Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Zuhruf Sûresi, 25. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Zuhruf Sûresi, 25. Ayet

    فَانْتَقَمْنَا مِنْهُمْ فَانْظُرْ كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُكَذِّب۪ينَ۟​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Fentekamnâ minhum(s) fenzur keyfe kâne ‘âkibetu-lmukeżżibîn(e)

    Yorum

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      “Onlara hak ettikleri cezayı verdik; gerçeği yalan sayanların sonlarının nasıl olduğuna bir bak!”

      Bu âyet, tehdit anlamına gelmektedir. Bazıları şöyle dedi; Onlara hak ettikleri cezayı verdik cümlesi, sözü daha önce geçmiş olan ümmetlere döndürmekte, gönderdiğimiz azapla onlardan intikam aldık, buyurmaktadır. Bu cümle, biz onlardan intikam alırız mânasına da gelebilir. Gerçeği yalan sayanların sonlarının nasıl olduğuna bir bak! Bu cümle, peygamberleri yalancılıkla itham edenler yahut azabı inkâr edenler mânasına gelebilir.​

      Yorum

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Fentekamnâ (فانتقمنا)

        İbn Fâris, n-k-m kökünün asıl anlamının bir şeyi hoş görmemek, inkar etmek, kınamak ve bir suça karşılık vermek olduğunu; "intikam" kelimesinin bir haksızlığa, suça veya haddi aşmaya karşı hak edilen cezayı vermek anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "nikmet" kavramının bir duruma karşı duyulan şiddetli öfke ve hoşnutsuzluk olduğunu, intikamın ise ilahi uyarıların dikkate alınmaması ve elçilerin yalanlanması sonucunda adaletin tecelli etmesi için uygulanan cezalandırma eylemini ifade ettiğini açıklar. Toshihiko Izutsu, intikam fiilini Kur'an'ın teolojik ve tarihsel sistemi içinde değerlendirir; buradaki eylemin insani anlamda bir duygu patlaması, kin veya öç alma olmadığını, aksine insanın "küfr" (inkar) ve "istikbar" (kibir) eylemlerinin zorunlu ontolojik sonucu olarak ortaya çıkan, şaşmaz ve nesnel bir ilahi yasanın (sünnetullah) tarih sahnesinde işlemeye başlaması olduğunu vurgular. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, ayetteki bu eylemin, kendilerine gönderilen elçilere direnen ve sömürü düzenlerini (atalar dinini) korumak için hakikate savaş açan egemen sınıflara (mütrafun) karşı işletilen şiddetli bir sosyolojik tasfiye ve tarihsel yıkım yasası olduğunu belirtir.

        Fenzur (فانظر)

        İbn Fâris, n-z-r kökünün temelinde bir şeye bakmak, gözlemlemek, beklemek ve üzerinde düşünmek anlamlarının bulunduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "nazar" eyleminin salt fiziksel bir görme (basar) eyleminden ibaret olmadığını; aklın, basiretin ve kalbin katılımıyla bir şeyin hakikatine ulaşmak, ondan ibret almak ve derinlemesine tefekkür etmek amacıyla yapılan bilinçli bir gözlem olduğunu açıklar. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu fiilin Kur'an'ın fenomenolojik tarih okumasına yaptığı bir çağrı olduğuna dikkat çekerek; insanın sadece geçmiş medeniyetlerin yıkıntılarına veya kalıntılarına çıplak gözle bakmasını değil, o fiziksel enkazın ardındaki ahlaki ve teolojik çöküşü okumasını, tarihsel olaylardan varoluşsal bir ders (ibret) çıkarmasını emreden dinamik bir zihinsel eylem olduğunu ifade eder.

        'Âkıbetu (عاقبة)

        İbn Fâris, '-k-b kökünün bir şeyin arkasından gelmek, izlemek, topuk ve bir şeyin sonu anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "akıbet" kelimesinin bir sürecin, eylemin veya durumun varıp dayanacağı nihai nokta, en son netice ve kaçınılmaz son olduğunu açıklar; ayette inkarcı toplumların kendi elleriyle hazırladıkları trajik tarihsel ve eskatolojik (ahiret) sonlarını nitelediğini söyler. Angelika Neuwirth, Mekki surelerin karakteristik yapısında bu kelimenin çok güçlü bir "uyarıcı tipoloji" işlevi gördüğünü; geçmişte helak edilen toplumların feci sonlarının (akıbet), Mekkeli muhataplar için adeta bir ayna olarak sunulduğunu ve onların da aynı inkar yolunda ısrar etmeleri halinde benzer bir tarihsel yok oluşla yüzleşeceklerini bildiren retorik bir tehdit olduğunu savunur.

        el-Mükezzibîn (المكذبين)

        İbn Fâris, k-z-b kökünün asıl anlamının gerçeğe aykırı söz söylemek, hakikati saptırmak ve yalanlamak olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "tekzib" kavramının sadece kalple inanmamak (inkar) değil, gerçeği bile bile reddetmek, elçilerin getirdiği apaçık kanıtları açıkça yalanlamak ve bu yalanlamayı eyleme dönüştürmek anlamına geldiğini açıklar. Toshihiko Izutsu, kelimeyi Kur'an'ın inanç semantiği çerçevesinde analiz eder; tekzibin "küfr"ün (inkarın) en agresif, en dışa dönük ve eylemsel boyutu olduğunu, muhatabın ilahi mesaja sadece pasif bir şekilde kayıtsız kalmadığını, aksine mevcut düzenini ve kibrini korumak uğruna hakikati itibarsızlaştırmak için sistematik bir çaba (yalanlama) içine girdiğini vurgular. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, ayette ilahi intikamın (helakin) doğrudan "mükezzibin" (yalanlayanlar) vasfıyla ilişkilendirilmesine dikkat çekerek; yıkımın sebebinin basit bir bilgi eksikliği veya anlama güçlüğü olmadığını, hakikatin bilincinde olunduğu halde statükoyu koruma adına elçiye karşı yürütülen bilinçli, inatçı ve tahripkar "yalanlama" kampanyası olduğunu ifade eder.

        Yorum

        İşleniyor...
        X