سُبْحَانَ رَبِّ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ رَبِّ الْعَرْشِ عَمَّا يَصِفُونَ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Zuhruf Sûresi, 82. Ayet
Daralt
X
-
“Göklerin ve yerin Rabb’ini, arşın Rabb’ini onların yakıştırdığı niteliklerden tenzih ederim, de.”
Yani göklerin Rabb’i, yerin Rabb’i, gökte ve yerde bulunanların Rabb’i ve arşın Rabb’i olan Allah’ı tenzih ederim. Arşın Rabb’i sözüne müfessirler, tahtın Rabb’i mânasını verdiler. Ancak burada arşın taht diye tefsir edilmesi ve Allah’ın tahta nispet edilerek tahtın Rabb’i denilmesi uygun değildir. Çünkü Allah’tan başkası için tahtın Rabb’i (sahibi) denilmesi de caizdir. Bu durumda Allah ile yaratılanlar arasında bir benzerlik anlamı ortaya çıkar. Ancak şöyle denilebilir: Yaratılanlar nezdinde tahtın büyük bir kıymeti ve saygınlığı vardır, çünkü o, yaratılan nesnelerin en önemlisi ve en ilgi çekici olanlarındandır. Bunun, her türlü noksanlıktan münezzeh olan Allah’a nispeti ise, O’na saygı ve O’nu yüceltme anlamındadır, bütün âlemi O’na nispet etmek gibidir. Bu ise mümkündür. En doğrusunu Allah bilir. Burada arşın “mülk” diye yorumlanması da mümkündür, buna göre Allah şöyle söylemektedir: Göklerin ve yerin Rabb’ini, mülkün Rabb’ini O’na nispet ettikleri çocuk sahibi olmaktan ve ortakları bulunmaktan tenzih ederim. Sonra çocuk konusunun hemen arkasından göklerin ve yerin belirtilmesinin hikmetini daha önce çeşitli yerlerde açıklamıştık.
Yorum
-
Subhâne (سُبْحَانَ)
İbn Fâris, s-b-h kökünün temelinde suda yüzmek, hızlıca geçip gitmek ve bir şeyden uzaklaşmak anlamlarının bulunduğunu; "tesbih" eyleminin de Allah’ı her türlü eksiklikten ve mahlukata benzemekten hızla uzaklaştırmak (tenzih) olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu kelimenin Allah’ı şanına yakışmayan her türlü noksan sıfattan bütünüyle arındırmak ve O’nun mutlak kutsallığını ilan etmek anlamına geldiğini açıklar. Arthur Jeffery, kelimenin Süryanicedeki "şabbaḥ" (övgü, tesbih) fiiliyle olan dilsel bağına dikkat çekerek, Kur’an’ın bu terimi Allah’ın mutlak aşkınlığını ifade eden teknik bir ibadete dönüştürdüğünü ifade eder. Toshihiko Izutsu, "Subhan" kavramını Kur’an’ın "tenzih" semantiğinin merkezine yerleştirir; bunun, insanın Allah hakkındaki tüm hatalı tasavvurlarını (antropomorfizm) reddeden ontolojik bir "hayret" ve "yüceltme" nidası olduğunu vurgular. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu ifadenin bir önceki ayette reddedilen "çocuk isnadı" gibi sığ ve cahilce iddialara karşı ilahi bir kınama ve "beraat" ilanı olduğunu belirtir.
Rabbi (رَبِّ)
İbn Fâris, r-b-b kökünün asıl anlamının bir şeyi ıslah etmek, ona sahip olmak, onu geliştirmek ve bir araya getirmek olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "Rabb" kavramının bir şeyi kademe kademe olgunlaştırarak kemal noktasına ulaştıran "terbiye edici" ve "yönetici" anlamlarını taşıdığını açıklar. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu ismin sadece bir sahipliği değil, evrenin her an ilahi bir gözetim ve bakım altında olduğunu ifade eden dinamik bir otoriteyi simgelediğini belirtir. Toshihiko Izutsu, "Rab" isminin "Abd" (kul) kavramıyla olan dikey ilişkisini vurgulayarak, bu ayette tüm varlığın (gökler, yer, arş) yegane otoritesinin Allah olduğunun tescillendiğini ifade eder.
es-Semâvâti (السَّمَاوَاتِ)
İbn Fâris, s-m-v kökünün temelinde yükseklik, üstünlük ve bir şeyin zirvesi olma anlamlarının bulunduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "semâ" kelimesinin insanın üzerini örten her şeyi ve yüce olan tüm katmanları nitelediğini açıklar. Toshihiko Izutsu, bu kavramın Kur’an’ın dikey kozmolojisinde "ulvî" olanı ve ilahi hükümlerin indiği o metafizik alanı temsil ettiğini vurgular. Angelika Neuwirth, göklerin çoğul formda zikredilmesinin, evrenin çok katmanlı yapısına ve Allah’ın bu karmaşık nizam üzerindeki mutlak hakimiyetine işaret ettiğini savunur.
vel-Ardı (وَالْأَرْضِ)
İbn Fâris, e-r-d kökünün asıl anlamının alçak olan şey, ayak altındaki zemin ve her türlü yer olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "arz" kelimesinin gökyüzünün (semâ) ontolojik zıddı olarak insanın yaşam sahası olan yeryüzünü nitelediğini açıklar. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, semâvât ve arzın birlikte zikredilmesinin "tüm varlık alemi" (makrokozmos) anlamında bir kalıp ifade olduğunu ve Allah’ın her iki alanı da aynı otoriteyle yönettiğini vurguladığını belirtir.
el-Arşi (الْعَرْشِ)
İbn Fâris, a-r-ş kökünün temelinde bir şeyi inşa etmek, bina etmek, çatı ve tavan olduğunu; hükümdarın tahtına da yüksekliği sebebiyle bu ismin verildiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "arş" kavramının ilahi otoritenin ve mutlak egemenliğin merkezi olan, tüm varlığı kuşatan en yüce makamı nitelediğini açıklar. Arthur Jeffery, kelimenin Aramicedeki "arsâ" (taht, yatak) kelimesiyle etimolojik bağına dikkat çekerek, Kur’an’ın bu terimi mecazi olarak ilahi yönetimin heybetini anlatmak için kullandığını ifade eder. Toshihiko Izutsu, arş kavramını ilahi iktidarın sembolü olarak görür; göklerin ve yerin Rabbi olan Allah’ın, "Arş’ın da Rabbi" olarak nitelenmesinin O’nun tüm kozmosu kuşatan metafizik hakimiyetinin zirvesi olduğunu vurgular. Prof. Dr. Sadık Kılıç, arşın bir mekan değil, Allah’ın evrene olan mutlak nüfuzunun ve emrinin çıkış noktasını niteleyen bir temsil olduğunu belirtir.
Yasifûn (يَصِفُونَ)
İbn Fâris, v-s-f kökünün asıl anlamının bir şeyi diğerlerinden ayıran niteliklerini saymak, tasvir etmek ve karakterize etmek olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "vasf" eyleminin bir şeyin gerçek mahiyetini veya isnat edilen bir durumu dile getirmek olduğunu; ayetteki fiilin inkarcıların Allah hakkında uydurdukları o gerçek dışı, yakışıksız nitelemeleri nitelediğini açıklar. Toshihiko Izutsu, bu fiili "yanlış teoloji" üretmek üzerinden okur; müşriklerin kendi zihinlerindeki sınırlı ve çarpık kavramları mutlak olan Allah’a yansıtma çabalarının ilahi bir reddedişle karşılandığını vurgular. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu kelimenin müşriklerin Allah tasavvurundaki o hayali ve mesnetsiz kurguları ifade ettiğini; Allah’ın ise bu kurgulardan bütünüyle münezzeh olduğunu belirtir.
Yorum
Yorum