يُطَافُ عَلَيْهِمْ بِصِحَافٍ مِنْ ذَهَبٍ وَاَكْوَابٍۚ وَف۪يهَا مَا تَشْتَه۪يهِ الْاَنْفُسُ وَتَلَذُّ الْاَعْيُنُۚ وَاَنْتُمْ ف۪يهَا خَالِدُونَۚ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Zuhruf Sûresi, 71. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: kadehler, zuhruf suresi, zuhruf suresi 71. ayet, altın tepsiler, zuhruf 71, ebediyet, göz aydınlığı, nefislerin arzusu, altın, nefis
-
“Orada altın tepsiler ve bardaklar cennetliklerin çevrelerinde dolaştırılacaktır. Orada canların istediği, gözlerin zevk aldığı her şey vardır ve siz orada sonsuza kadar kalıcısınız.”
Orada altın tepsiler ve bardaklar cennetliklerin çevrelerinde dolaştırılacaktır. Burada altın tabakların ve bardakların belirtilmesinde muhtelif sebepler olabilir. Birincisi, insanlar bu gibi kıymetli kaplara özendiklerinden dolayı Allah da âhirette bunları elde etmek için gerekeni yapmaya özendirmek ve teşvik etmek gayesiyle bunlardan bahsetmiştir. En doğrusunu Allah bilir.
İkincisi, dünyada insanlar bu gibi şeylerle övündükleri için onlardan bahsetmiş olabilir, aynı kıymetli nesneleri âhirette dostlarına vereceğini haber vermektedir; âhiretteki bâki, dünyadaki ise fânidir. Dolayısıyla fâni olanın bir değeri olmadığı gibi, onunla övünmenin de anlamı yoktur. Üçüncüsü, dünyada altın, gümüş ve ipeği kullanmak haram olduğu için onlardan bahsetmiş olabilir; bunlardan faydalanmanın nimetler yurdu olan âhirette mümkün olacağını haber vermektedir. Söz konusu edilenlerin dışında kalan mallarda, döşeklerde ve diğer kaplarda ise bunlardan faydalanmakta beis yoktur, onlardan faydalanmak her iki dünyada da mübahtır.
Âyette bardaklardan bahsedilmesi de muhtemelen yukarıda söylediğimiz gibi özendirmek gayesiyledir. Çünkü dünyada insanlar böyle kapları kullanmayı arzu ederler ve onlara özenirler. Diğer bir ihtimal de şudur: Allah müminlere, yemek ve içmek için bu kapları kaldırıp indirmek ve taşımak külfetine girmeyeceklerini, bu işi hizmetçilerin göreceğini haber vermektedir. Âyetteki “sıhâf” (صِحَاف) kelimesi, “sahfe’nin (صَحْفَة) çoğuludur ve büyük olmayan tabak demektir. “Ekvâb” (أَكْوَابٌ) kelimesi de kulpu olmayan ve boyu da uzun olmayan bardak demektir, tekili “kûb” (كُوب) gelir. Kulpu olmayan kupa mânasına geldiği de söylenmiştir. Bu, Ebû Avsece ve İbn Kuteybe’nin görüşüdür.
Orada canların istediği, gözlerin zevk aldığı her şey vardır. Bunlar cennettedir ve cennet nimetleri dünya nimetleri gibi değildir. Çünkü dünyada insan, bazan iştah ve arzu ile yer-içer, fakat gözler ondan zevk almaz. En doğrusunu Allah bilir. Cenâb-ı Hakk’ın bunu, müminler dünyada canların istediği ve gözlerin zevk aldığı güzelliklerden mahrum edildiklerinden yahut gözlerin zevk aldığı bu nimetler dünyada kendilerine helâl olmadığı için onlardan ellerini çekmelerinden ve bu nimetlerden mahrum bırakıldıklarından dolayı, buna bedel ve karşılık olarak âhirette kendilerine canların istediği ve gözlerin zevk aldığı nimetler ihsan edileceği için bunları belirtmiş olabilir. En doğrusunu Allah bilir.
Yorumu Yorumla
-
Yutâfu (يُطَافُ)
İbn Fâris, t-v-f kökünün asıl anlamının bir şeyin etrafında dönmek, dolaşmak ve devretmek olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu fiilin cennetteki hizmetin sürekliliğini ve zahmetsizliğini nitelediğini; ikram sahiplerinin müminlerin etrafında pervane gibi dönerek her an hazır bulunduklarını açıklar. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, fiilin edilgen formda kullanılmasının, cennetteki bu hizmetin otonom ve kusursuz bir sistem gibi işlediğini, müminlerin hiçbir talepte bulunmalarına gerek kalmadan arzularının ayaklarına getirildiğini ifade eder.
Sıhâfin (صِحَافٍ)
İbn Fâris, s-h-f kökünün asıl anlamının genişlemek ve yayılmak olduğunu; "sahife" (yüzey) kelimesinin de buradan geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "sıhâf"ın içine çokça yemek alan geniş, yayvan ve büyük tabaklar olduğunu açıklar. El-Cevâlîkî, bu kelimenin genişliği sebebiyle doyuruculuğu ve cömertliği temsil ettiğini belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu kelimenin o dönemin aristokratik sofra kültüründe zenginlik ve ihtişam göstergesi olan büyük sunum tabaklarını nitelediğini, cennetteki ikramın sadece doyumluk değil, görsel bir şölen olduğunu ifade eder.
żehebin (ذَهَبٍ)
İbn Fâris, z-h-b kökünün asıl anlamının gitmek ve akıp gitmek olduğunu; altına bu ismin verilmesinin ya çabuk tükenmesi ya da parlaklığının gözden kayıp gitmesi sebebiyle olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "żeheb"in (altın) cennet bağlamında, dünyadaki tüm paslanma ve değer kaybetme risklerinden arınmış, saf ve ebedi bir kıymeti temsil ettiğini açıklar. Toshihiko Izutsu, altın metaforunun Kur'an'ın ihtişam semantiği içindeki en üst seviye olduğunu, bunun müminlerin onurlandırılmasındaki zirve noktayı simgelediğini vurgular.
Ekvâbin (أَكْوَابٍ)
İbn Fâris, k-v-b kökünün asıl anlamının bir şeyin toplanması ve yuvarlaklaşması olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "ekvâb"ın kulpsuz ve emziği olmayan, ağzı geniş ve yuvarlak kadehler olduğunu; bu formun içeceğin rahatça ve bolca tüketilmesine imkan tanıdığını açıklar. Arthur Jeffery, kelimenin köken itibarıyla kadim dillerdeki kap isimleriyle ilişkili olduğunu ve Kur'an'ın bu kelimeyi cennet içeceklerinin sunulduğu zarif kapları nitelemek için seçtiğini ifade eder. El-Cevâlîkî, bu kapların kulpsuz olmasının, onların kristal berraklığındaki saflığına ve kullanım kolaylığına işaret ettiğini belirtir.
Teştehî (تَشْتَهِي)
İbn Fâris, ş-h-y kökünün asıl anlamının bir şeyi şiddetle arzu etmek, ona meyil etmek ve iştah duymak olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, iştihâ eyleminin nefsin bir lezzeti elde etmek için duyduğu o derin iştiyak olduğunu; ayette "nefislerin arzuladığı her şey" ifadesiyle, cennette arzunun oluşması ile tatmini arasında hiçbir engelin bulunmadığını nitelediğini açıklar. Toshihiko Izutsu, bu fiili cennetin öznel saadet boyutu olarak tanımlar; bunun insanın tüm içsel açlıklarının ve ontolojik arzularının nihai olarak doyurulması hali olduğunu vurgular.
el-Enfüsü (الْأَنْفُسُ)
İbn Fâris, n-f-s kökünün asıl anlamının bir şeyin çıkması, bolluk ve kıymet olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "nefs"in burada insanın arzu ve iştah merkezi olan hayati cevheri nitelediğini; cennette bu nefislerin her türlü sıkıntıdan arınarak saf lezzete yöneleceğini açıklar. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), Kur'an'da nefs kelimesinin çoğul kullanımının, cennet mutluluğunun hem bireysel hem de evrensel bir doyum olduğunu vurguladığını ifade eder.
Teleżżü (تَلَذُّ)
İbn Fâris, l-ż-ż kökünün asıl anlamının tatlılık, hoşnutluk ve bir şeyin duyulara hitap eden lezzeti olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, lezzetin duyuların bir nesneden aldığı en üst düzey haz olduğunu; iştahın içsel bir arzu, lezzetin ise dışsal bir algı olduğunu, cennetin bu her iki boyutu da zirvede sunduğunu açıklar. Prof. Dr. Sadık Kılıç, gözlerin lezzet alması vurgusunun, cennetin sadece tüketim mekanı değil, aynı zamanda estetik bir temaşa yurdu olduğunu, her bakışın yeni bir haz doğurduğunu ifade eder.
el-A'yünü (الْأَعْيُنُ)
İbn Fâris, a-y-n kökünün asıl anlamının görme organı, pınar ve bir şeyin kendisi olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "ayn"ın burada sadece görme organı değil, aynı zamanda idrak ve sevinç kaynağı olduğunu; gözlerin lezzet almasının, görülen şeylerin insanın iç dünyasında tam bir mutmainlik oluşturması anlamına geldiğini açıklar.
Hâlidûn (خَالِدُونَ)
İbn Fâris, h-l-d kökünün asıl anlamının bir hal üzere kalmak, yaşlanmamak ve süreklilik olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, hulûdun değişime ve yok oluşa uğramadan bir makamda daim olmak anlamına geldiğini; cennet saadetinin en büyük tamamlayıcısının bitiş korkusunun olmayışı olduğunu açıklar. Toshihiko Izutsu, hulûd kavramının Kur'an'da zamanın dikey bir sonsuzluğa dönüşmesi olduğunu, müminin artık zamanın mahkumu değil, ebediyetin bir parçası haline geldiğini vurgular.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla