Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Zuhruf Sûresi, 22. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Zuhruf Sûresi, 22. Ayet

    بَلْ قَالُٓوا اِنَّا وَجَدْنَٓا اٰبَٓاءَنَا عَلٰٓى اُمَّةٍ وَاِنَّا عَلٰٓى اٰثَارِهِمْ مُهْتَدُونَ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Bel kâlû innâ vecednâ âbâenâ ‘alâ ummetin ve-innâ ‘alâ âśârihim muhtedûn(e)

    Yorum

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      “Hayır hayır! Onların dedikleri şundan ibarettir: ‘Biz babalarımızı bir inanç üzerinde bulduk, elbette biz onların izlerinden giderek doğru yolu buluruz."

      Onlar peygamberleri inkâr eden, insan olmaları hasebiyle onları yalanlayan bir milletti. Sonra da insan olan babalarına uydular ve onların arkasından gittiler. Bu söylenen sözlerdeki çelişkiyi gösterir. İşte sözlerindeki bu çelişki sebebiyle de onlar akılsızca davrandıklarını gösteriyorlardı.​

      Yorum

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Vecednâ (وجدنا)

        İbn Fâris, v-c-d kökünün asıl anlamının bir şeyi bulmak, ona rastlamak, ulaşmak ve bir durumla karşılaşmak olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "vicdan" eyleminin hem fiziksel bir nesneyi bulmayı hem de zihinsel/ruhsal olarak bir durumun içine doğmayı ifade ettiğini; ayette müşriklerin kendi inanç sistemlerini entelektüel bir arayışla veya vahiy yoluyla değil, sosyolojik bir miras olarak hazır bir şekilde karşılarında "bulduklarını" anlattığını açıklar. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu fiilin körü körüne taklidin (dogmatizmin) en temel aşamasını simgelediğini; putperestlerin inançlarını akli bir temellendirmeye dayandırmadan, sadece içine doğdukları toplumun hazır şablonlarını devralma ve bu verili durumu sorgulamadan kabullenme eylemini sarsıcı bir dille ifade ettiğini belirtir.

        Âbâenâ (آباءنا)

        İbn Fâris, e-b-v kökünün temelinde babalık, besleme, büyütme ve terbiye etme anlamlarının bulunduğunu; atalara da geçmişin kurucu ve otoriter figürleri olmaları hasebiyle bu ismin verildiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin sadece biyolojik babaları değil, geçmişte yaşamış, toplumun kültürel ve inançsal normlarını belirlemiş tüm ataları kapsadığını açıklar. Toshihiko Izutsu, kavramı Cahiliye dönemi Arap toplumunun zihniyet dünyası (epistemolojisi) bağlamında inceler; "atalar kültü"nün (atalara saygı ve onların yolunu mutlak doğru kabul etme eğiliminin), putperest aklın vahye karşı direnişindeki en büyük sosyolojik ve psikolojik bariyer olduğunu, müşriklerin hakikatin ölçütü olarak ilahi bir mesajı değil, doğrudan geçmişin kutsanmış otoritesini (ataları) temel aldıklarını vurgular.

        Ümmetin (أمة)

        İbn Fâris, e-m-m kökünün asıl anlamının anne, kaynak, temel, bir şeyin kendisine yöneldiği önder ve etrafında toplanılan hedef olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "ümmet" kelimesinin aynı inancı, zamanı veya mekanı paylaşan topluluklar için kullanıldığını; ancak bu ayetin spesifik bağlamında "üzerinde ittifak edilmiş, kökleşmiş bir din, bir inanç yolu ve gelenek" (millet/din) anlamına geldiğini açıklar. Arthur Jeffery, kelimenin Aramice ve Süryanicedeki "umtha" (halk, ulus) kelimeleriyle etimolojik bağlarına dikkat çeker; ancak Kur'an'ın bu kelimeyi salt etnik bir yığın olmaktan çıkarıp, ayette müşriklerin kendi pagan geleneklerini meşrulaştırmak ve ona kurumsal bir ciddiyet katmak için kullandıkları "yerleşik bir dini yol/mezhep" anlamında semantik bir dönüşüme uğrattığını ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, müşriklerin atalarının üzerinde bulunduğu sapkınlığı sıradan bir adet değil de "ümmet" (kutsal ve köklü bir din/yol) olarak isimlendirmelerinin, kendi atalara tapınma ideolojilerini yüceltme ve muhafazakar dirençlerine felsefi bir kılıf bulma çabası olduğunu belirtir.

        Âsârihim (آثارهم)

        İbn Fâris, e-s-r kökünün bir şeyin ardından gitmek, yürünen yolda bırakılan iz, nişan ve belirti anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "eser" kelimesinin fiziksel olarak birinin ayak izini takip etmek olduğunu, mecazi olarak ise bir kimsenin bıraktığı geleneğe, adete ve yaşantıya milimi milimine uymak, onun çizgisinden zerre kadar sapmamak anlamına geldiğini açıklar. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu kelimenin taklit psikolojisini kusursuz bir görsel metaforla sunduğunu; müşriklerin kendi akıllarını ve iradelerini tamamen iptal ederek, adeta karda yürüyen birinin öncekilerin ayak izlerine (asarihim) basarak ilerlemesi gibi, atalarının dogmalarını hiçbir akli süzgeçten geçirmeden harfiyen kopyaladıklarını ifade eder.

        Muhtedûn (مهتدون)

        İbn Fâris, h-d-y kökünün asıl anlamının öne düşüp yol göstermek, rehberlik etmek ve birini hedefine doğru yönlendirmek olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin doğru yolu bulmuş, hakikate ermiş ve kurtuluşa ulaşmış kişileri nitelediğini açıklar. Toshihiko Izutsu, bu kavramın ayetteki kullanımını Kur'ani semantiğin müşrik aklıyla girdiği en dramatik çarpışmalardan biri olarak okur; müşriklerin, en büyük sapkınlık olan "ataları körü körüne taklit etme" eylemini, trajik bir yanılgıyla "hidayet" (doğru yolda olma) olarak adlandırdıklarını, böylece kavramların içini boşaltarak ahlaki ve teolojik bir tersyüz etme (inversiyon) yaşadıklarını vurgular. Angelika Neuwirth, bu kelimenin müşriklerin peygambere karşı ürettikleri polemik retoriğinin zirvesi olduğunu; peygamberin onları davet ettiği "hidayet" kavramını çalarak, kendi muhafazakar ve putperest geleneklerini "gerçek hidayet" olarak sunduklarını ve kabileci statükoyu ilahi bir doğruymuş gibi savunduklarını belirtir.

        Yorum

        İşleniyor...
        X