وَمَا ظَلَمْنَاهُمْ وَلٰكِنْ كَانُوا هُمُ الظَّالِم۪ينَ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Zuhruf Sûresi, 76. Ayet
Daralt
X
-
“Biz onlara haksızlık etmedik, kendilerine haksızlık edenler onlardır.”
Biz onlara haksızlık etmedik, yani vermiş olduğumuz bu azapta biz onlara haksızlık yapmadık. Kendilerine haksızlık edenler onlardır, yani kendilerinden azabı defetme gücüne sahip olana kulluğu bırakıp azabı defetme gücüne sahip olmayana tapmak suretiyle asıl onlar kendilerine zulmettiler. En doğrusunu Allah bilir. Bu âyet, kendileriyle ilgili gerekli beyanda bulunmamak suretiyle onlara haksızlık yapmış değiliz mânasına da gelebilir, yani biz onların lehine ve aleyhine olan işleri açıklamayı ihmal etmedik, aksine her iki yolun akıbetinin nereye varacağını, şu işin ve şu yolun onları nereye götüreceğini kendilerine açıkladık. Fakat onlar, kendilerini bu felâkete götüren yolu tercih ederek kendilerine zulmetmişlerdir. En doğrusunu Allah bilir.
Yorum
-
Mâ (مَا)
İbn Fâris, bu edatın burada "nefiy" (olumsuzlama) işlevi gördüğünü ve zulüm eyleminin Allah'a isnat edilmesini kesin bir dille reddettiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "mâ" edatının ilahi adaletin mutlaklığını vurguladığını; cezalandırma eyleminin bir "haksızlık" değil, bir "karşılık" olduğunu niteleyerek, Allah'ın fiilindeki her türlü keyfiliği dışladığını açıklar.
Zalemnâhüm (ظَلَمْنَاهُمْ)
İbn Fâris, z-l-m kökünün asıl anlamının bir şeyi ait olduğu yerin dışına koymak, sınırları çiğnemek ve karanlık olduğunu belirtir. Allah'ın onlara zulmetmemesinin, onlara hak etmedikleri bir cezayı vermediğini veya kendilerine tanınan mühlet ve imkanları haksızca eksiltmediğini nitelediğini ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, "zulüm" kavramının burada ilahi iradenin adaletten sapması ihtimalini bütünüyle ortadan kaldırdığını; Allah'ın mülkünde haksızlık yapmasının ontolojik olarak imkansız olduğunu vurgular. Toshihiko Izutsu, bu fiili ilahi adalet (adl) semantiği içinde değerlendirir; zulmün yokluğunun, azabın bütünüyle rasyonel ve ahlaki bir zemine, yani suçluların kendi özgür tercihlerine dayandığını ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu nitelemenin cehennemliklerin "Biz neden buradayız?" şeklindeki olası itirazlarını daha baştan çürüten bir "adalet beyanı" olduğunu; Allah'ın onlara sadece kendi elleriyle ürettikleri karanlığı (zulmü) iade ettiğini belirtir.
Lâkin (لَٰكِنْ)
İbn Fâris, bu edatın "istidrak" (önceki sözdeki yanlış anlamayı giderme ve hakikati açıklama) işlevi gördüğünü belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "lâkin" edatının burada dikkati ilahi fiilden (cezalandırma), asıl sebebe (suçluların karakterine) çevirdiğini; sorumluluğun asıl adresini kesin olarak belirlediğini açıklar.
Kânû (كَانُوا)
İbn Fâris, k-v-n kökünün asıl anlamının oluş, varoluş ve bir durumun yerleşikliği olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "kâne" fiilinin burada suçluların zalimlik vasfının anlık bir hata değil, geçmişten gelen ve benliklerine sinmiş "süreğen bir karakter" olduğunu nitelediğini açıklar. Toshihiko Izutsu, bu fiilin kullanımının, onların zalimliklerinin tesadüfi olmadığını, aksine bu kimliğin onların varoluşsal bir tercihi ve sabit bir durumu haline geldiğini vurguladığını belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu fiilin cehennemliklerin dünyadaki ısrarlı tutumlarına işaret ettiğini; hidayete giden her yolu bilerek kapattıklarını ve zalimliği bir yaşam tarzı olarak benimsediklerini ifade eder.
Hüm (هُمُ)
İbn Fâris, bu zamirin vurgu (tekit) ve hasr (sınırlandırma) ifade ettiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, zamirin "zulmün asıl ve yegane faili" olarak doğrudan suçluları işaret ettiğini; haksızlık arayanın başka yere değil, bizzat onların kendi özlerine bakması gerektiğini nitelediğini açıklar. Toshihiko Izutsu, bu zamirin kullanımının "sorumluluğun mutlak bireyselliğini" vurguladığını, zalimlik vasfının onlardan ayrılmaz bir parça olduğunu tescillediğini belirtir.
ez-Zâlimîn (الظَّالِمِينَ)
İbn Fâris, z-l-m kökünün "karanlık" ve "haddi aşma" anlamlarına geldiğini, "zâlim" isminin ise bu eylemi bizzat gerçekleştiren kişiyi nitelediğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "ez-Zâlimîn" kelimesinin buradaki belirleyici (el) takısıyla, onların zulmünün bilinen en ileri, en katı ve en bilinçli seviyede olduğunu; kendi nefislerine ve ilahi hakikate karşı en büyük haksızlığı yapanlar olduklarını açıklar. Toshihiko Izutsu, bu kavramı "şirk" ile özdeşleştirir; en büyük zulmün, yaratılmış olanı yaratıcı makamına koymak veya ilahi otoriteyi inkar etmek suretiyle "varlık hiyerarşisini" bozmak olduğunu, suçluların bu hiyerarşiyi kasten yıktıklarını vurgular. Prof. Dr. Sadık Kılıç, zâlim nitelemesinin onların dünyadaki ahlaki çürümüşlüğünü ve ilahi yasayı (fıtratı) kasten çiğnemelerini ifade ettiğini; azabın ise bu çiğnenen fıtratın zorunlu bir bedeli olduğunu belirtir. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin ism-i fâil formunda ve çoğul gelmesinin, zulmün kolektif bir inat ve bir toplumsal kimlik haline dönüştüğüne dikkat çektiğini savunur.
Yorum
Yorum