Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Zuhruf Sûresi, 66. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Zuhruf Sûresi, 66. Ayet

    هَلْ يَنْظُرُونَ اِلَّا السَّاعَةَ اَنْ تَأْتِيَهُمْ بَغْتَةً وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Hel yenzurûne illâ-ssâ’ate en te/tiyehum baġteten vehum lâ yeş’urûn(e)

    Yorum

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      “Bütün yaptıklarını, kendileri farkında bile olmadan kıyametin ansızın kopmasını beklemekten ibaret!”

      Bu âyetteki kendileri farkında bile olmadan sözü, asla iman etmeyeceklerini Allah Teâlâ’nın bildiği bir kavimden haber vermektedir. Allah buyurur ki: Onlar kıyâmetten başka bir şeyi beklemiyorlar; kıyâmet onlara kendileri farkında bile olmadan ansızın gelecektir. En doğrusunu Allah bilir.​

      Yorum

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Yenzurûne (يَنْظُرُونَ)

        İbn Fâris, n-z-r kökünün temel anlamının bir şeyi gözle veya kalp ile mütalaa etmek, beklemek ve tehir etmek olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "nazar" eyleminin sadece bakmak değil, bir şeyi düşünerek araştırmak veya bir sonucun gerçekleşmesini beklemek anlamına geldiğini; ayetteki soru formunun, inkarcıların kıyametten başka bekleyecekleri bir gerçekliğin kalmadığını ihtar eden retorik bir "bekleyiş" olduğunu açıklar. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu fiilin muhatapların içindeki o vurdumduymaz ve müstahzi bekleyişi nitelediğini; "Onlar hala neyin gelmesini bekliyorlar?" sorusuyla, başlarına gelecek olan felaketin kaçınılmazlığının vurgulandığını ifade eder. Toshihiko Izutsu, nazar kavramını Kur'an'ın "epistemolojik körlük" temasıyla ilişkilendirir; müşriklerin fiziksel olarak dünyaya baksalar da hakikati görmediklerini (nazar etmediklerini), ancak kıyamet anında bu bakışın (bekleyişin) dehşetli bir yüzleşmeye dönüşeceğini belirtir.

        es-Sâate (السَّاعَةَ)

        İbn Fâris, s-v-a kökünün zamanın bir parçası, an ve süreklilik ifade ettiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "sâat" kelimesinin aslında zamanın çok kısa bir dilimi anlamına geldiğini; Kur'an'da ise ansızın gerçekleşecek olan ve mevcut dünya düzenini sona erdirecek kıyamet günü için özel bir isim (terim) olarak seçildiğini açıklar. Arthur Jeffery, kelimenin Süryanice ve Aramicedeki "şâ'tâ" (belirli zaman dilimi, an) kelimesinden Arapçaya geçtiğini, Kur'an'ın bu kelimeye eskatolojik bir boyut katarak onu "Son Saat" anlamında kavramsallaştırdığını belirtir. Toshihiko Izutsu, bu kavramın Kur'an'ın zaman semantiğinde bir "kırılma noktasını" temsil ettiğini; doğrusal zamanın bitip ebedi olanın başladığı o mutlak anı nitelediğini vurgular. Angelika Neuwirth, "Sâat" kelimesinin Mekki surelerin en sarsıcı uyarı motifi olduğunu, muhatapların dünyevi güvenlik algısını yıkan ilahi bir tehdit unsuru olarak kullanıldığını savunur.

        Te'tiyehum (تَأْتِيَهُمْ)

        İbn Fâris, e-t-y kökünün asıl anlamının bir yere gelmek, varmak ve bir işi kolaylıkla gerçekleştirmek olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "ityân" eyleminin genellikle bir iradeyle ve belirli bir maksatla yönelmek anlamına geldiğini; kıyametin onlara "gelmesi" ifadesinin, insanın kaçamayacağı o ilahi randevunun zorunlu vukuunu nitelediğini açıklar. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, fiilin geniş zaman formunda (te'tiye) kullanılmasının, bu gelişin her an gerçekleşebilecek bir potansiyel taşıdığını ve ilahi planda vaktinin çoktan belirlenmiş olduğunu ifade ettiğini belirtir.

        Bağteten (بَغْتَةً)

        İbn Fâris, b-ğ-t kökünün asıl anlamının bir şeyin aniden, hazırlıksız bir yakalanma anında ve hiçbir işaret vermeden ortaya çıkması olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "bağte" kavramının, muhatabın hiç beklemediği bir yönden ve algılayamadığı bir hızla üzerine çökmesi anlamına geldiğini açıklar. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu kelimenin kıyametin "zamanlama" niteliğini belirlediğini; insanın kendi küçük hesapları ve dünyevi meşgaleleri içinde boğulduğu bir anda, ilahi hakikatin o sarsıcı baskınıyla (bağteten) her şeyin altüst olacağını simgelediğini ifade eder. Toshihiko Izutsu, bu kavramın Kur'an'ın "gaflet" semantiğiyle simetrik olduğunu; bağteten gelişin ancak manevi olarak uykuda (gaflette) olanlar için bir felaket ve şaşkınlık doğuracağını vurgular.

        Yeş'urûn (يَشْعُرُونَ)

        İbn Fâris, ş-a-r kökünün temelinde kıl gibi ince olan bir şeyi hissetmek, sezmek ve hassas bir algıya sahip olmak anlamlarının bulunduğunu; "şa'r" (kıl/saç) ile "şuûr" (farkındalık) arasındaki bu bağın, bilginin en ince ve gizli detaylarını bile sezebilmeyi ifade ettiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "şuûr" kavramının duyular aracılığıyla elde edilen ve zihne aktarılan ilk, en ince algı düzeyi olduğunu; ayetteki "lâ yeş'urûn" (fark etmiyorlar) ifadesinin, inkarcıların kalplerinin ve zihinlerinin hakikate karşı öylesine katılaştığını ki, en aşikar ilahi işaretleri bile sezemediklerini (şuur edemediklerini) nitelediğini açıklar. Toshihiko Izutsu, bu fiili Kur'an'ın "marifet" ve "yakîn" teorisi içinde konumlandırır; şuursuzluğun sadece bir bilgi eksikliği değil, insanın varoluşsal hassasiyetini kaybetmesi ve kendi sonuna dair sezgilerini yitirmesi olduğunu vurgular. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), bu kelimenin seçilmesinin, kıyametin o "bağteten" gelişinin fiziksel bir algılanamazlıktan öte, zihinsel ve ruhsal bir duyarsızlık (şuursuzluk) anında gerçekleşeceğine dikkat çektiğini savunur.

        Yorum

        İşleniyor...
        X