وَلَنْ يَنْفَعَكُمُ الْيَوْمَ اِذْ ظَلَمْتُمْ اَنَّكُمْ فِي الْعَذَابِ مُشْتَرِكُونَ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Zuhruf Sûresi, 39. Ayet
Daralt
X
-
“Zulmederek hak ettiğiniz için çekmekte olduğunuz azapta ortak olmanız bugün size bir fayda sağlamayacaktır.”
Bugün size bir fayda sağlamayacaktır, yani âhirette özür dilemeniz size fayda vermeyecektir. Zulmettiğiniz için, yani dünyada kendinize kötülük yaptığınız ve hakkı ait olduğu yere koymadığınız için. En doğrusunu Allah bilir. Çekmekte olduğunuz bu azapta hepiniz ortaksınız. Bu beyan tefsir edilmesi gerekli bulunmayan açık bir ifadedir.
Yorum
-
Yenfe'akum (ينفعكم)
İbn Fâris, n-f-' kökünün asıl anlamının bir şeyin yararlı olması, fayda vermesi, iyilik dokunması ve zararı defetmesi olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "nef'" kavramının zararın (dırr) zıddı olduğunu; ayette, ahiret gününde dünyadaki batıl dostlukların, mazeretlerin veya pişmanlıkların insana hiçbir fayda ve kurtuluş sağlamayacağını bildiren mutlak bir çaresizlik durumunu (len yenfea) ifade ettiğini açıklar. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, burada "len" (asla) edatıyla gelen ebedi olumsuzluğun, müşriklerin dünyada birbirlerine sağladıkları kabilevi veya sınıfsal "fayda" ağlarının ve dayanışma sistemlerinin ahirette tamamen çöktüğünü, yoldaşlarla omuz omuza vermenin hiçbir kurtarıcı vasfının kalmadığını sarsıcı bir dille vurguladığını belirtir.
el-Yevme (اليوم)
İbn Fâris, y-v-m kökünün güneşin doğuşundan batışına kadar geçen süreyi, belirli bir zaman dilimini veya dönemi ifade ettiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu kelimenin sadece dünyevi 24 saatlik döngüyü değil, ahiret gününü ve hesap anını da nitelediğini; ayette zamanın genişliğinden ziyade, o anın dehşetini ve dünyevi zaman algısının bütünüyle bittiği o nihai yüzleşme vaktini (kıyameti) anlattığını açıklar.
Zalemtum (ظلمتم)
İbn Fâris, z-l-m kökünün asıl anlamının bir şeyi kendi yeri dışında bir yere koymak, noksanlaştırmak, sınırı aşmak ve hakkı gasp etmek olduğunu; aynı zamanda ışıksızlık ve karanlık (zulmet) anlamını da barındırdığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, zulmün hakikati çiğnemek ve adaletten sapmak olduğunu; Kur'an terminolojisinde şirkin "en büyük zulüm" sayıldığını, çünkü müşrikin varlığın yegane sahibine ortak koşarak ontolojik hakikati asıl yerinden (tevhidden) saptırdığını açıklar. Toshihiko Izutsu, zulüm kavramını Kur'an'ın inanç ve ahlak semantiği içinde değerlendirir; müşriklerin bu eylemiyle sadece Allah'a karşı değil, aslında kendi fıtratlarını bozarak kendi kendilerine ontolojik bir kötülük yaptıklarını (öz-zulüm) ifade eder. Buradaki "zulmetmeniz" fiilinin, dünyada gerçeği örtbas ederek ahiretteki kendi varoluşsal karanlıklarını (zulmet) kendi elleriyle inşa ettikleri anlamına geldiğini vurgular. Prof. Dr. Sadık Kılıç, zulmün burada sıradan bir haksızlık değil, teolojik bir sapma ve ilahi rehberliği (Zikr'i) reddederek insanın kendine yabancılaşmasını niteleyen felsefi bir kavram olarak kullanıldığını belirtir.
el-'Azâbi (العذاب)
İbn Fâris, a-z-b kökünün asıl anlamının tatlılıktan ve ferahlıktan uzaklaşmak, şiddetli acı duymak, engellemek ve birini bir şeyden men etmek olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, azabın insana bedensel veya ruhsal olarak şiddetli acı veren, onun rahatını ve sükunetini tamamen yok eden ilahi cezalandırma olduğunu açıklar. Toshihiko Izutsu, azabın salt fiziksel bir işkence olmaktan öte, dünyada hakikati (vahyi) yalanlamanın ve ontolojik sapkınlığın ahiretteki kaçınılmaz, nesnel ve adil sonucu (karşılığı) olduğunu belirtir. Angelika Neuwirth, Mekki metinlerin retorik yapısında azap kavramının, müşriklerin dünyadaki kibirlerine, lüks tutkularına (zuhruf) ve müstekbirliliklerine karşı ilahi adaletin tecelli ettiği simetrik bir yaptırım olarak işlev gördüğünü savunur.
Muşterikûn (مشتركون)
İbn Fâris, ş-r-k kökünün asıl anlamının iki veya daha fazla şeyin bir araya gelmesi, ortaklık kurması, karışması ve paydaş olması olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, iştirak kavramının bir malda, eylemde veya durumda ortak olmayı ifade ettiğini; dünyada Allah'a sahte ilahları ve yoldaşları ortak (şirk) koşanların, ahirette de o suç ortaklarıyla (karîn) birlikte aynı azabı (müşterikûn) eşit şekilde paylaşacaklarını, bu kelimenin dünyadaki eylemin ahiretteki birebir yansıması (ceza-amel cinsiyeti) olduğunu açıklar. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, ayetin sonundaki bu vurucu ifadenin insan ve müşrik psikolojisine çok derin bir darbe indirdiğini; dünyevi mantıkta insanların bir musibeti veya acıyı paylaştıklarında ("ortak" olduklarında) psikolojik olarak teselli bulduklarını (musibet paylaşıldıkça hafifler ilkesi), ancak ilahi azapta bu suç ortaklığının hiçbir teselli veya hafifleme sağlamayacağını, aksine sahte yoldaşlarla omuz omuza o azabı çekmenin bizzat katmerli bir ızdırap kaynağına dönüşeceğini sarsıcı bir dille vurguladığını ifade eder.
Yorum
Yorum