Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Zuhruf Sûresi, 28. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Zuhruf Sûresi, 28. Ayet

    وَجَعَلَهَا كَلِمَةً بَاقِيَةً ف۪ي عَقِبِه۪ لَعَلَّهُمْ يَرْجِعُونَ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Ve ce’alehâ kelimeten bâkiyeten fî ‘akibihi le’allehum yerci’ûn(e)

    Yorum

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      “Bunu, peşinden gelecekler arasında devam edecek bir söz olarak dile getirdi. Umulur ki buna dönerler.”

      Bu âyet-i kerîme iki şekilde yorumlanabilir. Birincisi, devam edecek söz, hidâyet ve tevhit sözüdür. Hz. İbrahim (s.a.), “Ben sizin taptıklarınız putlardan uzağım, beni yaratan başkadır (ancak O’na ibadet ederim)” sözüyle Allah’tan başkasına ibadetten uzak durarak ibadeti sadece Allah’a tahsis etmekle, bunu devam edecek bir söz kılmasını Rabb’inden İstemişti. Bu da tevhit sözüdür. O, “ilâh yoktur” sözüyle Allah’tan başkasından ilâhlığı yok etmekte, “ancak Allah vardır” sözüyle de ulûhiyetin Allah’a ait olduğunu ispat etmektedir. İşte “Ben sizin taptıklarınızdan uzağım, beni yaratan başkadır (ancak O’na ibadet ederim)” sözünün mânası budur. “Sizinle bizim aramızda müşterek olan bir söze gelin” meâlindeki âyet-i kerîme de bunun gibidir. Cenâb-ı Hak Hz. İbrahim’in duasını kabul etti ve onun soyundan gelenler, hep aynı sözü söylemeye devam ettiler. Nitekim Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: “İbrahim de bu dini oğullarına vasiyet etti, Yâkup da. ‘Oğullarım! Allah sizin için bu dini seçti; öyleyse yalnız O na teslim olmuş müminler olarak can verini’ (dediler)”. İkincisi, baki söz, hidâyete ve tevhide davet sözüdür. Bundan maksat da nübüvveti ve hilâfeti kıyâmete kadar kendi soyunda bırakmasıdır. Bu konuda Allah şöyle buyurmuştur: “Allah ‘Ben seni insanlara önder yapacağım’ buyurmuştu. İbrahim, ‘soyumdan da’ deyince Rabb’i, ‘Vâdim zâlimleri kapsamaz’ buyurdu”. Cenâb-ı Hak vâdinin, Hz. İbrahim’in soyundan gelen zâlimleri kapsamayacağını haber vermektedir, zâlim olmayanları ise kapsayacaktır. Böylece Allah Teâlâ onun bu duasını da kabul buyurdu, davet ve nübüvveti kıyâmet gününe kadar onun soyuna ve soyundan gelenlere verdi. Allah şöyle buyurdu: “Her topluluğun da bir kılavuzu vardır”. En doğrusunu Allah bilir.​

      Yorum

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Cealehâ (جعلها)

        İbn Fâris, c-'-l kökünün asıl anlamının bir şeyi bir halden başka bir hale dönüştürmek, bir statü kazandırmak ve bir fiili süreklilik arz edecek şekilde sabitlemek olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu fiilin yaratılmış bir şeye belirli bir işlev ve mana yüklemek anlamına geldiğini, İbrahim'in (as) tevhid duruşunun sadece kişisel bir söz olmaktan çıkarılıp evrensel bir düstur haline getirilmesini ifade ettiğini açıklar. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin buradaki kullanımının ilahi bir iradeyle bir sözün tarihsel bir yasaya dönüştürülmesini ve insanlık hafızasına kazınmasını nitelediğini ifade eder.

        Kelimeten (كلمة)

        İbn Fâris, k-l-m kökünün temelinde bir şeye tesir etmek, iz bırakmak ve etkilemek anlamlarının yattığını; sözün de zihin ve kalpte bir yaralama (te'sir) gibi iz bırakması nedeniyle bu ismi aldığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "kelime"nin sadece seslerden oluşan bir dizge değil, bir hakikati taşıyan ve muhataba aktaran en temel anlam birimi olduğunu, burada ise İbrahim'in (as) "tek Allah'a yönelme" beyanını simgelediğini açıklar. Toshihiko Izutsu, kelimeyi Kur'an'ın semantik dünyasında sadece linguistik bir öğe değil, ontolojik bir güç ve ilahi bir yasa olarak değerlendirir; bu "kelime"nin (tevhidin) kaos içindeki cahiliye dünyasına düzen getiren kurucu bir ilke olduğunu vurgular. Arthur Jeffery, kelimenin Arapça kökenli olduğunu kabul etmekle birlikte, dini bir terim olarak kullanımında Aramice ve Süryanicedeki "melle" veya "meltha" (söz/logos) kavramlarıyla semantik bir etkileşim içinde olabileceğini ifade eder. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), "kavl" (söz) yerine "kelime" tercih edilmesinin, bu ifadenin bir kere söylenip biten bir konuşma değil, varlığın özüne işlenmiş, sabit ve değişmez bir hakikat olmasından kaynaklandığını savunur.

        Bâkiyeten (باقية)

        İbn Fâris, b-k-y kökünün asıl anlamının bir şeyden artan parça, yok olmaya karşı direnme ve varlığını sürdürme olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, fenânın (yok oluşun) zıddı olan bu kavramın, zamanın aşındırmasına rağmen değişmeyen ve etkisini yitirmeyen sürekliliği ifade ettiğini söyler. Toshihiko Izutsu, tevhid inancının tarihsel süreçteki kalıcılığını ve insanlık tarihinin her aşamasında bu mesajın yeniden canlanma kabiliyetini bu vasıfla açıklar. Prof. Dr. Sadık Kılıç, kelimenin ontolojik bir derinlik taşıdığını; geçici olan şirk ve putperestlik karşısında, asıl ve kalıcı olanın sadece ilahi gerçeklik (tevhid) olduğunu vurguladığını belirtir.

        Akibihî (عقبه)

        İbn Fâris, '-k-b kökünün temelinde topuk, bir şeyin hemen arkasından gelen kısım ve bir sonucun doğması anlamlarının bulunduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, topuktan yola çıkarak bir insanın hemen ardından gelen nesli ve zürriyeti için bu kelimenin kullanıldığını, burada İbrahim'in (as) soyundan gelenlerin bu mirası taşıyacaklarını ifade ettiğini açıklar. Toshihiko Izutsu, kavramın Cahiliye dönemi kabile yapısındaki soy zinciri ve atalar mirası kavramıyla doğrudan bağlantılı olduğunu; ancak Kur'an'ın bu kavramı biyolojik bir bağdan ziyade, tevhidi bir inanç mirasının kuşaktan kuşağa aktarılması şeklinde yeniden yapılandırdığını (semantik dönüşüm) vurgular. Prof. Dr. Hidayet Aydar, kelimenin sadece biyolojik bir nesli değil, o kişinin yolunu izleyen tarihsel takipçilerini ve haleflerini de kapsadığını belirtir.

        Leallehum (لعلهم)

        İbn Fâris, l-'-l kökünün bir şeyin gerçekleşmesine dair beklenti, ümit veya gaye ifade ettiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "lealle" edatının Allah'ın kelamında bir şüphe veya belirsizlik değil, muhatabı uyararak belirli bir sonuca yönlendirme (tahlil) amacı taşıdığını ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu ifadenin Allah'ın insanlara tanıdığı bir fırsat ve mühlet penceresini simgelediğini, tevhid mirasının bırakılma amacının insanları gerçeğe yönlendirmek olduğunu vurgular.

        Yerciûn (يرجعون)

        İbn Fâris, r-c-' kökünün asıl anlamının bir yere veya bir duruma tekrar dönmek, rücu etmek ve aslına avdet etmek olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu fiilin genellikle ayrılan bir yere tekrar gidilmesi veya sapılan bir yoldan geri dönülmesi anlamında kullanıldığını; insanların sapıklıktan sonra tekrar fıtratlarındaki o asıl tevhid "kelimesine" dönme potansiyellerini ifade ettiğini açıklar. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu fiilin insanlara sunulan kalıcı tevhid mirasının bir kurtuluş imkanı ve fıtrata dönüş kapısı olarak her zaman açık tutulduğunu belirttiğini ifade eder. Toshihiko Izutsu, "rücu" kavramının Kur'an'da insanın ontolojik kökenine (Allah'a) dönüşünü simgelediğini, bu ayette ise inançsal bir sapmadan sonra asli hakikate yönelme eylemini nitelediğini vurgular.

        Yorum

        İşleniyor...
        X