Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Zuhruf Sûresi, 17. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Zuhruf Sûresi, 17. Ayet

    وَاِذَا بُشِّرَ اَحَدُهُمْ بِمَا ضَرَبَ لِلرَّحْمٰنِ مَثَلاً ظَلَّ وَجْهُهُ مُسْوَداًّ وَهُوَ كَظ۪يمٌ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Ve-iżâ buşşira ehaduhum bimâ darabe lirrahmâni meśelen zalle vechuhu musvedden vehuve kazîm(un)

    Yorum

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      “Onlardan birine, Rahmân'a lâyık gördüğünün (kız çocuğunun) müjdesi verilince öfkeye kapılarak yüzü mosmor olur.”

      Bu âyette Allah Teâlâ, müşriklerin kız çocukları olduğunda sergiledikleri üzüntüyü ve yaşadıkları hoşnutsuzluğu haber vermektedir: Onlardan birine, Rahmân’a lâyık gördüğünün (kız çocuğunun) müjdesi verilince öfkeye kapılarak yüzü mosmor olur. Buradaki Rahmân’a lâyık gördüğü sözü, yaratılışta ona benzer mânasına gelir. Bu cümle iki şekilde yorumlanır. Birincisi, onlar Allah’a çocuk isnat ettiler, çocuk ise babaya benzer, dolayısıyla çocuğun var olması benzerliğin ve emsâlin var olması demektir. İkincisi, Allah’ın çocuğu olduğunu kabul etmek, Allah ile bütün yaratılanlar arasında benzerliği kabul etmek anlamına gelir. Çünkü yaratılanlar, ya başkasından doğmuş, ondan da başkası doğmuştur, ya da mülkünde Allah’ın ortağıdır veya o başkasının ortağıdır. Dolayısıyla bunlar birbirlerine benzer haldedirler. Kim Allah’a ortak veya çocuk nispet ederse, Allah’ı da yaratılanlara benzetmiş olur. Bundan dolayıdır ki Allah, çocuktan ve ortaktan beri olduğunu ve tek olduğunu şu sözlerle açıklamaktadır: “Çocuk edinmeyen ve hâkimiyette ortağı bulunmayan Allah...” Allah çocuğu ve ortağı olmadığım söylemekte, zatını bunlardan tenzih etmekte ve tek olduğunu açıklamaktadır. Başarıya ulaştıran sadece Allah’tır.​

      Yorum

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Büşşira (بشر)

        İbn Fâris, b-ş-r kökünün temelinde derinin dış yüzeyi (beşere), güzellik ve sevinç anlamlarının bulunduğunu; müjde kelimesinin (büşra), insanın içindeki coşku ve sevincin yüz derisinde aydınlık, kan akışı ve tebessüm olarak dışarıya vurması nedeniyle bu kökten türetildiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, müjdenin özünde kişinin yüz ifadesini değiştiren sevindirici ve olumlu haber olduğunu ifade eder; ancak ayette kız çocuğu haberinin verilmesi için "müjdelendi" (büşşira) fiilinin kullanılmasının çok ince bir tehekküm (ironi/alay) olduğunu, zira bu haberin müşriki sevindirmek bir yana yüzünü kararttığını açıklar. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, ayetteki bu ironik kullanıma dikkat çekerek; müşriklerin kendi elleriyle Allah'a yakıştırdıkları "kız çocuk" mefhumunun aslında ontolojik olarak bir lütuf ve müjde olması gerekirken, bu haberin onlara verildiğinde yaşadıkları utanç ve travmanın, kendi içlerindeki teolojik çarpıklığı sarsıcı bir retorikle yüzlerine vurduğunu ifade eder.

        Daraba (ضرب)

        İbn Fâris, d-r-b kökünün asıl anlamının bir şeyi başka bir şeye vurmak, çarpmak ve üzerinde etki bırakmak olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "darb-ı mesel" (örnek vermek) kavramının, bir sözü, vasfı veya durumu başka bir duruma vurarak, eşleştirerek açıklamak anlamına geldiğini; ayetteki kullanımının, müşriklerin Yaratıcı'ya bir vasıf (kız çocuğu) yakıştırmak, O'nunla yaratılmışlar arasında geçersiz bir ontolojik benzerlik ve isnat kurmak eylemini ifade ettiğini açıklar.

        er-Rahmân (الرحمن)

        İbn Fâris, r-h-m kökünün acımak, şefkat göstermek, korumak ve merhamet etmek anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "Rahman" isminin merhameti tüm varoluşu kuşatan, mutlak ve sonsuz şefkat kaynağı olan Yaratıcı'yı ifade ettiğini söyler. Arthur Jeffery, kelimenin köken itibariyle Sami dillerine ait köklü bir teolojik terim olduğunu, özellikle Güney Arabistan (Yemen) yazıtlarında "Rahmanan" formunda ve Geç Antik Çağ Aramice/Süryanice dini metinlerinde "yüce tek tanrı"yı ifade etmek için kullanıldığını; Kur'an'ın bu evrensel terimi kendi tevhid tasavvurunun merkezine yerleştirdiğini ileri sürer. Theodor Nöldeke, bu ismin İslam öncesi dönemde ArapYarımadası'nda, bilhassa Yahudi ve Hristiyan etkisinin yoğun olduğu bölgelerde Yüce Tanrı için bilinen bir isimlendirme olduğunu savunur. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, ayetin bağlamında özellikle "Rahman" isminin seçilmesinin derin bir anlamı olduğunu; müşriklerin, evreni sonsuz şefkat ve kudretiyle (Rahmaniyetiyle) var eden yüce zata, kendilerinin bile utanç ve zayıflık vesilesi saydıkları kız çocuklarını isnat etmelerindeki ahlaki ve teolojik düşüklüğün altının çizildiğini belirtir.

        Meselen (مثلا)

        İbn Fâris, m-s-l kökünün benzerlik, eşdeğerlik, bir şeyin diğerine model teşkil etmesi anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin bir şeyin belirgin vasfı, durumu veya ona yakıştırılan örnek anlamına geldiğini; burada müşriklerin "melekler Allah'ın kızlarıdır" diyerek ilahi zat ile aciz mahlukat arasında kurguladıkları muhayyel, asılsız ve şirke dayalı ontolojik yakıştırmayı (isnadı) ifade ettiğini açıklar.

        Zalla (ظل)

        İbn Fâris, z-l-l kökünün gölge, bir şeyin sürekli olması, devam etmesi ve bir halden başka bir hale geçip o yeni durumda kalakalmak anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, fiilin aslında gündüz vakti bir işi yapmaya devam etmek veya bir duruma dönüşmek eylemini anlattığını; ayette ise kız çocuğu haberini alan müşrikin yüzündeki anlık değişimi ve bu karanlık utanç halinin yüzünde kalıcı bir gölge gibi asılı kalmasını, psikolojik bir çöküşün bedene yansımasını ifade ettiğini açıklar.

        Vechuhu (وجهه)

        İbn Fâris, v-c-h kökünün bir şeye yönelmek, bir şeyin karşısına çıkmak ve yüz anlamlarına geldiğini; insanın karşısındakine yöneldiği en belirgin organı olduğu için bu ismi aldığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, yüzün sadece anatomik bir parça olmadığını, insanın dışa dönük kimliği, onuru ve içsel duygularının (sevinç veya keder) ilk ve en net okunduğu duygusal ekran olduğunu ifade eder.

        Müsvedden (مسودا)

        İbn Fâris, s-v-d kökünün siyahlık, karanlık ve aynı zamanda toplumda öne çıkmak (seyyid/efendi) anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, siyahlaşmak (isvidad) kelimesinin burada bedensel ve fizyolojik bir ten rengi değişiminden ziyade mecazi olduğunu; aşırı üzüntü, utanç ve kederin insanın yüzüne vuran karanlık, kasvetli ve enerjisi çekilmiş ifadesini nitelediğini açıklar. Toshihiko Izutsu, bu betimlemeyi Cahiliye dönemi Arap psikolojisi ve onur (mürüvvet) kavramı çerçevesinde inceler; kız çocuğu haberi, o dönemin ataerkil toplumunda kabile savunmasına katkı sağlamayacak ekonomik bir yük ve adeta "sosyal bir leke" olarak algılandığından, babanın yüzündeki bu "kararma" salt bir üzüntü değil, derin bir ontolojik utancın ve toplumsal statü kaybı korkusunun refleksif dışavurumudur.

        Kezîm (كظيم)

        İbn Fâris, k-z-m kökünün asıl anlamının bir yolu kapatmak, bir kabın ağzını sıkıca bağlamak, sızmasını engellemek ve nefesi tutmak olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin öfkeyi, hüznü ve kederi dışarı vurmayıp içinde tutan, adeta boğazında düğümlenen hisleri yutkunarak sessizce kahrını çeken ve kendini sıkan kimseyi nitelediğini açıklar. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, ayetteki "kazîm" tasvirinin müşrik babanın içine düştüğü travmatik psikolojik buhranı kusursuzca resmettiğini; kız çocuğu haberine karşı duyduğu şiddetli öfke ve utancı (belki de toplumsal kınanma korkusuyla veya çaresizlikle) dışa vuramayıp içine attığını, adeta kendi kahrında boğulduğunu ifade eder. Kendisine haber verildiğinde yüzünü karartıp içini öfkeyle dolduran bir varlığı (kız çocuğunu), hiç utanmadan Yüce Allah'a isnat etmelerindeki devasa mantık çöküşünü ve teolojik çifte standardı bu kelime üzerinden sarsıcı bir dille deşifre ettiğini vurgular.

        Yorum

        İşleniyor...
        X