Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Zuhruf Sûresi, 46. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Zuhruf Sûresi, 46. Ayet

    وَلَقَدْ اَرْسَلْنَا مُوسٰى بِاٰيَاتِنَٓا اِلٰى فِرْعَوْنَ وَمَلَا۬ئِه۪ فَقَالَ اِنّ۪ي رَسُولُ رَبِّ الْعَالَم۪ينَ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Ve lekad erselnâ mûsâ bi-âyâtinâ ilâ fir’avne ve mele-ihi fekâle innî rasûlu rabbi-l’âlemîn(e)

    Yorum

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      “Mûsâ’yı, mûcizelerimizle destekleyerek Firavun ve çevresine gönderdik. (Onlara) 'Ben âlemlerin Rabb’inin elçisiyim’ dedi.”

      Mûsâ’yı, mûcizelerimizle destekleyerek Firavun ve çevresine gönderdik. Mûsâ aleyhisselâma verilen mûcizeleri muhtelif yerlerde açıklamıştık. Bu âyette onun risâleti tebliğ etmesi emredilmektedir. Ben âlemlerin Rabb’inin elçisiyim cümlesi, kendi canlarından korksalar bile risâleti tebliğ etmekte peygamberlerin takıyye yapamayacaklarına işaret etmektedir.​

      Yorum

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Erselnâ (أرسلنا)

        İbn Fâris, r-s-l kökünün asıl anlamının bir şeyi serbest bırakmak, peş peşe göndermek ve yönlendirmek olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "irsâl" eyleminin ilahi bir mesaj ve yetkiyle donatılmış bir elçiyi belirli bir hedefe yollamak olduğunu açıklar. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, ayetteki bu fiilin, ilahi iradenin insanlık tarihine ve yeryüzündeki firavunluk düzenine doğrudan, aktif ve sarsıcı bir müdahalesini nitelediğini ifade eder.

        Mûsâ (موسى)

        Arthur Jeffery, bu ismin Arapça kökenli olmadığını, İbranicedeki "Mosheh" (sudan çıkarılmış) veya Eski Mısırcadaki "mose" (çocuk/oğul) kelimelerinden Arapçaya geçtiğini belirtir. Theodor Nöldeke, ismin Kitab-ı Mukaddes geleneğiyle olan güçlü bağına dikkat çekerek, Kur'an'ın bu figürü kullanarak kendi tevhidi mesajını kadim peygamberlik silsilesiyle bütünleştirdiğini ifade eder. Angelika Neuwirth, Mekki surelerin polemik yapısı içinde Hz. Musa figürünün, Hz. Muhammed'in tebliğ ve mücadele sürecindeki en büyük "tipolojik öncü" (arketip) olarak sunulduğunu; Firavun'a karşı verilen bu kadim mücadelenin, Mekke aristokrasisine karşı verilen tarihsel mücadeleyle eşleştirildiğini savunur.

        Âyâtinâ (بآياتنا)

        İbn Fâris, e-y-y kökünün asıl anlamının bir şeye işaret eden alamet, nişan ve belirti olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "âyet" kelimesinin burada sıradan bir işaret değil, aklı aciz bırakan, peygamberin doğruluğunu kanıtlayan apaçık ilahi mucizeler olduğunu açıklar. Toshihiko Izutsu, ayet kavramını Kur'an'ın iletişim felsefesi çerçevesinde inceler; bunların Allah'tan insana yöneltilmiş, evrensel teolojik mesajlar taşıyan ve muhatabın zihinsel bir çabayla çözmesini (idrak etmesini) bekleyen olağanüstü "şifreler" veya "ontolojik kanıtlar" olduğunu vurgular.

        Fir'avne (فرعون)

        Arthur Jeffery, kelimenin Arapça olmadığını, Eski Mısırcadaki "Per-aa" (büyük ev/saray) unvanından İbranice ve Süryanice aracılığıyla Arapçaya geçtiğini ve aslında bir kraliyet unvanıyken Kur'an'da özel isme dönüştüğünü belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu ismin kibrin, zulmün ve ilahlık iddiasının sembolü olan Mısır krallarını nitelediğini söyler. Toshihiko Izutsu, Firavun'u Kur'an'ın inanç ve ahlak semantiğinde en tepedeki "müstekbir" (kibirli tiran) arketipi olarak tanımlar; onun, yaratıcıya karşı "istiğna" (kendini yeterli görme) hastalığının varabileceği en uç noktayı, yani ontolojik bir isyanı ve küstahlığı temsil ettiğini vurgular. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, Firavun kavramının sadece tarihsel bir şahsiyeti değil, yeryüzünde ilahi otoriteyi reddederek kendi sömürü düzenini ve mutlak iktidarını tanrılaştıran baskıcı siyasal statükoyu simgelediğini ifade eder.

        Meleihi (وملئه)

        İbn Fâris, m-l-e kökünün asıl anlamının bir şeyi doldurmak olduğunu; toplumun ileri gelenlerine, heybetleriyle gözleri, fikirleriyle ve güçleriyle meclisleri "doldurdukları" için "mele'" dendiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu kelimenin hükümdarın etrafındaki danışmanlar heyetini, karar alıcı elit sınıfı ve aristokratları nitelediğini açıklar. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, ayette Firavun'la birlikte doğrudan "mele" (seçkinler) sınıfının hedef alınmasının sosyolojik önemine dikkat çeker; Hz. Musa'nın mücadelesinin sadece tek bir diktatöre değil, o diktatörlüğü ayakta tutan, ona ideolojik meşruiyet sağlayan ve tüm ekonomik imtiyazları elinde bulunduran "oligarşik yapıya" karşı yürütüldüğünü, hakikate en büyük direncin de daima bu imtiyazlı sınıftan geldiğini belirtir.

        Resûlu (رسول)

        İbn Fâris, r-s-l kökünün bir şeyi yönlendirmek ve peş peşe elçi göndermek olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, risalet kavramının, kendisini gönderen otoritenin mesajını ve iradesini muhataba ulaştırmakla görevli elçiyi ifade ettiğini açıklar. Toshihiko Izutsu, ayette Musa'nın (as) Firavun karşısında bu sıfatı kullanmasının, insanın kendi hiçliğini kabul edip tüm gücünü ve meşruiyetini arkasındaki o mutlak otoriteden (Allah'tan) almasını simgelediğini; Firavun'un sahte "ilahlık" iddiasına karşı, Musa'nın "elçilik" vasfıyla muazzam bir teolojik meydan okuma sergilediğini vurgular.

        Rabbi (رب)

        İbn Fâris, r-b-b kökünün asıl anlamının bir şeyi ıslah etmek, korumak, ona sahip olmak ve aşama aşama terbiye etmek olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "Rabb" kelimesinin varlığı yokluktan çıkarıp kendi kemaline erdiren mutlak ve yegane efendi olduğunu açıklar. Toshihiko Izutsu, bu kavramın Kur'an'ın ontolojik merkezinde yer aldığını; Hz. Musa'nın bu kelimeyi Mısır'daki egemenlik iddiasına karşı bir felsefi argüman olarak kullandığını, mülkün, idarenin ve yasa koymanın sadece Allah'a ait olduğunu ilan ettiğini belirtir.

        el-'Âlemîn (العالمين)

        İbn Fâris, a-l-m kökünün asıl anlamının iz, nişan, bir şeye işaret eden alamet ve bilgi olduğunu; "âlem" kelimesinin de Yaratıcısına işaret ettiği, O'nun varlığının bilinmesine vesile olduğu için bu ismi aldığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin Allah'ın dışındaki tüm yaratılmış varlıkları (masiva), nesilleri ve evrenleri kapsadığını açıklar. Arthur Jeffery, kelimenin köken itibarıyla Aramice ve Süryanicedeki "alma" (çağ, dünya, ebediyet) kelimesiyle etimolojik akrabalığı bulunduğunu ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, ayetteki "Rabbi'l-Âlemîn" (Alemlerin Rabbi) tamlamasının Firavun'un zihniyetine indirilmiş en sarsıcı darbe olduğunu; Firavun'un sadece Mısır topraklarındaki yerel ve kısıtlı tiranlığına karşı, Hz. Musa'nın tüm coğrafi sınırları, evrenleri ve zamanları aşan mutlak, evrensel ve ontolojik bir ilahi iktidarı (Rabbiyet'i) savunduğunu ifade eder.

        Yorum

        İşleniyor...
        X