Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Zuhruf Sûresi, 16. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Zuhruf Sûresi, 16. Ayet

    اَمِ اتَّخَذَ مِمَّا يَخْلُقُ بَنَاتٍ وَاَصْفٰيكُمْ بِالْبَن۪ينَ۟​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Emi-tteḣaże mimmâ yaḣluku benâtin ve asfâkum bilbenîn(e)

    Yorum

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      “Yoksa O, yarattıkları arasından kızları kendine ayırdı da oğlan çocukları için sizi mi seçti?”

      Burada gizli bir kelime vardır. Cenâb-ı Hak sanki şunu söylemekledir: Yoksa onlar, Allah yarattığı kızları kendine ayırdı da erkek çocuklarım sizin için seçti mi diyorlar? Başka bir âyette meâlen şöyle buyurmaktadır: “Hoşlanmadıkları kızları Allah’a nispet ediyorlar. Dillerinden yalan dökülüyor” Yoksa edindi mi? Yani onlar, şöyle dediler: Allah yarattığı kızları kendine ayırdı. Allah Teâlâ bu âyette Mekkeliler’in beyinsizliklerini ve ne kadar inatçı olduklarını belirtmektedir. Çünkü onlar peygamberlere inanmıyorlardı. Allah’ın çocuk edindiğini, meleklerin Allah’ın kızları olduğunu söylüyorlardı. Kendilerine gökleri ve yeri kim yarattı diye sorulduğunda, “Allah her şeyin yaratıcısıdır” diyorlardı. Bu bilgiyi peygamberlerden başka bir yoldan elde etmeleri mümkün olmadığı halde, yine de peygamberleri inkâr ediyorlardı. Peygamberleri inkâr ettikleri halde onların verdikleri haberleri nasıl dile getirebiliyorlardı? Çünkü görmediği birinin çocuğu olduğunu söyleyen kişi, bu bilgiyi mutlaka sağlam bir kaynaktan almış olmalıdır. Meleklere ait bilgi de öyledir, onu da ancak peygamberlerin verdiği haberle öğrenmişlerdir. Bütün bunlardan sonra yine de peygamberleri ve onların verdiği haberleri inkâr etmeleri, iddialarının birbiriyle çeliştiğini ve bâtıl olduğunu gösterir.​

      Yorum

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        İttehaze (اتخذ)

        İbn Fâris, e-h-z kökünün temel anlamının bir şeyi tutmak, almak, elde etmek ve kavramak olduğunu; fiilin "ifti'al" babındaki bu kullanımının (ittehaze) bir şeyi kasten edinmek, kendine tahsis etmek ve benimsemek anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, e-h-z eyleminin bir şeyi iradi olarak alıp kabullenmek olduğunu, buradaki kullanımın müşriklerin Allah'a yönelik "O kendisine kızlar edindi" şeklindeki asılsız ve batıl inanç kurgularını ifade ettiğini açıklar. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu fiilin kullanımının müşriklerin tanrı tasavvurundaki çelişkiye işaret ettiğini; aşkın ve hiçbir şeye muhtaç olmayan Yaratıcı'nın sıradan bir beşer gibi kendisine evlat "edindiği" (ittehaze) iddiasının teolojik bir saçmalık olduğunu ve ayetin bu iddiayı ironik bir dille sorguladığını ifade eder.

        Benât (بنات)

        İbn Fâris, b-n-y kökünün asıl anlamının bina etmek, inşa etmek ve bir temel üzerine bir şey kurmak olduğunu; evlatların da neslin ve ailenin yapı taşları, inşasının devamı olmaları hasebiyle erkek çocuğa "ibn", kız çocuğa "bint" denildiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "bint" kelimesinin çoğulu olan bu sözcüğün, bedensel bir üremenin sonucu olan kız çocuklarını ifade ettiğini; müşriklerin kendi fıtratlarına bile ağır gelen ve hor gördükleri kız çocuklarını Yaratıcı'ya nispet etmelerinin büyük bir ontolojik çelişki olduğunu açıklar. Toshihiko Izutsu, kelimeyi Cahiliye dönemi Arap toplumunun cinsiyet semantiği ve sosyal hiyerarşisi bağlamında değerlendirir; kız çocuklarının (benât) zayıflık ve utanç vesilesi sayıldığı bir kültürde, putperestlerin en alt statüdeki varlıkları mutlak güç sahibi olan Allah'a atfetmelerindeki mantıksal tutarsızlığı ve teolojik ikiyüzlülüğü vurgular. Angelika Neuwirth, Mekki surelerin polemik (tartışmacı) retoriğinde bu kelimenin, müşriklerin taptığı Lat, Uzza ve Menat gibi tanrıçaların "Allah'ın kızları" olduğu yönündeki pagan mitolojisini deşifre etmek ve yıkmak amacıyla stratejik olarak kullanıldığını savunur.

        Asfâkum (أصفاكم)

        İbn Fâris, s-f-v kökünün bir şeyin tortusundan arınması, berraklaşması, saflaşması ve bir şeyin en temiz, en seçkin kısmı (safvet) olması anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "isfâ" fiilinin bir şeyi süzüp en saf halini almak ve en değerlisini seçip birine tahsis etmek anlamına geldiğini; ayetteki kullanımın son derece alaycı ve kınayıcı bir tonda olduğunu, "Allah en saf ve seçkin olanı size mi ayırdı?" sorusuyla müşriklerin iddialarının temelsizliğinin yüzlerine vurulduğunu açıklar. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, fiilin kök anlamındaki "seçkin kılma ve arındırma" vurgusuna dikkat çekerek, Kur'an'ın burada sarsıcı bir ironi (tehekküm) sanatı yaptığını; müşriklerin kendilerine layık gördükleri erkek çocuklarını "en saf ve değerli pay", Allah'a layık gördükleri kız çocuklarını ise "değersiz pay" olarak kurgulayan zihniyetlerini kendi mantıkları üzerinden çürüttüğünü ifade eder.

        el-Benîn (البنين)

        İbn Fâris, b-n-y kökünün bina etmek, inşa etmek anlamına geldiğini, soyun devamını sağlayan erkek çocuklara da (ibn/benûn) bu kökten isim verildiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin erkek çocuklar anlamına geldiğini, Cahiliye toplumunda güç, kuvvet ve itibarın yegane temsilcisi olarak görüldüğünü; ayette kız çocukları (benât) ile zıtlık oluşturacak şekilde, müşriklerin bencil ve çıkarcı tanrı tasavvurlarını gözler önüne sermek için kullanıldığını açıklar. Toshihiko Izutsu, kavramın İslam öncesi Arap kabile sistemindeki sosyolojik değerini inceler; erkek çocukların (benîn) savaş gücü, kabile savunması ve ekonomik üstünlük anlamına geldiğini, müşriklerin teolojilerinde bile bu dünyevi güç arzularını yansıtarak "güçlü" olanı kendilerine, "zayıf" saydıklarını ise haşa Allah'a vererek kendi şirke dayalı sistemlerinin ne kadar insan merkezli ve pragmatik olduğunu ortaya koyduklarını vurgular.

        Yorum

        İşleniyor...
        X