Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Zuhruf Sûresi, 55. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Zuhruf Sûresi, 55. Ayet

    فَلَمَّٓا اٰسَفُونَا انْتَقَمْنَا مِنْهُمْ فَاَغْرَقْنَاهُمْ اَجْمَع۪ينَۙ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Felemmâ âsefûnâ-ntekamnâ minhum feaġraknâhum ecma’în(e)

    Yorum

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      “Bize karşı öfkelendirici davranışlarını sürdürünce onlara hak ettikleri cezayı verdik ve hepsini suya gömdük.”

      Bize karşı öfkelendirici davranışlarını sürdürünce onlara hak ettikleri cezayı verdik. Bu cümle iki şekilde tefsir edilir. Birincisi, onlar Allah’ın gazabını gerektiren şeyler yaptıkları zaman, biz de onlardan bu şekilde intikam aldık. Âyetteki “âsefûnâ” (آسَفُونَا) kelimesi, bize karşı gazap getirici davranışlar sergiledikleri zaman mânasına gelir. Ancak Allah’ta bir gazap ve Öfke halinin oluşması caiz değildir, bundan maksat, cezayı gerektiren gazap belirtisidir. En doğrusunu Allah bilir. İldncisi, Bize karşı öfkelendirici davranışlarını sürdürünce cümlesi, dostlarımızı öfkelendirdikleri zaman mânasına gelir, o zaman biz de onlara hak ettikleri cezayı verdik. Yani dostlarımızın bedduasını kabul ederek onlardan intikam aldık. Onlar, Allah’a sığınarak peygamberleri yalanlıyorlar, alay ediyorlar, muhalefet ediyorlar ve düşmanlık ediyorlardı. “Münafıklar Allah’a oyun etmeye kalkışıyorlar. Halbuki Allah onların oyunlarını kendi başlarına çevirmektedir” mealindeki âyet de Allah’ın dostlarına oyun etmeye kalkışmıyorlar mânasına gelir. Bu âyet de öyledir. En doğrusunu Allah bilir.​

      Yorum

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Âsefûnâ (آسَفُونَا)

        İbn Fâris, e-s-f kökünün asıl anlamının şiddetli üzüntü, bir şeyi elden kaçırmaktan duyulan keder ve derin öfke olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "esef" kelimesinin insana nispet edildiğinde hem aşırı hüzün hem de öfke anlamına geldiğini; ancak Allah'a nispet edildiğinde (ayetteki gibi) hüzün ve keder barındırmayan, mutlak ve cezayı gerektiren "şiddetli gazap/öfke" anlamında kullanıldığını açıklar. Toshihiko Izutsu, bu fiili Kur'an'ın Allah-Alem ilişkisi bağlamında değerlendirir; kelimenin ilk bakışta teolojik bir "antropomorfizm" (insani duygu atfetme) gibi görünse de, aslında Firavun ve kavminin o hadsiz kibrinin (istikbar) ve şirkinin, ilahi adaletin sınırlarını ne derece zorladığını ve evrensel dengeyi bozarak ontolojik bir "ilahi reaksiyonu" (gazabı) kaçınılmaz hale getirdiğini vurguladığını belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, Allah'ın öfkelenmesini duygusal bir tepki olarak değil, Mısır oligarşisinin ve onlara boyun eğen fasık kitlelerin yozlaşmada ulaştıkları o küstah zirvenin (bizi öfkelendirdikleri zaman), ilahi sabır süresini doldurarak helak yasasını (sünnetullah) geri dönülmez biçimde tetiklemesi olarak ifade eder.

        İntekamnâ (انتَقَمْنَا)

        İbn Fâris, n-k-m kökünün asıl anlamının bir şeyi hoş görmemek, şiddetle kınamak, inkar etmek ve işlenen bir suça karşılık hak edilen cezayı vermek olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "intikam" kavramının sıradan bir hınç alma veya kişisel öç olmadığını; ilahi yasalara ve hakikate inatla direnen suçlulara karşı bozulan adaleti yeniden tesis etmek için uygulanan kesin, caydırıcı ve nesnel bir yaptırım olduğunu açıklar. Toshihiko Izutsu, bu fiili Kur'an'ın tarih felsefesi ve helak yasaları çerçevesinde okur; "intikam" eyleminin, Firavun'un sahte ilahlık iddiasının ve kitleleri manipüle etmesinin (istihfaf) cezasız kalmayacağını, ontolojik düzenin kendi intikamını mutlaka alacağını simgelediğini vurgular. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu kelimenin insani bir öfke patlaması değil, evrensel tevhidi adaletin, zulüm üzerine kurulan tiranlıklara verdiği sarsıcı ve bitirici ilahi cevap olduğunu belirtir.

        Ağraknâhum (فَأَغْرَقْنَاهُمْ)

        İbn Fâris, ğ-r-k kökünün asıl anlamının suyun bir şeyi tamamen örtmesi, içine alması, batmak ve boğulmak olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "ğark" eyleminin suda boğularak can vermeyi ifade ettiğini söyler. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu fiilin kullanımındaki muazzam teolojik ve retorik ironiye dikkat çeker; Firavun 51. ayette "altından akan nehirlerle" (Nil ve su kanallarıyla) övünüp suyu kendi şahsi mülkü ve gücünün sembolü olarak sunarken, Allah'ın onları tam da o güvendikleri ve tahakküm aracı kıldıkları "su" ile (boğarak) helak etmesinin, ilahi kısasın ve kibirle alay edişin en çarpıcı göstergesi olduğunu ifade eder.

        Ecme'în (أَجْمَعِينَ)

        İbn Fâris, c-m-e kökünün dağınık olan parçaları bir araya getirmek, toplamak ve bütünlemek anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu kelimenin hiçbir istisna bırakmaksızın bütünü kapsama (ihata) durumu olduğunu açıklar. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, ayetin sonundaki bu "hepsini toptan" vurgusunun sosyolojik bir helak yasasını deşifre ettiğini; ilahi cezanın sadece Firavun'u ve yönetici seçkinleri (mele') değil, aklını kullanmayarak o diktatöre gönüllü itaat eden ve manipülasyona kanan fasık tebaayı da (kavmini) bütünüyle içine aldığını, zulüm ve şirk sisteminde sessiz kalarak "ortak" olanların, cezada da fire vermeden toptan yok edildiklerini sarsıcı bir netlikle bildirdiğini belirtir.

        Yorum

        İşleniyor...
        X