فَجَعَلْنَاهُمْ سَلَفاً وَمَثَلاً لِلْاٰخِر۪ينَ۟
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Zuhruf Sûresi, 56. Ayet
Daralt
X
-
“Onları, sonrakiler için bir geçmiş ve ibretlik örneği kıldık.”
Bu beyan iki anlama gelir. Birincisi, onları, sonradan gelecek olan diğerleri için ibretli bir geçmiş ve müminler için bir örnek yaptık. Yani bu olay, onlar için ibrettir. Başka bir âyette Cenâb-ı Hak meâlen şöyle buyurur: “Biz bunu, hem çağdaşlarına hem de sonradan gelenlere ibret veren bir ceza, müttakîler için de bir öğüt kıldık”. İkincisi, biz, onları sonrakilerin öğüt almaları için ibretlik bir geçmiş ve örnek yaptık; bunu da onların düştükleri hale düşmekten sakınarak onların yaptıklarından vazgeçmeleri hikmetine bağladık. En doğrusunu Allah bilir. İbn Kuteybe şöyle dedi: Âyette geçen "selef" (سَلَف) kelimesi ötreli olarak süluf diye de okunmuştur, geçmiş atalar anlamına gelir. Yani biz daha önce geçen insanların başına gelenleri sonrakiler için örnek ve ibret yaptık. “Haşeb, huşub ve semer, sümür” (خَشَبٌ، خُشُبٌ - ثَمَرٌ، ثُمُرٌ) kelimeleri de bu şekildeki okunuşa örnektir. Ebû Avsece de şöyle diyor: “Selfu” (السَّلْفُ) kelimesi, içine azık konulan deriden mamul tulum demektir, çoğulu “sülûf” (سُلُوفٌ) gelir.
Yorum
-
Ce'alnâhum (جعلناهم)
İbn Fâris, c-a-l kökünün asıl anlamının bir şeyi var etmek, bir halden başka bir hale dönüştürmek, atamak ve kılmak olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "ce'l" eyleminin sıradan bir yaratma (halk) eyleminden ziyade, var olan bir şeye yeni bir statü, hüküm veya vasıf kazandırmak olduğunu açıklar. Ayette Firavun ve kavminin helak edildikten sonra ontolojik olarak tarihin çöplüğüne atılmadıklarını, aksine ibretlik birer "sembol" haline (halden hale) dönüştürüldüklerini ifade eder. Toshihiko Izutsu, bu fiili Kur'an'ın tarih felsefesi bağlamında okur; ilahi iradenin tarihe salt yok edici bir müdahalede bulunmadığını, isyankar toplumları bile evrensel mesajın bir parçası ("kılarak/yaparak") haline getirdiğini vurgular. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, ayetteki bu eylemin, ilahi cezanın sadece cezalandırmakla kalmayıp, o yıkımı gelecek nesiller için pedagojik bir inşa sürecine ("kıldık" eylemine) dönüştürdüğünü belirtir.
Selefen (سَلَفًا)
İbn Fâris, s-l-f kökünün asıl anlamının geçip gitmek, öne geçmek ve geçmişte kalmak olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "selef" kavramının zaman veya mekan olarak önde gidenleri, ataları ve geçmiş nesilleri ifade ettiğini; ayette ise Firavun ve tebaasının, cehenneme veya ilahi azaba gidişte kendilerinden sonraki yoldan çıkmış topluluklara "öncü birlik" (kötü bir kılavuz) olduklarını açıklar. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu kelimenin çok ironik bir anlama sahip olduğunu; Firavun'un dünyada gücüyle ve kibriyle halkına "öncülük" ettiğini, helak anında ve ahirette de yine o fasık kitlelere felakete doğru "öncülük" (selef) yaptığını, kitlelerin körü körüne peşinden gittikleri liderle birlikte yıkıma sürüklendiklerini sarsıcı bir dille ifade eder.
Meselen (مَثَلًا)
İbn Fâris, m-s-l kökünün asıl anlamının bir şeyin benzeri, dengi, çarpıcı bir vasfı ve ibretlik durumu olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "mesel" kelimesinin zihinlerde kalıcı bir iz bırakan, üzerinde düşünüldüğünde derin hakikatler barındıran sarsıcı bir örnek veya ibret tablosu olduğunu açıklar. Toshihiko Izutsu, mesel kavramının Kur'an'da geçmiş tarihsel vakaları (kıssaları) anlık olaylar olmaktan çıkarıp, tüm zamanlar için geçerli "teolojik arketiplere" (kök örneklere) dönüştüren sihirli bir kelime olduğunu; Mısır'ın helakinin de bu kelimeyle evrensel bir ibret sahnesi haline getirildiğini vurgular. Angelika Neuwirth, Mekki retorikte "mesel" formunun, muhatapların (Müşriklerin) kendi güçlerine duydukları sahte güveni yıkmak için kullanılan polemiksel bir caydırıcılık aracı olduğunu savunur.
Lil'âhirîn (لِلْآخِرِينَ)
İbn Fâris, e-h-r kökünün bir şeyin sonu, geride kalan, geciken ve sonradan gelen anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "âhirûn" (âhirîn) kelimesinin zaman olarak daha sonra yaşayacak olan nesilleri nitelediğini açıklar. Prof. Dr. Sadık Kılıç, Kur'an'ın bu kelimeyle muazzam bir tarihsel köprü kurduğunu; geçmişte yaşanmış o dehşetli Firavun olayının, sadece o döneme ait bir trajedi olarak kalmadığını, "sonradan gelecek tüm nesiller" (âhirîn) için daimi bir ayna, bir "tarih felsefesi" dersi ve ahlaki bir ikaz olarak dondurulduğunu ifade eder.
Yorum
Yorum