Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Zuhruf Sûresi, 23. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Zuhruf Sûresi, 23. Ayet

    وَكَذٰلِكَ مَٓا اَرْسَلْنَا مِنْ قَبْلِكَ ف۪ي قَرْيَةٍ مِنْ نَذ۪يرٍ اِلَّا قَالَ مُتْرَفُوهَٓاۙ اِنَّا وَجَدْنَٓا اٰبَٓاءَنَا عَلٰٓى اُمَّةٍ وَاِنَّا عَلٰٓى اٰثَارِهِمْ مُقْتَدُونَ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Ve keżâlike mâ erselnâ min kablike fî karyetin min neżîrin illâ kâle mutrafûhâ innâ vecednâ âbâenâ ‘alâ ummetin ve-innâ ‘alâ âśârihim muktedûn(e)

    Yorum

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      “Aynı şekilde senden önce de hiçbir topluluğa bir uyarıcı göndermedik ki, topluluğun zevkusefâya dalmış kesimi şöyle demiş olmasınlar: Biz atalarımızı bir inanç üzerinde bulduk ve biz onların izlerinden gitmekteyiz.”

      Allah Teâlâ onların “Hayır hayır! Onların dedikleri şundan ibarettir: Biz babalarımızı bir inanç üzerinde bulduk, elbette biz onların izlerinden giderek doğru yolu buluruz” sözlerine karşı sabırlı olmasını Peygamberine emretmektedir. Bu, ilk olarak onların söylediği bir söz değildir, aksine kavminin sana söylediklerini önceki ümmetler de kendi peygamberlerine söylemişlerdi. Cenâb-ı Hak bir yandan Resûlullah’a (s.a.) sabırlı olmasını emreder ve onu teselli ederken, diğer yandan insan oldukları halde babalarına uyan ve onların peşinden giden o insanların akılsızca davrandıklarına işaret etmekte ve şunu söylemektedir: Eğer mutlaka bir insana tâbi olacaksanız, bari babalarınızdan daha doğru yolda olan peygamberlere uyun!

      Yorum

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Karyetin (قرية)

        İbn Fâris, k-r-y kökünün asıl anlamının toplamak, biriktirmek ve bir araya getirmek olduğunu; insanların belirli bir düzende bir araya gelip yerleştikleri toplanma merkezlerine bu kökten dolayı "karye" denildiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin hem yerleşim yerinin (mekanın) kendisini hem de orada yaşayan topluluğu ifade ettiğini açıklar. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, ayetin bağlamında bu kelimenin sıradan, küçük ve izole bir "köy" anlamına gelmediğini; aksine ekonomik, sosyal ve siyasi bir organizasyona sahip, yerleşik bir düzeni (statükosu) bulunan, medeniyetin ve kibrin merkezi konumundaki "şehir/site devleti"ni ifade ettiğini belirtir.

        Nezîrin (نذير)

        İbn Fâris, n-z-r kökünün birini yaklaşan bir tehlikeye karşı uyarmak, korkutmak ve sakındırmak anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, inzar kavramının sadece kuru bir bilgi vermek olmadığını, içinde korku ve ciddiyet barındıran sarsıcı bir haber ulaştırmak olduğunu; "nezîr"in de gaflet içindeki toplumu yaklaşan ilahi azaba karşı uyandıran elçi olduğunu açıklar. Toshihiko Izutsu, kavramı Kur'an'ın peygamberlik (nübüvvet) ve ahiret (eskatoloji) tasavvuru çerçevesinde inceler; elçinin temel misyonunun müjdelemekten ziyade, ahlaki çöküş içindeki toplumu varoluşsal bir korkuyla sarsarak uyanışa zorlamak olduğunu vurgular. Angelika Neuwirth, Mekki surelerin karakteristik retoriğinde "uyarıcı" (nezîr) figürünün, tarihsel kurtuluş teolojisi içinde merkezi bir yer tuttuğunu ve peygamberin kendi toplumundaki itirazlara karşı bu evrensel uyarıcı rolüyle meşruiyet kazandığını ifade eder.

        Mütrafûhâ (مترفوها)

        İbn Fâris, t-r-f kökünün nimet içinde yüzmek, refahın genişlemesi ve dünya nimetlerinin kişiyi şımartması anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "mütraf" kelimesinin, sahip olduğu aşırı zenginlik ve konfor yüzünden azgınlaşan, ilahi sınırları tanımayan, kibre kapılıp şımaran elit (seçkin) tabakayı nitelediğini açıklar. Toshihiko Izutsu, kavramı Kur'an'ın sosyolojik ve ahlaki analizi bağlamında kilit bir terim olarak değerlendirir; zenginliğin ve sınırsız tüketimin (teref) insanda ontolojik bir körlük ve teolojik bir kibir (müstağnilik) yarattığını, bu yüzden ilahi mesaja karşı en şiddetli direncin daima bu konformist azınlıktan geldiğini vurgular. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, ayetin son derece net bir sınıfsal ve sosyolojik analiz sunduğunu; peygamberlerin getirdiği eşitlikçi ve tevhid eksenli mesajın ilk olarak toplumun alt tabakalarına değil, kurdukları sömürü düzenini ve sosyo-ekonomik imtiyazlarını kaybetmekten korkan "mütraf"lara (egemen zengin sınıfa) battığını, inkarın temelinde ideolojik olmaktan çok ekonomik ve sınıfsal çıkarların yattığını ifade eder.

        Ümmetin (أمة)

        İbn Fâris, e-m-m kökünün asıl anlamının anne, kaynak, temel ve yönelinen hedef olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu ayetteki "ümmet" kelimesinin üzerinde ittifak edilmiş ve nesilden nesile aktarılarak kurumsallaşmış bir din, bir hayat tarzı (gelenek) anlamına geldiğini açıklar. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, egemen sınıfın (mütrafun) kendi sömürü düzenlerini korumak için "ümmet" (kutsal atalar dini) kavramını ideolojik bir kalkan olarak kullandıklarını; aslında dertlerinin dinin veya inancın kendisi değil, o geleneğin kendilerine sağladığı siyasi ve ekonomik imtiyazları meşrulaştıran "statüko" olduğunu sarsıcı bir dille vurguladığını belirtir.

        Muktedûn (مقتدون)

        İbn Fâris, k-d-v kökünün birine uymak, peşinden gitmek, birini örnek ve rehber almak anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "iktida" kavramının, bir kişinin inanç, eylem ve düşünce bazında başka birinin yolunu harfiyen izlemesi, onu otorite kabul etmesi olduğunu açıklar. Toshihiko Izutsu, önceki ayette geçen "muhtedûn" (doğru yolu bulanlar) kelimesinin yerine burada zengin seçkinlerin dilinden "muktedûn" (körü körüne taklit eden/uyanlar) kelimesinin kullanılmasının derin bir psikolojik analiz içerdiğini; elitlerin (mütrafun) atalarının izinden gitmeyi (iktida) pragmatik bir zorunluluk olarak kabullendiklerini ve statükoya olan bu dogmatik bağlılıklarını hiçbir ahlaki veya rasyonel kaygı gütmeden gururla itiraf ettiklerini ifade eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu kavramın "atalar kültü"nün eylemsel boyutunu temsil ettiğini; egemenlerin, hakikati aramak yerine kabileci muhafazakarlığı bilinçli bir tercih olarak benimsediklerini ve ilahi vahye değil sadece kendi kurguladıkları "geleneğe" (iktida) tapındıklarını gösterdiğini dile getirir.

        Yorum

        İşleniyor...
        X