Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Zuhruf Sûresi, 81. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Zuhruf Sûresi, 81. Ayet

    قُلْ اِنْ كَانَ لِلرَّحْمٰنِ وَلَدٌۗ فَاَنَا۬ اَوَّلُ الْعَابِد۪ينَ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Kul in kâne lirrahmâni veledun fe-enâ evvelu-l’âbidîn(e)

    Yorum

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      “De ki: Rahmân’ın çocuğu olsa ona ibadet edenlerin başında ben olurum.”

      Rahmân’ın çocuğu olsa. Bu beyan iki mânaya gelir. Birincisi, Rahmân’ın çocuğu olsaydı, yani onun çocuğu yoktur demektir. Buna göre Ona ibadet edenlerin başında ben olurum cümlesi de iki mânaya gelir. Birincisi, Rahmânm çocuğu yoktur, ben O’nu çocuk sahibi olmaktan tenzih ederek kendisine ibadet edenlerin İlkiyim. Yani ben, Rahmân’ın çocuk sahibi olmadığına dair O’na iman ve tasdilde ibadet edenlerin ilkiyim. Ben Allah Teâlaya bu şekilde ibadet ediyorum. İkincisi, Rahmanın çocuğu yoktur, olsaydı bundan imtina edenlerin başında ben olurdum. Bu mânaya göre âyetteki “âbidîn” (عَابِدِينَ) kelimesi, çekinmek anlamına gelen “abide, ye’bedü” (عَبِدَ-يَعْبَدُ) kökünden gelmektedir. Bu mâna, Allah’ı çocuk sahibi olmaktan açıkça tenzih etmektedir, İlk mâna ise Allah’ı bundan kinâye yoluyla tenzih etmektedir. De ki: Rahmân’ın çocuğu olsa sözüne, Rahmân’ın çocuğu yoktur mânasına geldiği zaman böyle mâna verilir.

      İkincisi, De ki: Rahmân’ın çocuğu olsa, yani eğer Rahmân’ın çocuğu olsaydı Ona ibadet edenlerin başında ben olurum mânası verilince de iki şekilde yorumlanır. Birincisi, sizin inandığınız ve iddia ettiğiniz gibi eğer Rahmân’ın çocuğu olsaydı, O’nun çocuk sahibi olmasından ilk uzaklaşan ben olurdum ve sizi çocuğu olmayan Rahman’a davet ederdim. Nitekim Allah bir âyette meâlen şöyle buyurmaktadır: “Benim ortaklarım olduğunu iddia ettiğiniz tanrılar şimdi nerede?”. Başka bir âyette de yine meâlen şöyle buyurur: “Şimdi şu tapıp durmakta olduğun tanrına bir bak!”. Yani senin iddiana göre tanrı olan şu ilâhına şimdi bak ne oldu? İkincisi, Cenâb-ı Hak Hz. Peygambere şöyle demiş olabilir: De ki: Eğer Allah’ın çocuk sahibi olması caiz veya muhtemel olsaydı, bu şekilde O’na ilk ibadet eden ben olurdum yahut bunu ilk söyleyen ben olurdum. Ben Allah’ın resulü olduğum halde bunu dememişsem, Allah’ın çocuk sahibi olma ihtimali yoktur, böyle bir şey mümkün değildir. Nitekim Allah şöyle buyurmaktadır: “Eğer Allah (iddia ettikleri gibi) bir evlat sahibi olmak isteseydi elbette yarattıklarından dilediğini seçerdi. Ama O’nun böyle bir durumla ilgisi yoktur”. Yani Allah bir çocuk sahibi olmak isteseydi, sizin yanınızda olanı ve sizin seçtiğiniz birini değil, elbette kendi katindakilerden ve dilediği kişilerden birini seçerdi. Fakat O’nun evlat sahibi olması caiz değildir, böyle bir ihtimal de yoktur. De ki: Rahmân’ın çocuğu olsa ona ibadet edenlerin başında ben olurum meâlindeki âyet hakkında bazları şöyle dedi: Ben Allah’a bu şekilde ilk ibadet eden kişi olmadığım gibi Rahmân’ın da çocuğu yoktur. Nitekim insan şöyle der: Eğer senin dediğin hak ise ben eşeğim. Bunun anlamı şudur: Benim eşek olmadığım gibi senin söylediğin de hak değildir. En doğrusunu Allah bilir Sonra Allah Teâlâ, çocuk sahibi olmaktan kendini tenzih etmekte, çocuk sahibi olmasının caiz olmadığını söylemekte, şöyle buyurmaktadır: (Zuhruf, 82​)​

      Yorum

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Kul (قُلْ)

        İbn Fâris, k-v-l kökünün asıl anlamının bir şeyi söylemek, bir düşünceyi dillendirmek ve bir iddiada bulunmak olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "kul" emrinin peygamberin kendi iradesiyle değil, ilahi bir talimatla konuştuğunu; bu hitabın muhatabın (müşriklerin) zihnindeki çarpık tanrı tasavvurunu doğrudan hedef alan bir "hakikat ilanı" olduğunu açıklar. Toshihiko Izutsu, bu emir formunun Kur'an'ın iletişim felsefesinde "Allah ile İnsan" arasındaki dikey bağı simgelediğini; peygamberin sadece bir elçi olarak kendisine vahyedilen o mutlak mantığı (logos) seslendirdiğini vurgular. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, buradaki hitabın müşriklerin sığ mantık örgüsünü çürütmek için kullanılan bir "meydan okuma" ve diyalektik bir başlangıç olduğunu ifade eder.

        İn kâne (إِنْ كَانَ)

        İbn Fâris, k-v-n kökünün asıl anlamının oluş, meydana geliş, varlık ve bir durumun gerçekleşmesi olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "in" edatının burada iki türlü yorumlanabileceğini; ya bir şart (eğer) ya da bir nefiy (değildir) anlamı taşıdığını açıklar. Şart olması durumunda, "faraza böyle bir şey olsaydı" şeklinde bir varsayımı (tali-muqaddam) nitelediğini söyler. Prof. Dr. Hidayet Aydar, "in" edatının buradaki kullanımının aslında bir "imkansızlığı" vurguladığını; "Rahman'ın bir çocuğu yoktur/olmamıştır" şeklindeki kat'i reddin bir ön aşaması olduğunu ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu ifadenin müşriklerin mantık dünyasına girerek, onların tezini "faraziyye" düzeyine indirgeyen ve ardından bu faraziyyenin bile tutarsızlığını gösteren muazzam bir akıl yürütme olduğunu belirtir.

        lir-Rahmân (لِلرَّحْمَنِ)

        İbn Fâris, r-h-m kökünün asıl anlamının yumuşaklık, acıma, şefkat ve koruma olduğunu; ana rahmine de çocuğu sarıp koruduğu için bu ismin verildiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "Rahman" isminin Allah'ın tüm varlığı kuşatan kuşatıcı merhametini nitelediğini ve bu ismin Allah'tan başkasına verilmesinin imkansız (hasr) olduğunu açıklar. Arthur Jeffery, kelimenin köken itibarıyla Güney Arabistan dillerindeki (Himyeri/Saba) ve Süryanicedeki "Rahmana" kelimesiyle fonetik bağına dikkat çekerek, Kur'an'ın bu ismi "tek ve mutlak otorite" anlamında merkezileştirdiğini ifade eder. Toshihiko Izutsu, Rahman isminin burada seçilmesinin manidar olduğunu; müşriklerin "çocuk" isnat ederek beşerileştirmeye çalıştıkları o yüce otoritenin, aslında tüm yaratılışı varlıkta tutan o mutlak ve eşsiz merhamet kaynağı olduğunu hatırlattığını vurgular.

        Veledun (وَلَدٌ)

        İbn Fâris, v-l-d kökünün asıl anlamının bir canlının kendisinden bir cüz (parça) olarak bir başka canlıyı meydana getirmesi, neslin devamı ve türsel benzerlik olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "veled" kavramının biyolojik bir zorunluluğu ve cinsiyetli bir varlık olmayı nitelediğini; Allah'a veled isnat etmenin O'nu yaratılmışların seviyesine indirmek (antropomorfizm) olduğunu açıklar. Prof. Dr. Sadık Kılıç, veled isnadının insanın kendi sonluluk korkusunu ve "devam etme" arzusunu tanrıya yansıtması olduğunu; oysa Allah'ın "Samed" (hiçbir şeye muhtaç olmayan) sıfatıyla bu biyolojik sürekliliğin bütünüyle dışında olduğunu vurgular. Gabriel Said Reynolds, "veled" kelimesinin burada sadece "oğul" değil, müşriklerin melekleri "Allah'ın kızları" sayan o geniş kapsamlı ve yanlış "soyluluk" kurgusunu hedef aldığını belirtir.

        Fa-ena (فأنا)

        İbn Fâris, bu kelimenin kişinin kendi zatına işaret eden birinci tekil şahıs zamiri olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "fa" (takibiye) edatıyla birlikte gelmesinin, önceki varsayıma karşı verilen anlık ve sarsılmaz bir cevabı nitelediğini açıklar. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, peygamberin kendi şahsı üzerinden verdiği bu cevabın, inancın bir "temsil" ve "örneklik" boyutu olduğunu; "Eğer böyle bir şey gerçek olsaydı, bunu ilk ben kabul ederdim" diyerek dürüstlük ve hakikat arayışındaki samimiyetin zirvesini gösterdiğini ifade eder.

        Evvelu (أَوَّلُ)

        İbn Fâris, e-v-l kökünün asıl anlamının bir şeyin başlangıcı, esası, ona dönülen yer (meâl) ve öncelik olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "evvel" sıfatının burada zamansal bir öncelikten ziyade, bir duruş ve rütbe önceliğini nitelediğini açıklar. Toshihiko Izutsu, bu kavramı "hakikate teslim olma hiyerarşisi" içinde değerlendirir; peygamberin hakikat nerede olursa olsun ona yönelmedeki o ödünsüz önceliğini (primacy) simgelediğini vurgular.

        el-Âbidîn (الْعَابِدِينَ)

        İbn Fâris, a-b-d kökünün iki temel anlamı olduğunu belirtir: Birincisi boyun eğmek ve kulluk etmek; ikincisi ise bir şeyden kaçınmak, nefret etmek ve onu reddetmek (abede). Râgıb el-İsfahânî, kelimenin genellikle "ibadet edenler" anlamında kullanıldığını; ancak bu ayet bağlamında bazı dilcilerin kelimeyi "inkar edenler/reddedenler" (abede kökünden) şeklinde yorumladıklarını, yani "Eğer bir çocuk isnadı olsaydı, buna en şiddetli şekilde ben karşı çıkardım" anlamını taşıdığını belirtir. Toshihiko Izutsu, ibadet kavramını "mutlak bağlılık" olarak tanımlar; ayetteki ironik vurgunun, peygamberin sadece hakikate (Allah'ın tekliğine) ibadet ettiğini, dolayısıyla sahte çocuk iddialarının zaten bu ibadetin doğası gereği imkansız olduğunu nitelediğini açıklar. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin "ibadet edenler" anlamında kalması durumunda ayetin; "Eğer Rahman'ın bir çocuğu olsaydı (ki bu imkansızdır), onun tanrısal bir niteliği olacağı için ona ilk kulluğu ben yapardım; ama yok, o halde kulluğum sadece tek olan Allah'adır" şeklindeki o meşhur diyalektik kanıtı (burhan-ı limmî) tamamladığını ifade eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu kelimenin müminin hakikat karşısındaki "esnekliğini" değil, aksine sadece "gerçek olanın" peşinde gitme konusundaki o sarsılmaz dindarlığını simgelediğini belirtir.

        Yorum

        İşleniyor...
        X