اَمْ اَبْرَمُٓوا اَمْراً فَاِنَّا مُبْرِمُونَۚ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Zuhruf Sûresi, 79. Ayet
Daralt
X
-
“Onlar bir şeye kesin karar verdilerse biz de vermişizdir.”
Allah tarafından kullanılan soru edatına verilecek cevabın olumluluk ve gereklilik mânasına geldiğini daha önce söylemiştik. Burada Cenâb-ı Hak sanki şunu söylemektedir: Onlar bir şeye kesin karar verdiler, biz de karar verdik. Burada onların kesin karar verdikleri hüküm, muhtemelen başka bir âyette ifade buyurulan karardır: “Hatırlar mısın? İnkâr edenler seni etkisiz hale getirmek için tuzaklar kuruyorlardı”. Onların kesin karar verdikleri hüküm, âyette belirtildiği gibi Resûlullah'a (s.a.) tuzak kurmak istemeleriydi. En doğrusunu Allah bilir. Onların kesin karar verdikleri hükmün bundan başka bir iş olması da muhtemeldir. Olay nasıl olduysa oldu, bu âyette iki hususa işaret vardır. Birincisi, onların kendi aralarında gizlice karar verdikleri hüküm, Allah Teâlâ’nm bildiğini ve gördüğünü anlamaları için Cenâb-ı Hak bunu belirtmektedir. Çünkü onlar, gizlice karar verdikleri hükmü Allah’ın bilmediğini ve duymadığını zannediyorlardı. Bundan dolayı Allah şöyle buyurmaktadır: “Yoksa onlar bizim, gizlediklerini ve fısıldaştıklarını işitmediğimizi mi sanıyorlar!”. İkincisi, burada Resûlullah’ın (s.a.) peygamberliğine dair delil vardır. Çünkü onlar bu işe kendi aralarında ve gizlice karar vermişlerdi, fakat Resûlullah (s.a.), bunu kendisine Allah’ın bildirmesi sayesinde öğrendiğini anlamaları için onların verdikleri kararı kendilerine haber verdi.
Biz de karar vermişizdir. Bu beyan, onların verdikleri kararın cezasını kendilerine vereceğiz mânasına gelebilir. Onların verdikleri kararın yönetimi bize aittir ve kurdukları bütün tuzaklara hâkim olan biziz anlamına da gelebilir. Nitekim Allah Teâlâ meâlen şöyle buyurur: “Bütün tedbirlere hâkim olan Allah’tır”. İşte âyet-i kerîme sözünü ettiğimiz bu iki mânaya gelir.
Yorumu Yorumla
-
Em (أَمْ)
İbn Fâris, bu edatın bir yöne doğru meyl etmeyi ve bir konudan diğerine geçişi (idrâb) sağlayan bir harf olduğunu belirtir. Ayetteki işlevinin, inkarcıların bir önceki ayette zikredilen "hakikatten nefret etme" durumlarından, daha ileri bir aşama olan "sinsi plan kurma" aşamasına geçişi nitelediğini açıklar. Râgıb el-İsfahânî, "em" edatının burada "yoksa" anlamında bir soru (istikham) üslubu kattığını; ancak bu sorunun bir bilinmezliği değil, inkarcıların gizli kapılar ardında kurguladıkları o sinsi niyetleri bütünüyle ifşa etme amacı taşıdığını belirtir.
Ebremû (أَبْرَمُوا)
İbn Fâris, b-r-m kökünün asıl anlamının bir ipi iki kat yapıp sıkıca bükmek, bir şeyi sağlamlaştırmak ve pekiştirmek olduğunu belirtir; gevşekliğin (naqd) tam zıddıdır. Râgıb el-İsfahânî, "ibrâm" eyleminin bir kararı geri dönülemeyecek şekilde kesinleştirmek, onu bozulma ihtimalinden uzaklaştırmak anlamına geldiğini; ayette müşriklerin Hz. Peygamber'e karşı giriştikleri o son derece kararlı ve sinsi planı/tuzağı nitelediğini açıklar. Toshihiko Izutsu, bu fiilin müşriklerin "istikbar" (kibir) halinin bir sonucu olduğunu; onların kendi rasyonel planlarına ve toplumsal güçlerine öylesine güvendiklerini ki, aldıkları kararı (ibram) ilahi iradeye karşı sarsılmaz bir kale sandıklarını vurgular. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin Kureyşli elitlerin Darunnedve gibi mekanlarda aldıkları "nihai ve bağlayıcı" politik kararları ifade ettiğini; onların bu "sağlamlaştırma" (ibram) eylemiyle hakikati boğabileceklerini hayal ettiklerini belirtir.
Emran (أَمْراً)
İbn Fâris, e-m-r kökünün bir şeyi emretmek, bir iş ve durumun üzerine işaret koymak olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "emr" kelimesinin burada müşriklerin kurguladığı o sinsi "iş/plan" anlamına geldiğini açıklar. Toshihiko Izutsu, bu kavramı "karşı-plan" (tadbir) olarak tanımlar; müşriklerin kendi elleriyle bir "düzen" (emr) kurmaya çalıştıklarını ancak bu düzenin ilahi olanın karşısında sadece bir "iddia" olarak kaldığını vurgular. Prof. Dr. Sadık Kılıç, "emr" kelimesinin belirsiz (nekre) gelmesinin, kurulan bu planın karanlığına, gizliliğine ve barındırdığı büyük tehlikeye işaret ettiğini ifade eder.
Fe-innâ (فَإِنَّا)
İbn Fâris, "inne" edatının bir işi pekiştirmek ve kesinlik kazandırmak olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "fe" (takibiye) edatıyla başlayan bu yapının, müşriklerin planına (ibram) karşı Allah'ın cevabının anında ve mutlak olduğunu nitelediğini açıklar. Allah'ın kendi otoritesini "biz" (na) çoğul formuyla vurgulayarak, ilahi iradenin tüm ihtişamıyla bu plana müdahale edeceğini tescillediğini söyler.
Mubrimûn (مُبْرِمُونَ)
İbn Fâris, b-r-m kökünün bir şeyi sarsılmaz hale getirmek anlamını taşıdığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "mubrim" sıfatının Allah'a nispet edilmesinin, O'nun verdiği hükmün ve kurduğu karşı-planın asla bozulamaz, delinemez ve geri çevrilemez olduğunu nitelediğini açıklar. Toshihiko Izutsu, bu kelimenin kullanımında muazzam bir "karşıtlık" (semantik simetri) bulunduğunu; insanın cüzi iradesiyle aldığı karara (ebremû) karşı, Allah'ın külli iradesiyle koyduğu o sarsılmaz hükmün (mubrimûn) mutlaka galip geleceğini vurgular. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu nitelemenin müşriklere yönelik ilahi bir "meydan okuma" olduğunu; "Sizin ipiniz ne kadar sıkı (ibram) olursa olsun, Bizim hükmümüz ondan daha sağlamdır" mesajını verdiğini, dolayısıyla onların sinsi planlarının daha başlangıçta mahkum edildiğini ifade eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, "mubrimûn" kelimesinin ism-i fail formunda gelmesinin, Allah'ın her an müdahil olan ve kurulan tüm tuzakları kendi sarsılmaz yasasıyla (sünnetullah) boşa çıkaran mutlak fail oluşunu tescil ettiğini belirtir.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla