Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Zuhruf Sûresi, 67. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Zuhruf Sûresi, 67. Ayet

    اَلْاَخِلَّٓاءُ يَوْمَئِذٍ بَعْضُهُمْ لِبَعْضٍ عَدُوٌّ اِلَّا الْمُتَّق۪ينَۜ‌۟​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    El-eḣillâu yevme-iżin ba’duhum liba’din ‘aduvvun illâ-lmuttekîn(e)

    Yorum

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      “Allah’a itaatsizlikten sakınanlar dışında dostlar bile o gün birbirinin düşmanıdır.”

      Dost Seçiminin Ahirete Yansımaları

      Allah’a itaatsizlikten sakınanlar dışında. Bu beyanla kastedilen kişiler, muvahhitlerdir, yani Allah'ın birliğine iman edenlerdir. Bununla kastedilenler, âhirette birbirine düşman olacaklar, çünkü Allah, "Sonra kıyamet gününde birbirinizi tanımayacak, birbirinize lanetler yağdıracaksınız" buyurmaktadır. Kur’ân-ı Kerim’de onların birbirlerini lanetleyeceklerine ve birbirilerinden uzak duracaklarına dair başka âyetler de vardır. Bunlardan biri şöyledir: “İşte o zaman, izlenenler, kendilerini izleyenlerden hızla uzaklaşmışlardır”. Muvahhit müminlerle dost olanlar ise her iki dünyada da beraber olacaklar. Âyette bu mânanın kastedilmiş olması da muhtemeldir. En doğrusunu Allah bilir. Başka bir ihtimal da şudur: Allah’a itaatsizlikten sakınanlar dışında, dostlar bile o gün birbirinin düşmanıdır cümlesinde, kendini cehennemden koruyan, Allah Teâlânın emirlerine itaat etmesini ve hayırlar yapmasını emrederek dostunu Allaha isyandan ve emirlerine muhalefetten sakındırarak onu da cehennemden koruyan dostlar kastedilmiş de olabilir. Nitekim bir âyette Cenâb-ı Hak meâlen şöyle buyurmaktadır: “Ey iman edenler! Kendinizi ve ailenizi cehennemden koruyun”. Bu âyette Allah hem kendilerini ve hem de yakın çevrelerini cehennemden korumalarını müminlere emretmektedir. Onların kendilerini ve yakın çevresini cehennemden korumaları, ancak yerine getirmekle emrolundukları ve yapmaları yasaklanan buyruklara uymaları ile mümkün olur. Müminler arasında bu ölçüler içerisinde meydana gelen dostluk, her iki dünyada da devam edecek olan bir dostluk ve muhabbet bağıdır, bu dostluğun düşmanlığa dönüşmesi söz konusu değildir. Çünkü o, Allah için kurulan dostluktur ve onda sadece Allahın rızası aranır. Dünyevî çıkarlar için kurulan dostluk ise, az önce söylediğimiz gibi neticede düşmanlığa dönüşür. En doğrusunu Allah bilir.

      Resûlullah (s.a.) atfedilen bir rivayette şöyle buyurmuştur: “İkisi mümin ikisi kâfir olmak üzere dört kişi arasında kurulan dostluğun aslı şudur: İki müminden biri öldüğünde kendisine dostundan sorulur, o da şöyle der: 'Ey Allahım! Mârufu emretmek ve münkeri yasaklamakta onun gibi bir dost görmedim. Allahım! Beni hidâyete erdirdiğin gibi onu da hidâyete erdir ve onu da beni öldürdüğün şekilde öldür! Çünkü o bana sürekli mârufu, hayırlar yapmamı ve sana itaat etmemi emrediyor, münkerden, kötülük yapmaktan ve sana isyandan beni men ediyordu.’ İki kâfirden biri ölünce ona da dostundan sorulur, o da şöyle der: ‘Ey Allahım! Münkeri emretmek ve mârufu yasaklamakla onun gibi bir dost görmedim. Allahım! Beni saptırdığın gibi onu da doğru yoldan saptır ve onu da beni öldürdüğün şekilde öldür!’ Sonra kıyamet günü geldiğinde onlar diriltilir ve Allah, ‘birbiriniz hakkındaki düşüncenizi dile gelirin’ buyurur. Dost olan iki mümin birbirlerini güzel övgülerle niteler. Birbiriyle dost olan iki kâfir ise, çirkin sözlerle birbirlerini niteler”. Bu hadis bu şekilde Hz. Ali’den (r.a.) rivayet edilmiştir. İbn Abbâs’ın (r.a.) da şöyle söylediği rivayet edilmiştir; Allah için sev, Allah için nefret el! Allah için muhabbet besle, Allah için dostluk yap ve Allah için düşmanlık yap! Allah’ın dostluğuna ancak bu şekilde ulaşılır. Allah kalındaki nimetler de ancak bu yolla elde edilir. Sonra şöyle söyledi: Kulun namazı, orucu, hayır hasenatı çok olsa da bunlara uymadığı müddetçe imanın tadını alamaz. Bugün bütün insanlar dünya için birbirleriyle kardeş olsalar, bu kimseye bir hayır kazandırmayacaktır. Sonra İbn Abbâs (r.a.) şu âyetleri okudu: Allah’a itaatsizlikten sakınanlar dışında, dostlar bile o gün birbirinin düşmanıdır. “Allah’a ve âhiret gününe iman eden bir topluluğun, Allah’a ve peygamberine düşmanlık eden kimselere -babaları, oğulları, kardeşleri yahut diğer akrabaları da olsa- sevgiyle bağlandıklarını göremezsin”. İbn Abbâs bu sözlerle, müminler arasında dünyevî çıkar için kurulan bütün dostlukların ve kardeşliklerin âhirette düşmanlığa dönüşeceğine işaret etmektedir. En doğrusunu Allah bilir.​

      Yorum

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        el-Ahillâu (الأخلاء)

        İbn Fâris, h-l-l kökünün asıl anlamının bir şeyin içine nüfuz etmek, aradaki boşluğu doldurmak ve bir şeyin incelmesi olduğunu belirtir. Dostluğa "hullet" denmesinin sebebinin, sevginin kalbin derinliklerine işlemesi ve ruhun boşluklarını doldurması olduğunu ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, "halîl" kelimesinin (çoğulu ahillâ) sadece sıradan bir arkadaşlığı değil, iki kişi arasındaki sevginin ruhun en ince kıvrımlarına kadar sızdığı, adeta bir bütün haline gelindiği en üst düzey dostluk makamını nitelediğini açıklar. Toshihiko Izutsu, bu kavramı Kur'an'ın sosyal semantiği içinde değerlendirir; buradaki dostluğun genellikle dünyevi çıkarlar, ortak günahlar veya kabileci asabiyet üzerine kurulu sarsılmaz görünen bağları ifade ettiğini, ancak bu bağların ontolojik bir temelden yoksun olduğunu vurgular. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, ayetteki bu nitelemenin, dünyada birbirine en sıkı bağlarla bağlı olanların bile ahiret gerçeğiyle yüzleştiklerinde bu bağların nasıl koptuğunu gösteren sarsıcı bir sosyolojik tasvir olduğunu belirtir.

        Yevmeizin (يَوْمَئِذٍ)

        İbn Fâris, y-v-m kökünün zamanın belirli bir dilimi olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "yevm" ve "izin" kelimelerinin birleşiminden oluşan bu yapının, kıyametin kopup hesap sürecinin başladığı o dehşetli ve kesin anı nitelediğini açıklar. Toshihiko Izutsu, bu zaman zarfının Kur'an'ın eskatolojik dilinde sıradan bir takvim gününü değil, tüm gizli gerçeklerin açığa çıktığı ve dünyevi sahte dostlukların maskesinin düştüğü o "mutlak hakikat anını" simgelediğini vurgular.

        Adüvvun (عَدُوٌّ)

        İbn Fâris, a-d-v kökünün temelinde sınırı aşmak, tecavüz etmek ve kalpteki uyumsuzluğun dışa vurumu olan düşmanlık anlamlarının bulunduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "adâvet"in sadece bir sevgisizlik hali değil, muhataba zarar verme arzusuyla birleşen bir karşıtlık olduğunu; ayette dünyadaki o "halil"lerin (sıkı dostların) ahirette birbirlerini suçlayarak en azılı düşmanlara (adüvv) dönüşmelerindeki o trajik değişimi nitelediğini açıklar. Toshihiko Izutsu, bu kavramın "velayet" (dostluk) kavramının ontolojik zıddı olduğunu; ortaklaşa işlenen suçların ve şirk düzeninin, hesap gününde taraflar arasında kaçınılmaz bir nefret ve birbirini suçlama (adâvet) doğuracağını vurgular. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu düşmanlığın insanın kendi fıtratına aykırı kurduğu tüm ilişkilerin doğal ve yıkıcı bir sonucu olduğunu ifade eder.

        el-Muttekîn (الْمُتَّقِينَ)

        İbn Fâris, v-k-y kökünün asıl anlamının bir şeyi korumak, araya engel koymak ve sakınmak olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "takva" kavramının insanın kendisini Allah'ın gazabından ve günahtan, bizzat O'nun emirlerine sarılarak koruması olduğunu; "mutteki"lerin ise bu bilinci hayatlarının merkezine koyan, dolayısıyla dostluklarını sadece Allah rızası üzerine inşa eden kişiler olduğunu açıklar. Toshihiko Izutsu, takvayı Kur'an'ın en merkezi ahlak kavramı olarak görür; bunun bir korkudan ziyade, Allah'a karşı duyulan derin bir sorumluluk bilinci olduğunu ve bu bilincin oluşturduğu dostlukların "Sâat" gelip çattığında bile bozulmayan yegane bağ olduğunu vurgular. Prof. Dr. Sadık Kılıç, muttekilerin dünyadaki ilişkilerini geçici hevesler veya çıkarlar üzerine değil, ebedi ve sarsılmaz olan ilahi hakikat üzerine kurduklarını, bu yüzden onların dostluğunun kıyamet dehşetiyle parçalanmayacak kadar köklü olduğunu ifade eder. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), bu istisnanın (illâ), Kur'an'ın insan ilişkilerinde sunduğu yegane "sürdürülebilir bağ" modeline dikkat çektiğini savunur.

        Yorum

        İşleniyor...
        X