Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Zuhruf Sûresi, 89. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Zuhruf Sûresi, 89. Ayet

    فَاصْفَحْ عَنْهُمْ وَقُلْ سَلَامٌۜ فَسَوْفَ يَعْلَمُونَ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Fasfah ‘anhum ve kul selâm(un)(c) fesevfe ya’lemûn(e)

    Yorum

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      “Onları bırak ve ‘Sizinle kavgam yok’ de. Yakında bilecekler!”

      Onları bırak, yani onlardan yüz çevir! Sizinle kavgam yok, de. Yani doğruyu ve hakkı söyle. Yakında bilecekler! Bir gün gerçeği görecekler, bu bir tehdit cümlesidir. Buradaki “selâm” kelimesi, kâfirlere değil, müminlere selâm olsun mânasına da gelebilir. Eğer bunun müminlere yönelik olduğu düşünülürse, o zaman son cümle de muhatap sigasıyla yakında bileceksiniz anlamına gelir. Bu, şu İlâhî beyanda belirtilen husustur: “Âyetlerimize inananlar sana geldiğinde onlara de ki: Selâm size!”. Buna göre Azîz ve Celîl olan Allah sanki şunu söylemektedir: Ey müminler! O kâfirlerin başına nelerin geleceğini yakında bileceksiniz! En doğrusunu Allah bilir, dönüp kendisine varılacak olan da sadece Allah’tır.

      Yorum

      • Etimolog
        • 2025
        • 4414

        #4
        Fasfah (فَاصْفَحْ)

        İbn Fâris, s-p-h kökünün bir şeyin geniş yüzü, kenarı ve bir şeyi çevirmek anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "safh" eyleminin birine yüzünün yan tarafını çevirmek, yani onu görmezden gelmek ve yaptığı hatayı affederek üzerinden geçmek (overlook) olduğunu açıklar. Ayette bu emrin, muhatapların inatçı tutumları karşısında onlarla polemiğe girmeyi bırakıp, asaletle onlardan yüz çevirmeyi nitelediğini söyler. Toshihiko Izutsu, bu kavramı Kur’an’ın "sosyal etik" semantiğinde değerlendirir; bunun pasif bir korku değil, muhatabın seviyesine inmemeyi tercih eden üstün bir ahlaki "mesafe koyma" (detachment) olduğunu vurgular. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu fiilin tebliğ sürecinin bir aşamasını simgelediğini; artık ikna olmayacak bir kitleye karşı elçinin kendi manevi bütünlüğünü korumak için onlardan "el-etek çekmesi" gerektiğini ifade eder.

        'Anhum (عَنْهُمْ)

        İbn Fâris, a-n-y kökünden türeyen bu harf-i cerin bir şeyden uzaklaşmak, onu aşmak ve geride bırakmak anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "an" edatının burada bir "ayırma" işlevi gördüğünü; peygamberin zihinsel ve ruhsal dünyasını müşriklerin karanlık atmosferinden bütünüyle tecrit etmesini nitelediğini açıklar. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu ifadenin bir "bağ koparma" beyanı olduğunu, elçinin artık muhatapların inkârından sorumlu tutulmayacağı o manevi sınırı simgelediğini belirtir.

        Ve Kul (وَقُلْ)

        İbn Fâris, k-v-l kökünün bir düşünceyi dillendirmek ve sesli ifade etmek olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "kul" emrinin burada bir vedalaşma ve son sözü söyleme makamında olduğunu; muhataplara yönelik nihai duruşun kelama dökülmesini nitelediğini açıklar. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu hitabın elçiye yönelik bir davranış modeli sunduğunu; öfke veya hakaretle değil, vakarla ve sarsılmaz bir kararlılıkla bu süreci sonlandırması gerektiğini ifade eder.

        Selâmun (سَلَامٌ)

        İbn Fâris, s-l-m kökünün asıl anlamının her türlü ayıp ve kusurdan kurtulmak, esenlik, barış ve selamet olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "selâm" kelimesinin burada bir barış antlaşması değil, "Sizinle bizim yolumuz ayrılmıştır, benden size bir zarar gelmez ama sizinle dostluğum da yoktur" anlamında bir "ayrılık selamı" (selâm-ı mütâreke) olduğunu açıklar. Arthur Jeffery, kelimenin Süryanice "shlâmâ" kelimesiyle olan kökensel bağına dikkat çekerek, bu selamın dini bir aidiyetten ziyade sosyal bir "esenlik ve ayrılma" ifadesi olarak Kur'an'da merkezileştiğini belirtir. Toshihiko Izutsu, bu kelimeyi Kur’an’ın "iletişim kodları" içinde görür; bunun cahillere ve mütekbir kitlelere karşı sergilenen o asil "suskunluk selamı" olduğunu, çatışmayı reddeden ama hakikatten de taviz vermeyen bir duruşu simgelediğini vurgular. Prof. Dr. Sadık Kılıç, selâmın burada bir emniyet ilanı olduğunu; peygamberin kendisine yapılan tüm zulümlere rağmen "yıkıcı" bir dile başvurmayarak ilahi ahlakı temsil ettiğini belirtir.

        Fesevfe (فَسَوْفَ)

        İbn Fâris, s-v-f kökünün bir şeyi koklamak, aramak ve beklemek olduğunu; "sevfe" edatının ise gelecekte vuku bulacak bir işin beklentisini nitelediğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu edatın bir "mühlet" (erteleme) içerdiğini; ancak bu ertelemenin bir belirsizlik değil, ilahi adaletin tecelli edeceği o mutlak anın "vade"si olduğunu açıklar. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, "fe" ve "sevfe" birleşiminin bir tehdit (va'îd) tonu taşıdığını; muhatapların bugünkü umursamazlıklarının yerini sarsıcı bir "gerçekle yüzleşme" sürecinin alacağını ihtar ettiğini ifade eder.

        Ya'lemûn (يَعْلَمُونَ)

        İbn Fâris, a-l-m kökünün asıl anlamının bir şeyi diğerinden ayıran nişan, işaret ve eser olduğunu; bilginin de zihinde bir iz bırakması sebebiyle bu ismi aldığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "ilm" kavramının burada "gerçeği bizzat tecrübe ederek kavramak" anlamına geldiğini; inkârcıların bugün alay ettikleri hakikatin sonuçlarını gelecekte kaçınılmaz bir şekilde "öğreneceklerini" nitelediğini açıklar. Toshihiko Izutsu, bu fiili Kur’an’ın "eskatolojik farkındalık" semantiği içinde değerlendirir; "bilmek" eyleminin burada, inkârın bedeliyle yüzleşildiği andaki o sarsıcı ve faydasız "kesin bilgi" (yakîn) anlamına geldiğini vurgular. Prof. Dr. Sadık Kılıç, fiilin geniş zaman formunda gelmesinin, bu akıbetin her an yaklaşmakta olan ontolojik bir yasa olduğunu ve muhatapların kaçamayacağı o nihai "idrak" anını simgelediğini belirtir. Aisha Abdurrahman (Bintü’ş-Şâtı), bu kapanışın sarsıcı bir "açık uçlu tehdit" barındırdığını; "yakında bilecekler" vurgusunun, suçluların zihninde korkunç bir belirsizlik ve huzursuzluk yaratmayı amaçladığını savunur.

        Yorum

        İşleniyor...
        X