Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Zuhruf Sûresi, 70. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Zuhruf Sûresi, 70. Ayet

    اُدْخُلُوا الْجَنَّةَ اَنْتُمْ وَاَزْوَاجُكُمْ تُحْبَرُونَ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Udḣulû-lcennete entum ve ezvâcukum tuhberûn(e)

    Yorum

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      “Siz ve eşleriniz, muhteşem bir şekilde karşılanıp ağırlanmak üzere cennete girin.”

      Buradaki “ezvâc” kelimesi iki mânaya gelir. Birincisi, bilinen anlamıyla eş, aile mânasına gelir. Nitekim insan dünyada ailesini ateşe düşmeyi gerektirecek sebeplerden korur. Cenâb-ı Hak da bir âyette meâlen şöyle buyurur: “Kendinizi ve ailenizi ateşten koruyun”. İkincisi, dostları, cennete gitmelerini sağlayan salih amelleri yapmak konusunda kendilerine yardımcı olan arkadaşları mânasına da gelebilir. Nitekim Allah şöyle buyurmaktadır: “Toplayın o zâlimleri ve onların yoldaşlarını!”. Bu âyette geçen “ezvâc” kelimesi de yoldaş, dost ve onlara yardımcı olan ahbapları mânasına gelir. En doğrusunu Allah bilir. Âyetteki tuhberûn (تُحْبَرُونَ) kelimesine İbn Kuteybe ve Ebû Avsece, sevindirilirler diye mâna verdiler. “Habre” (حَبْرَة) kelimesi sevinç demektir. Bu kelimeye bazıları da, ağırlanırlar, kendilerine nimetler ikram edilir mânasını verdiler. Bundan maksat da önceki âyette söylediğimiz gibi nimetlerin zeval bulacağı ve yok olacağı korkusunun olmayacağı, hallerinin bozulacağı endişesini de duymayacaklarıdır.​

      Yorum

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Üdhulû (ادْخُلُوا)

        İbn Fâris, d-h-l kökünün asıl anlamının bir şeye girmek, dahil olmak ve dışarıdan içeriye nüfuz etmek olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "duhûl" eyleminin sadece fiziksel bir mekân değişikliği değil, aynı zamanda bir halden başka bir hale geçişi ve bir emniyet dairesine dahil olmayı ifade ettiğini açıklar. Ayetteki emir formunun, dünyadaki çileli imtihan sürecinin bittiğini ve müminler için artık geri dönüşü olmayan, kalıcı ve huzurlu bir varlık alanına "resmi davet" niteliği taşıdığını söyler. Toshihiko Izutsu, bu fiili Kur'an'ın "mekânsal ödül" (cennet) semantiği içinde değerlendirir; bunun mümin kulun ontolojik yurduna kavuşmasını simgeleyen sarsıcı bir "kabul" eylemi olduğunu vurgular. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu hitabın ilahi bir hoşgeldin mesajı barındırdığını, müminlerin korku ve hüzünden (önceki ayetlerde zikredilen) bütünüyle sıyrılıp mutlak huzur alanına girişlerini resmettiğini ifade eder.

        el-Cennete (الْجَنَّةَ)

        İbn Fâris, c-n-n kökünün asıl anlamının bir şeyi örtmek, gizlemek ve duyulardan saklamak olduğunu belirtir; yerin yüzeyini sık ağaçlarıyla örttüğü için bahçeye bu isim verildiğini söyler. Râgıb el-İsfahânî, "cennet" kelimesinin dünyadaki bahçelerden farklı olarak, ahirette insanın tüm arzularını karşılayan, dünyevi gözlerin görmediği ve hayallerin ötesindeki o "gizli ve yüce saadet yurdunu" nitelediğini açıklar. Arthur Jeffery, kelimenin köken itibarıyla kadim Sami dillerindeki (İbranice "gannâh", Süryanice "gantâ") "bahçe" veya "korunaklı alan" kavramlarıyla ilişkisine dikkat çekerek, Kur'an'ın bu terimi eskatolojik bir ödül mekânı olarak merkezileştirdiğini ifade eder. Toshihiko Izutsu, cennet kavramının mümin için "gurbetin bitişi" olduğunu, insanın fıtratındaki o ebediyet arzusunun tek nesnel karşılığı olduğunu vurgular. Prof. Dr. Sadık Kılıç, cennetin sadece meyveler ve nehirler değil, ilahi rıza ile kuşatılmış bir "esenlik iklimi" (darüsselam) olduğunu, insanın kendi hakikatiyle barıştığı o nihai varoluş katmanını simgelediğini belirtir.

        Entüm (أَنْتُمْ)

        İbn Fâris, bu kelimenin muhatapları doğrudan niteleyen, ikinci çoğul şahıs zamiri olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "entüm" (siz) zamirinin burada özellikle zikredilmesinin bir "tahsis" ve "tekrim" (onurlandırma) amacı taşıdığını; ilahi hitabın muhatabı doğrudan karşısına alarak onlara kendi kimlikleriyle, şahsi varlıklarıyla bu büyük ödüle layık görüldüklerini hissettirdiğini açıklar. Toshihiko Izutsu, zamirin bu kullanımının, ahiretteki ödülün belirsiz bir kitleye değil, dünyada iman eylemini gerçekleştiren o özgün "öznelere" verildiğini vurguladığını söyler.

        Ezvacüküm (أَزْوَاجُكُمْ)

        İbn Fâris, z-v-c kökünün asıl anlamının bir şeyin aynısından veya zıddından oluşan bir çift, eşlik ve beraberlik olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "zevc" kavramının sadece biyolojik eşleri değil, birbirine uyumlu, aynı inanç ve ahlak paydasında buluşan, birbirini tamamlayan "arkadaşları ve yandaşları" da kapsadığını açıklar. Ayette cennete girişin bireysel bir izolasyon değil, dünyadaki o "mutteki dostlukların" (67. ayet) bir devamı olarak, sevilenlerle ve denk olanlarla birlikte gerçekleşen sosyal bir saadet olduğunu nitelediğini söyler. Toshihiko Izutsu, bu kelimenin cennetin sosyal mimarisini çizdiğini; insanın yalnız bir varlık olmadığını, sevincin ancak benzer ruhlarla (ezvac) paylaşıldığında kemale ereceğini vurgular. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, buradaki eşlik vurgusunun müminlerin dünyada verdikleri mücadelenin ve kurdukları bağların ilahi bir ödül olarak cennette de baki kılınacağını ifade ettiğini belirtir.

        Tuhberûn (تُحْبَرُونَ)

        İbn Fâris, h-b-r kökünün asıl anlamının bir şeyi güzelleştirmek, süslemek, neşe ve sevinçten dolayı yüzde oluşan o parlaklık ve iz olduğunu belirtir; "hibr" (mürekkep/iz) kelimesinin de buradan geldiğini söyler. Râgıb el-İsfahânî, "habre" kavramının insanın kalbindeki sevincin dışa vurumu olan en üst düzey neşe, ikram ve itibar hali olduğunu; "tuhberun" fiilinin pasif formda (meçhul) gelmesinin, bu sevincin ve onurlandırılmanın bizzat Allah tarafından onlara bahşedilen, onları şenlendiren bir ilahi lütuf olduğunu nitelediğini açıklar. El-Cevâlîkî, kelimenin Arapçadaki "güzellik ve sanatla donatılma" anlamıyla bağlantısını vurgulayarak, cennetliklerin hem ruhsal hem de görsel bir ihtişam içinde karşılanacaklarını ifade eder. Toshihiko Izutsu, bu fiili cennetin "duygusal atmosferi" olarak tanımlar; bunun sıradan bir mutluluk değil, insanın varoluşunun her hücresinde hissettiği, onu estetik ve ruhsal bir vecd haline sokan o "bayram coşkusu" olduğunu vurgular. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, "tuhberun" nitelemesinin müminlerin cennette birer "onur konuğu" gibi ağırlanacaklarını, kendilerine büyük bir değer verilerek şımartılacaklarını ve her anlarının bir kutlama (şölen) havasında geçeceğini muazzam bir dille ifade eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, kelimenin kökündeki "iz bırakma" anlamına işaret ederek, bu sevincin geçici olmadığını, insanın özüne işleyen ebedi bir güzellik ve tatmin hali olduğunu belirtir.

        Yorum

        İşleniyor...
        X