduğunu bildiğinden dolayı bu varlıkların adını belirterek yemin etmektedir. Meselâ rüzgârın faydaları pek çoktur; Allah onunla çeşitli kavimleri helâk etmiş, köklerini kurutmuştu, meyveleri ve ağaçları onunla aşıladı, yağmur yağdırması için bulutları onunla farklı bölgelere şevketti, denizde gemileri onunla yürüttü. Bunun gibi daha pek çok faydası vardır. Rüzgâr aynı zamanda canlıların teneffüs etmelerini sağladığı için hayat sebebidir, hava almalarına vesiledir. Rüzgârın harmanı savurmaya da faydası vardır, rüzgâr olmasaydı insanlar harmanı savurmakta çok zorluk çekerlerdi. Hâsılı rüzgârda mûcize değerinde pek çok alâmetler vardır; çünkü rüzgâr latif bir cisimdir, varlığı hissedilip görülür, ama mahiyeti idrak edilemez, bu da görmenin idrak ve ihâtayı gerektirmediğinin bilinmesi içindir. Daha önce de geçtiği gibi rüzgârın mûcize oluşu ile ilgili pek çok söz söylenebilir.
Bulutların Faydaları
Yükü taşıyanlar. Bundan maksat bulutlardır, onların da yağmurları taşımak, sıcaklarda gölge yapmak gibi yaratılanlara pek çok faydası vardır. Bunun dışında onda da mûcizeler vardır; çünkü Allah onu havada tutuyor, taşıdığı ağır yüklere rağmen rüzgârın şevki esnasında yere düşmüyor. Sonra Allah’ın emrettiği yere yağmur götürüyor, çünkü bazı yerlerde bulut görülüyor, fakat yağmur yağmıyor. Bu durum, onun kendi isteğiyle değil Allahın emriyle yükseldiğini, yağmuru tuttuğunu ve götürdüğünü gösterir. O, emir altındadır, dolayısıyla mutlaka bir emredeni vardır. Çünkü işini tabiatı gereği yapsaydı, şartların değişmesiyle değişikliğe uğramazdı. Onda aynı zamanda ölümden sonra dirilmenin delili de vardır, çünkü onun gibisini yaratmak, ancak bir netice elde etmek içindir.
Gemilerin Faydaları
Cenâb-ı Hak, kolaylıkla akıp gidenlere, yani gemilere de yemin etmektedir. Çünkü gemilerde de insanlar ve hayvanlar için çeşitli faydalar vardır. Eğer gemiler olmasaydı, canlıların sahip olduğu faydaların pek çoğu elde edilemezdi. Zira insanın ihtiyaç duyduğu faydalar tek bir yerde bulunmaz, aksine Allah onu değişik mekânlara serpiştirmiştir. Bu faydaları ve ihtiyaçları elde etmenin de iki yolu vardır: Ya karada hayvanların sırtında taşımakla, ya da denizde gemilerde taşımakla onlara ulaşılır. Onların bu faydalan yanında, ağırlığına rağmen Allah’ın onu denizin dibine batırmaması, aksine Allah’ın emriyle ve rüzgâr vasıtasıyla insanların istedikleri yere o yükleri götürmeleri de büyük bir mûcizedir. Meleklerin faydalan ise çok büyüktür ve gözler önündedir. Onların değerlerinin üstünlüğü ve önemlerinin büyüklüğü de insanlar nezdinde gayet açıktır.
Allah'ın Nesneler Adına Yemin Etmesi
Durum böyle olunca, önemleri akıl yoluyla anlaşılan bu varlıklara yemin etmek, adına yemin edilenin haberini tekit etmek mânasına gelir. Bu bilinen bir durumdur. Bazılarının, “Allah kendisinden başkası adına yemin etmeyi kullarına yasaldadı, böyleyken kendisi nasıl yemin eder?” demelerinin mânası yoktur. Çünkü Cenâb-ı Hakk’m kendisinin bir varlık adına yemin etmesi, fakat bu varlık adına yemin etmeyi bize yasaklaması mümkündür. Çünkü bir varlık adına yemin etmek, yüceltmek mânasına gelir. Allah’tan başka hiçbir varlık ve hiçbir kimse tâzime, yani yüceltilmeye lâyık değildir, bundan dolayı bize Allah adına yemin etmemizi emretmektedir. Çünkü hakikatte yüceltilmeye lâyık olan sadece Allah’tır. Çünkü O, bütün mevcudatı yaratandır. Allah Teâlâ’nın kendisinden başka bir varlık adına yemin etmesine gelince, bu bizzat o varlığı yüceltme mânasına gelmez, aksine yaratılanlar için onda pek çok fayda bulunduğunu beyan etmek mânasına gelir. Zaten bunların değeri insanlar katında da büyüktür, dolayısıyla Allah’m onu belirtmiş olması, İnsanlar nezdinde tehlikesinin de büyüklüğünü gösterir. En doğrusunu Allah bilir.
Allah Teâlâ sonra, adına yemin etmiş olduğu bu nesnelerin kendilerini değil fonksiyonlarını belirtmektedir. Halbuki yemin bir varlığın fiillerine değil, kendisine yapılır. O varlıkların fiillerini belirtmekle, ya o kâfirler bunu duydukları anda bizzat o varlıkları tanımış ve bilmiş olacaklar, ya da anlamadıkları takdirde onu soracaklar ve neyin kastedildiğini öğreneceklerdir. En doğrusunu Allah bilir.
Yorumu Yorumla
-
Fe'l-hâmilâti (فَالْحَامِلَاتِ)
İbn Fâris, "h-m-l" kökünün temel olarak bir şeyi sırtlanmak, yüklenmek ve taşımak anlamına geldiğini belirtir ve burada "hâmilât" kelimesinin, suyu taşıyan bulutlar anlamında kullanıldığını ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, yük taşımak anlamına gelen kökten türeyen "hâmilât" kelimesinin, ağır bir yükü gövdesinde barındıran ve taşıyan bulutları ifade ettiğine dikkat çeker. Celaleddin el-Suyuti, kelimeyi rüzgarların ardından gelen ve ağır yağmur yükünü taşıyan bulutlar olarak klasik tefsir ve dilbilim geleneğine uygun bir şekilde açıklar. Angelika Neuwirth, "hâmilât" kelimesinin önceki ayetteki eylemlerle ritmik bir uyum içinde olan dişil çoğul ism-i fâil formunda olduğunu ve bu yapının erken dönem Mekke surelerindeki kasem (yemin) üslubunun dramatik gerilimini artıran bir unsur olarak işlev gördüğünü ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin Arap dilinde fiziksel bir yük taşıyan nesneleri ifade etmesinin yanı sıra, burada bulutların taşıdığı tonlarca suyun ağırlığına dikkat çekmek için kullanıldığını, böylece doğa olaylarındaki muazzam gücün muhatabın zihnine nakşedildiğini belirtir. Prof. Dr. Sadık Kılıç, etimolojik olarak taşıma eylemini bildiren bu kelimenin, doğadaki su döngüsünde bulutların üstlendiği aktif işlevi, sanki canlı birer taşıyıcıymışlar gibi somutlaştırarak anlattığını vurgular.
Vikran (وِقْرًا)
İbn Fâris, "v-k-r" kökünün esas itibarıyla ağırlık ve ciddiyet anlamlarına geldiğini, "vikr" kelimesinin ise sırtta veya başta taşınan ağır ve somut yükler için kullanıldığını, bu bağlamda bulutların taşıdığı yoğun suyu ifade ettiğini açıklar. Râgıb el-İsfahânî, "vikr" kelimesinin genellikle ağır yükleri tanımlamak için kullanıldığını, işitme kaybı için kullanılan "vakr" kelimesiyle aynı kökten gelip her ikisinde de bir tür ağırlık manası barındırdığını, burada ise bulutların yüklendiği muazzam su kütlesine işaret ettiğini belirtir. Celaleddin el-Suyuti, "vikran" kelimesini, bulutların taşıdığı yoğun ve ağır yağmur damlaları olarak gramatik bir nesne (mef'ul) şeklinde izah eder. Theodor Nöldeke, kelimenin vezin uyumuna dikkat çekerek, "vikran" gibi formların ayet sonlarında veya ortalarında ritmi belirleyen ve yemin üslubunun vurgusunu artıran kadans unsurları olduğunu ifade eder. Prof. Dr. Hidayet Aydar, kökündeki ağırlık anlamının taşıma eyleminin mef'ulü olarak pekiştirici bir işlev gördüğünü ve soyut bir meteorolojik olayın somut bir yük taşıma sahnesi şeklinde resmedildiğini belirtir.
Yorumu Yorumla
Yorumu Yorumla