Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Zuhruf Sûresi, 43. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Zuhruf Sûresi, 43. Ayet

    فَاسْتَمْسِكْ بِالَّـذ۪ٓي اُو۫حِيَ اِلَيْكَۚ اِنَّكَ عَلٰى صِرَاطٍ مُسْتَق۪يمٍ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Festemsik billeżî ûhiye ileyk(e)(s) inneke ‘alâ sirâtin mustakîm(in)

    Yorum

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      “Artık sana vahyolunan kitaba sımsıkı sarıl; şüphesiz sen dosdoğru yolun üzerindesin.”

      Vahyin Çeşitleri

      Resûlullaha (s.a.) gelen vahiy üç çeşittir. Birincisi Kur’ân’dır, bunun kendisine vahyedildiği açıktır. İkincisi, beyan vahyidir; Allah Teâlâ onu Cebrâil’in diliyle yahut Allah’ın dilediği başka bir vasıta ile vahyetmekte, Hz. Peygamber de insanların lehine ve aleyhine olan ve sadece bazılarını ilgilendiren hükümleri beyan etmektedir. Üçüncüsü ilham ve kavratma vahyidir. Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır: “Allah’ın sana gösterdiğine göre hükmedesin diye...” Allah’ın ona gösterdiğinden maksat, Allah’ın ona ilham ettiği ve kavrattığı bilgidir. Aziz ve Çelil olan Allah, Hz. Peygamber’e, kendisine verilen vahiy çeşitlerinin hepsine; Kur’ân, beyan ve ilham yoluyla gelen vahiylere sarılmasını emretmektedir. Allah bütün bunları ona göstermiş ve bunlarda şaşırmaktan yahut yanılmaktan veyahut doğru yoldan sapmaktan onu emin kılmıştır. Bütün bunlarla ilgili olarak ona şöyle müjde vermiştir: Sana vahyedilenlerin hepsine sımsıkı sarılırsan, en doğru olan yola girmiş olursun. Nitekim meâlen şöyle buyurmuştur: Artık sana vahyolunan kitaba sımsıkı sarıl; şüphesiz sen dosdoğru yolun üzerindesin.

      Yorum

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Festemsik (فاستمسك)

        İbn Fâris, m-s-k kökünün asıl anlamının bir şeyi sıkıca tutmak, yakalamak ve muhafaza etmek olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "istimsak" eyleminin sıradan bir tutma olmadığını; bütün gücüyle, inatla ve büyük bir çabayla bir şeye sarılmak, kopmasına veya elden çıkmasına izin vermemek anlamına geldiğini açıklar. Toshihiko Izutsu, bu fiilin surenin başlarındaki (21. ayet) müşriklerin atalar dinine "sımsıkı sarılmalarını" (mustemsikûn) niteleyen kullanımla simetrik bir teolojik zıtlık (kontrast) oluşturduğuna dikkat çeker; müşrikler asılsız kurgularına tutunurken, peygambere nesnel hakikate (vahye) sarsılmaz bir şekilde sarılması emredilmektedir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu emir kipi formunun, peygamberin Mekke elitlerinden gördüğü sosyolojik, psikolojik ve fiili baskıların ne denli şiddetli olduğunu yansıttığını; kaos ve inkar ortamında vahyin yegane güvenilir ontolojik sığınak (kulp) olarak sunulduğunu ifade eder.

        Ûhiye (أوحي)

        İbn Fâris, v-h-y kökünün asıl anlamının hızlı, gizli ve sessiz bir şekilde mesaj iletmek, işaret etmek ve ilham vermek olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, vahiy kavramının bir mananın süratle ve dışarıdan fark edilmeyecek bir incelikle muhatabın kalbine zerk edilmesi olduğunu; burada peygambere yöneltilen ilahi kelamı nitelediğini açıklar. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın iletişim felsefesi çerçevesinde vahyin, aşkın olan (gayb) ile tarihsel olan (şehadet) arasındaki yegane dikey iletişim kanalı olduğunu; eylemin edilgen (meçhul) formda kullanılmasının, mesajın kaynağının peygamberin kendi zihni değil, bütünüyle dışsal ve ilahi bir irade olduğunu tescillediğini vurgular. Angelika Neuwirth, Mekki surelerin polemikçi yapısında "vahiy" argümanının, peygamberin getirdiği metni şairlerin veya kahinlerin ilhamından ayırmak ve ona mutlak göksel (semavi) bir meşruiyet kazandırmak için kullanılan temel retorik zemin olduğunu savunur.

        Sırâtın (صراط)

        İbn Fâris, s-r-t kökünün asıl anlamının yutmak olduğunu; geniş ve işlek yola da üzerinde yürüyen yolcuları adeta yutup içine aldığı için bu ismin verildiğini belirtir. El-Cevâlîkî, bu kelimenin Arapça kökenli olmadığını, Latince "strata" (döşenmiş/kaldırımlı yol) kelimesinden Aramice/Süryanice aracılığıyla Arapçaya geçtiğini ve Araplaştırıldığını (muarreb) ifade eder. Arthur Jeffery, kelimenin Greko-Romen kökenine dikkat çekerek, İslam öncesi dönemde fiziksel bir "ana yol" anlamında kullanılırken, Kur'an'ın bu kelimeye teolojik ve ahlaki bir boyut kazandırarak onu "kurtuluşa götüren ilahi sistem" anlamında semantik bir dönüşüme uğrattığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin aydınlık, geniş, açık ve sapması olmayan hakikat yolu anlamına geldiğini söyler. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, "sırat" kelimesinin İslam mesajının sadece bireysel ve soyut bir inanç değil, sınırları ve istikameti belli, varoluşsal bir sistem bütünlüğü (yaşam yolu) olduğunu vurguladığını ifade eder.

        Mustekîm (مستقيم)

        İbn Fâris, k-v-m kökünün ayağa kalkmak, dik durmak, dengede olmak ve eğriliği bulunmamak anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "istikamet" kavramının pürüzsüz, eğimi ve zikzağı olmayan, insanı en kısa ve en güvenli yoldan hedefine ulaştıran doğrusal bir çizgiyi nitelediğini açıklar. Toshihiko Izutsu, bu kelimenin Kur'an'ın yön ve mekan semantiğinde "dalalet" (yoldan sapmak/kaybolmak) kavramının ontolojik zıddı olduğunu; muhtevası vahiy olan bu yolun insana mutlak bir ahlaki ve teolojik yön (oryantasyon) sağladığını vurgular. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu sıfatın insanın fıtratıyla ilahi yasa arasındaki kusursuz uyumu simgelediğini; "müstakim" olan yolun, insanın içsel gelgitlerine veya dışsal manipülasyonlara kapalı, hakikate ayarlı sarsılmaz bir varoluşsal denge durumu olduğunu belirtir.

        Yorum

        İşleniyor...
        X