Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Zuhruf Sûresi, 65. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Zuhruf Sûresi, 65. Ayet

    فَاخْتَلَفَ الْاَحْزَابُ مِنْ بَيْنِهِمْۚ فَوَيْلٌ لِلَّذ۪ينَ ظَلَمُوا مِنْ عَذَابِ يَوْمٍ اَل۪يمٍ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Faḣtelefe-l-ahzâbu min beynihim(s) feveylun lilleżîne zalemû min ‘ażâbi yevmin elîm(in)

    Yorum

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      “Gruplar aralarında anlaşmazlığa düştüler. Haksızlığa sapanların, acılı bir günün azabından çekecekleri var!”

      Gruplar aralarında anlaşmazlığa düştüler. Bu âyet iki şekilde yorumlanabilir. Birincisi, âyetteki “min” (مِنْ) harf-i cerri sıladır ve zâittir, âyetin mânası şudur: Gruplar kendi aralarında anlaşmazlığa düştüler. Aralarındaki anlaşmazlık sebebinin Hz. İsâ’nın durum u olduğu açıktır. İkincisi, Gruplar aralarında anlaşmazlığa düştüler, yani gruplar, kendilerinden kaynaklanan sebeplerle ihtilafa düştüler. Dolayısıyla vuku bulan ihtilaf, peygamberlerden duydukları bir sözden dolayı değil, bizzat onların kendi şahıslarından meydana gelmişti. Bundan dolayıdır ki Allah Teâlâ bu ümmete ihtilaf ve tefrikayı yasaklamakta ve meâlen, şöyle buyurmaktadır: “Kendilerine apaçık deliller geldikten sonra parçalanıp ayrılığa düşenler gibi olmayınız”. Fakat Resûlullah’ın (s.a.) vefatından sonra bu ümmet tefrikaya düşmüştü, çünkü Araplar İrtidat etmiş, zekât vermeyi reddetmişler ve şöyle demişlerdi. Zekât, cizyenin kız kardeşidir. Neticede Hz. Ebû Bekir (r.a.) onlarla savaşmak zorunda kalmış, diğer ashap da ona uymuşlardı. Erkekleri öldürmüş, kadınları ve çocukları esir almıştı. Hz. Ali (r.a.) zamanında da Haricîler ortaya çıkmış ve o da onlarla savaşmak zorunda kalmıştı. Sonunda bir anlaşma sağlanmıştı. Müslümanlar arasında bunlara benzer çeşitli ihtilaflar ve ayrışmalar yaşanmıştır.

      Burada Hz. Peygamber’in peygamberliğine dair delil de vardır, çünkü Allah Teâlâ kitabında, kendisinin vefatından sonra insanların İhtilafa düşeceklerini, topukları üstünde geriye döneceklerini söylemiş, şöyle buyurmuştur; “O ölür veya öldürülürse gerisin geri dönecek misiniz?”. Onların irtidat etmeleri konusunda da şöyle buyurmaktadır: “Ey iman edenler! Sizden kim dininden dönerse bilsin ki Allah öyle bİr kavim getirecektir ki Allah onları sever, onlar da Allah’ı severler”. Bu, Hz. Ebû Bekir’in (r.a.) durumu ile ilgilidir. Hz. Ali’nin (r.a.) durumu hakkında da şöyle buyurdu: "Sizin veliniz ancak Allah’tır, peygamberidir, bir de müminlerdir”. Resûlullah (s.a.) Hz. Ali’yi (r.a.) kastederek, “Biz nazil olan âyetler için savaştığımız gibi bu adam da âyetlerin yorumu için savaşacaktır”. Bütün bunlar, yani insanların gerisin geri dönmeleri, irtidat etmeleri, zekât vermekten vazgeçmeleri, onların yerine Allah'ın, kendilerini sevdiği ve onların da Allah’ı sevdikleri, müminlere karşı alçakgönüllü, kâfirlere karşı izzetli kimseleri getirmesi, Allah'tan yana olanların ve tevhit ehlinin mutlaka galip gelmesi, bunların hepsi müslümanların dinde ihtilafa düşüp, tartışmaları ve ayrışmaları yüzünden olmuştur. Bütün bu âyetler de Resûlullah’ın (s.a.) peygamberliğini ispat eden delillerdir, çünkü Resûlullah’ın (s.a.) haber verdiği ve gelecekle ilgili olarak söylediği haberler gerçekleşmiştir. En doğrusunu Allah bilir.

      Sonra Cenâb-ı Hak lütfu ve rahmetiyle aralarındaki bu ihtilafı kaldırdı ve onları sevgi ve muhabbetle birleştirdi. Fakat aralarındaki ihtilaf olgusunu bütünüyle kaldırmadı, Gruplar aralarında anlaşmazlığa düştüler buyurdu. Buradaki gruplar, hizipler ve cemaatlerdir. Yani onlar tefrikaya düştüler demektir. Bu konuyu biz daha önce açıklamıştık.

      Haksızlığa sapanların, acılı bir günün azabından çekecekleri var! Âyet gayet açıktır, tefsire ihtiyacı yoktur.​

      Yorum

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        İhtelefe (إختلف)

        İbn Fâris, h-l-f kökünün asıl anlamının bir şeyin arkasından gelmek veya bir şeye aykırı düşmek, zıt yöne yönelmek olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "ihtilaf"ın kalplerde veya görüşlerde ortaya çıkan ayrışma ve birbirine zıt yollara sapma hali olduğunu; buradaki kullanımın Hz. İsa'nın getirdiği apaçık gerçekler (beyyinât) karşısında toplulukların kendi içinde bölünmesini nitelediğini açıklar. Toshihiko Izutsu, ihtilaf kavramının Kur'an'da "Vahdet" (birlik) karşıtı bir teolojik savrulmayı ifade ettiğini; insanların hakikatten uzaklaştıkça kendi kurguları etrafında nasıl gruplaştıklarını ve bu zihinsel parçalanmanın onları nasıl bir çatışmaya sürüklediğini vurgular. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu fiilin Hz. İsa'dan sonra onun mesajını tahrif eden veya ona farklı anlamlar yükleyerek fırkalaşan grupların (Yahudi ve Hristiyan fırkalarının) tutumunu resmettiğini ifade eder.

        el-Ahzâbu (الأحزاب)

        İbn Fâris, h-z-b kökünün asıl anlamının bir topluluğun ortak bir amaç veya karakter etrafında bir araya gelmesi, sertlik ve güç kazanması olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "hizb" kelimesinin (çoğulu ahzâb) belirli bir fikir veya çıkar etrafında kümelenmiş, diğerlerinden ayrışmış partizan grupları nitelediğini; ayette ise Hz. İsa'nın kimliği ve mesajı hakkında birbirine zıt iddialar ortaya atan fırkaları ifade ettiğini açıklar. Toshihiko Izutsu, ahzâb kavramını Kur'an'ın sosyo-politik semantiğinde "hakikate karşı örgütlenmiş yapılar" olarak tanımlar; bu grupların tevhidi öze değil, kendi grup kimliklerine sadakat gösterdiklerini vurgular. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu kelimenin dinin birleştirici ruhundan kopup mezhepçilik ve fırkacılık labirentine düşen, her biri kendi elindeki dar yorumla sevinen grupları simgelediğini ifade eder.

        Beynihim (بينهم)

        İbn Fâris, b-y-n kökünün temelinde ayrılma, mesafe koyma ve iki şey arasındaki ilişki anlamlarının bulunduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "beyn" kelimesinin burada ihtilafın kaynağının dışsal değil, bizzat o grupların kendi içlerindeki ihtiras, haset ve rekabet olduğunu (mim beynihim) nitelediğini açıklar. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu ifadenin hakikatin dışarıdan bir müdahale ile değil, insanların kendi sübjektif yorumlarını ve hırslarını dinin merkezine koymalarıyla nasıl parçalandığını gösteren bir iç-çöküş vurgusu olduğunu belirtir.

        Veylun (ويل)

        İbn Fâris, v-y-l kökünden gelen bu kelimenin helak olmak, büyük bir zarara uğramak, hüzün ve keder anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "veyl" kavramının hak edilen bir kötülüğün veya azabın şiddetini ifade eden bir esef ve tehdit nidası olduğunu açıklar. Arthur Jeffery, kelimenin köken itibarıyla Aramice ve Süryanicedeki "vayleh" (eyvah, yazık) ünlemiyle semantik bağının bulunduğunu, Kur'an'ın bu ifadeye teolojik bir "yıkım ve beddua" anlamı yüklediğini belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, veyl nidasının ilahi adaletin bir tecellisi olarak, bile isteye hakikati parçalayanlara karşı savrulan en sert uyarı ve kınama olduğunu ifade eder.

        Zalemû (ظلموا)

        İbn Fâris, z-l-m kökünün asıl anlamının bir şeyi ait olduğu yerin dışına koymak ve karanlık olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "zulüm" kavramının sınırı aşmak, hakkı batılla değiştirmek ve ilahi olanın yerine beşeri olanı koymak anlamına geldiğini; ayette Hz. İsa'nın konumunu saptıranların kendi nefislerine ve hakikate karşı işledikleri bu büyük haksızlığı nitelediğini açıklar. Toshihiko Izutsu, zulmü Kur'an'ın ontolojik adaletsizliği olarak tanımlar; insanın Allah ile olan ilişkisini bozmasının en uç noktası olduğunu vurgular. Prof. Dr. Sadık Kılıç, buradaki zulmün gerçeği örterek ve onu parçalayarak toplumda yaratılan manevi karanlığı simgelediğini ifade eder.

        Azâbi (عذاب)

        İbn Fâris, a-z-b kökünün tatlılığın ve ferahlığın gitmesi, engellemek ve şiddetli acı duymak anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, azabın insanın emniyetini ve huzurunu tamamen yok eden ilahi bir müdahale olduğunu söyler. Toshihiko Izutsu, bu kavramın "rahmet"in zıddı olarak, insanın kendi elleriyle bozduğu dengenin zorunlu bir sonucu olarak ortaya çıkan cezalandırma eylemi olduğunu vurgular.

        Yevmin (يوم)

        İbn Fâris, y-v-m kökünün bir zaman dilimi, süre ve güneşin doğuşu ile batışı arasındaki periyot olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "yevm" kelimesinin Kur'an'da sadece yirmi dört saatlik süre değil, belirli bir olayın vuku bulduğu "an" veya "dönem" anlamına da geldiğini; burada kıyamet ve hesap vaktini nitelediğini açıklar. Toshihiko Izutsu, kelimenin eskatolojik bağlamda mevcut zaman algısının sona erip ilahi hakikatin mutlak olarak tecelli ettiği o büyük varoluşsal "an"ı simgelediğini vurgular.

        Alîm (أليم)

        İbn Fâris, e-l-m kökünün asıl anlamının acı ve sızı olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "alîm" sıfatının acısı kalbe nüfuz eden, etkisi süreklilik arz eden ve insanın tahammül sınırlarını aşan şiddetli ızdırap anlamına geldiğini açıklar. Toshihiko Izutsu, bu sıfatın azabın niteliğini belirttiğini; fiziksel bir acıdan öte, insanın hakikati inkar etmesinin yarattığı o derin varoluşsal pişmanlığı ve sızıyı da kapsadığını vurgular.

        Yorum

        İşleniyor...
        X