Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Zuhruf Sûresi, 18. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Zuhruf Sûresi, 18. Ayet

    اَوَمَنْ يُنَشَّؤُ۬ا فِي الْحِلْيَةِ وَهُوَ فِي الْخِصَامِ غَيْرُ مُب۪ينٍ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Evemen yuneşşeu fî-lhilyeti ve huve fî-lḣisâmi ġayru mubîn(in)

    Yorum

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      “Mücadelede başarısız olarak ömrünü süslenmekle geçirecek olan kız çocuğu mu? diye öfkeyle sorar!”

      Bu âyetin delâletinde ihtilaf edilmiştir. Bazıları şöyle dedi: Burada onların taptıkları putlar kastedilmektedir, onlar putları çeşitli zînetler ve takılarla süslüyorlardı. En doğrusunu Allah bilir ya, Cenâb-ı Hak şunu söylemektedir: Zînetlerle ve takılarla süslenen putlar mı? O ne fayda verebilir, ne de zarar! Ne konuşabilir, ne düşmanlık yapabilir, ne de başka bir şey yapabilir! İbadet için asüan o zînet ve takılar olmasaydı, ona yüz çevrilmez ve onun için üzüntü duyulmazdı. Böyle biri, gökleri, yeri ve her ikisinde sözü edilen menfaatleri yaratan gibi midir? Bu, asla öbürü gibi değildir. AHah Teâlâ, bu nitelikteki putlara ibadeti, her şeyi yaratan Allah’a ibadete tercih etmeleri sebebiyle onların ne kadar beyinsizce davrandıklarını hatırlatmaktadır. Cenâb-ı Hak, onların eziyetlerine, kendisini yalanlamalarına ve kötü muamelelerine karşı sabırlı olmasını Resûlullah’a emretmektedir. En doğrusunu Allah bilir. Bazıları, Mücadelede başarısız olarak ömrünü süslenmekle geçirecek olan kız çocuğu mu? diye öfkeyle sorar meâlindeki âyetten maksadın kız çocukları olduğunu söyledi. En doğrusunu Allah bilir ya, buna göre Cenâb-ı Hak şunu söylemektedir; Kız çocuğu zayıftır, çaresi azdır, münakaşa ve tartışma yaparken maksadım açıkça beyan edemez. Allah, kızları acizlikle, zayıf olmakla ve güç eksikliği ile nitelemektedir. En doğrusunu Allah bilir ya, Cenâb-ı Hak şunu söylüyor; En zayıf, en aciz ve en güçsüz olanı nasıl Allaha nispet ediyorlar? Onlar kendileri için daha mükemmel ve daha güçlü olan erkekleri tercih ediyor, kızlara tenezzül etmiyorlardı. Bu âyet, “Yoksa O, yarattıkları arasından kızları kendine ayırdı da oğlan çocukları için sizi mi seçti?” mealindeki âyetin ve daha önce geçen “Kimi kullarını O’nun bir parçası saydılar” mealindeki âyetin sonuna kadar geçen cümlelerin sılasıdır. Ömrünü süslenmekle geçirecek cümlesinin, sözü edilen anlamdan başka bir mânaya gelmesi muhtemeldir. Bu cümlelerin her biri başka bir gruba işaret eder. Çünkü müşrikler kendi aralarında farkh görüşe ve inanca mensup idiler. Âyetlerin hepsinin aynı mânaya gelmesi de muhtemeldir. En doğrusunu Allah bilir. Bu âyetlerde, kavminin eziyetlerine karşı Resûlullah’a (s.a.) sabrın emredilmesi, müşriklerin akılsızca davranmalarının beyan edilmesi ve onların uyarılması ile ilgili hususlar onlardan sonrakiler içindir. En doğrusunu Allah bilir.

      İbn Kuteybe şöyle dedi: Ömrünü süslenmekle geçirecek cümlesi, süsler içinde büyüyen anlamına gelir, maksat kızlardır. Burada onların kızları Allaha tahsis etmeleri kastedilmektedir. Onlardan birine kızı olduğu müjdesi verildiği zaman “Öfkeye kapılarak yüzü mosmor olur”. Yani çok üzülür. Âyette geçen “hısâm” kelimesi, hasım sözcüğünün çoğuludur. “Gayru mübîn” (غَيْرُ مُبِينٍ) de delilini açıklamayan demektir. Ebû Avsece şöyle dedi; “Yüneşşeu” (يُنَشَّأُ) kelimesi yetişti, büyüdü anlamına gelir. “Hısâm” kelimesi de tartışmak ve mücadele yapmak anlamına gelir. Ebû Muâz şöyle dedi: “Yuneşşeu” kelimesi nebat bitmek anlamına gelir. Bu kelime “yuneşşeu” diye şeddeli olarak okunduğu gibi, şeddesiz olarak “yunşeu” diye de okunmuştur. Bazıları da “yenşeu” diye okudu. En doğrusunu Allah bilir.​

      Yorum

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Yuneşşeu (ينشأ)

        İbn Fâris, n-ş-e kökünün asıl anlamının yükselmek, büyümek, hayata atılmak ve bir yerde yetişmek olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin fiziksel ve zihinsel olarak belirli bir çevrede, özel bir bakım ve ihtimam altında gelişip serpilmek eylemini ifade ettiğini açıklar. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, fiilin edilgen (meçhul) formda kullanılmasının tesadüfi olmadığını, bu yapının Cahiliye dönemi Arap toplumunda kız çocuklarının savaş, siyaset ve zorlu yaşam koşullarından uzak, bütünüyle korunaklı, pasif ve süs içinde büyütüldükleri sosyolojik gerçekliğe işaret ettiğini vurgular.

        el-Hilyeti (الحلية)

        İbn Fâris, h-l-y kökünün temelinde süs, takı, güzellik ve göze hoş gelen şeyler anlamlarının bulunduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin bedeni güzelleştirmek ve dikkat çekmek amacıyla kullanılan her türlü ziynet eşyasını ve mücevheri kapsadığını açıklar. Toshihiko Izutsu, bu kelimeyi İslam öncesi Arap toplumunun cinsiyet semantiği çerçevesinde değerlendirir; ziynet ve süsün, kılıç ve silahla sembolize edilen erkek egemen savaşçı (mürüvvet) kültürünün tam zıddı olarak kadınlık alanına ait pasifliği ve narinliği temsil ettiğini ifade eder. Angelika Neuwirth, Mekki polemik dilinde bu kelimenin çok güçlü bir ironi aracı olarak kullanıldığını, müşriklerin Yüce Yaratıcı'ya, kendi kabileci değer yargılarında zayıflık ve yüzeysellikle eş tuttukları "süs içinde büyütülen" varlıkları (kızları/melekleri) layık görmelerindeki teolojik ahmaklığın sarsıcı bir dille deşifre edildiğini savunur. Prof. Dr. Sadık Kılıç, süs ve gösterişin ontolojik bir eksiklik duygusunu örtme çabası olduğunu, dolayısıyla ilahi kudretle ilişkilendirilen varlıkların süse muhtaç olarak tasvir edilmesinin felsefi açıdan büyük bir çelişki barındırdığını dile getirir.

        el-Hısâmi (الخصام)

        İbn Fâris, h-s-m kökünün asıl anlamının bir şeyin kenarından tutmak, çekiştirmek, kesmek ve şiddetli tartışmaya girmek olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, husumet ve hısam kavramlarının, tarafların birbirini alt etmek amacıyla girdiği sözlü veya eylemsel şiddetli çatışma, münakaşa ve dava hali olduğunu açıklar. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin yedinci yüzyıl Hicaz coğrafyasının bedevi kültüründeki kamusal alanı yansıttığını; tartışma, hitabet, kabile savunması ve kan davaları gibi çetin mücadelelerin (hısam) tamamen erkeklerin tekelinde olduğunu, kadınların ise bu acımasız varoluş mücadelesinin dışında tutulduğunu ifade eder.

        Mubîn (مبين)

        İbn Fâris, b-y-n kökünün temelinde ayrılma, uzaklaşma, netleşme ve meramını açıkça ortaya koyma anlamlarının bulunduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin hakkı batıldan ayıran, düşüncelerini kusursuz bir ifade yeteneğiyle ve güçlü argümanlarla karşısındakine aktarabilen kişi veya durum için kullanıldığını açıklar. Toshihiko Izutsu, ayetteki "ğayru mubîn" (meramını açıkça anlatamayan) vasfının, Arap retorik geleneğinde çok önemli sayılan "beyan" (etkili söz söyleme ve ikna etme gücü) eksikliğine işaret ettiğini; zorlu bir tartışma ve kriz anında (hısam) kendini savunacak psikolojik ve dilsel dirayetten yoksun, süs içinde narin büyütülmüş varlıkların, mutlak kudret sahibi Allah'ın parçası (kızları) sayılmasının, müşrik aklının kendi içindeki mantıksal iflasını gösteren ontolojik bir kanıt olarak sunulduğunu vurgular.

        Yorum

        İşleniyor...
        X