وَجَعَلُوا لَهُ مِنْ عِبَادِه۪ جُزْءاًۜ اِنَّ الْاِنْسَانَ لَكَفُورٌ مُب۪ينٌۜ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Zuhruf Sûresi, 15. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: zuhruf suresi 15. ayet, nankörlük, zuhruf suresi, kullarından parça, şirk, zuhruf 15, ibadet, küfür, kafir, örtmek, gizlemek, inkar, münkir, gavur
-
“Kimi kullarını O’nun bir parçası saydılar. İnsan apaçık bir nankör!”
Kimi kullarını O’nun bir parçası saydılar. Bütün müfessirler şöyle der: Kâfirler, Allah Teâlâya kullarından kızlar tahsis ettiler. Zeccâc, âyetteki “cüzen” (جُزْءًا) kelimesine kız diye mâna verdi ve şöyle dedi: Bazı Araplar’a göre “cüz” kelimesi kız mânasına gelir Zeccâc’ın, kelimenin sözlük mânası olarak söylediği kullanım eğer sabitse, âyette kastedilen de odur. Değilse, müfessirlerin söyledikleri Allah’a kızları tahsis etmekten başka bir mânaya gelmesi de mümkündür. Çünkü kâfirler, küfürlerinin durumuna göre farklı gruplara ayrılırlar. Meselâ Seneviye, tanrının iki olduğunu söyler. Onlar derler ki: Allah Teâlâ hayırların yaratıcısıdır, kötülükleri yaratan ise başkasıdır. O başkasının kim olduğu konusunda da farklı düşüncelere sahiptirler. İşte bu Seneviler, Allah Teâlaya kullarından bir parçayı tahsis ederler ki, o da hayırlardır. Onlar Allaha başka bir cüz tahsis etmediler. Arap müşrikleri de, Cenâb-ı Hakk’ın kendilerini rızıklandırdığı nesnelerden bir parçayı Allah’a, bir parçayı da ortak koştuklarına tahsis ettiler. Allah şöyle buyurdu: "Allah’ın yarattığı ekin ve hayvanlardan Allah’a pay ayırıp zanlarınca, ‘Bu Allah’a, bu da ortaklarımıza (putlara)’ dediler”. Bu âyette açıkça görüldüğü üzere onlar, rızıklarından bir parçayı Allah’a tahsis etmişlerdi. Başka bir grup da erkek değil fakat kadın kullarından oluşan bir zümreyi Allah’a tahsis ettiler. Nitekim Allah şöyle buyurmaktadır: “Onlar ‘Kızlar Allah’ındır’ diyorlar” Dolayısıyla onların Allah’a herhangi bir nesneyi tahsis etmiş olmaları, müfessirlerin söyledikleri kızların tahsisinden daha açıktır. En doğrusunu Allah bilir.
İnsan apaçık bir nankör! Yani Allah’ın verdiği nimetlere nankörlük yapmaktadır. Apaçık, yani nankörlüğü apaçıktır.
Yorumu Yorumla
-
Ce'alû (جعلوا)
İbn Fâris, c-'-l kökünün asıl anlamının bir şeyi yapmak, var etmek ve bir halden başka bir hale dönüştürmek olduğunu, mecazen bir şeyi başka bir şeye isnat etmek, uydurmak ve kurgulamak anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "ceale" fiilinin bu ayette fiziksel ve ontolojik bir yaratmadan ziyade, sözlü ve inançsal bir iddiayı, zihinsel bir kurguyu ifade ettiğini; müşriklerin Allah'a gerçek dışı bir sıfat ve soy isnat ederek batıl bir hüküm verdiklerini açıklar. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin Arap dilindeki kullanımına dikkat çekerek, burada putperest zihniyetin melekleri Allah'ın kızları sayarak ilahi zat ile yaratılmışlar arasında ontolojik bir bağ kurgulama ve muhayyel bir inanç üretme eylemini sarsıcı bir dille betimlediğini ifade eder.
'İbâdihî (عباده)
İbn Fâris, '-b-d kökünün temelinde yumuşaklık, boyun eğme, zillet ve itaat anlamlarının bulunduğunu; insanın efendisine mutlak teslimiyetine de bu kökten ibadet dendiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, ibadetin nihai tezellül ve saygıyla boyun eğiş olduğunu, "ibad" kelimesinin melekleri ve insanları kapsadığını; müşriklerin ilahi statü atfetmeye çalıştıkları varlıkların aslında Allah'ın mülkünde olan, O'nun iradesine mutlak anlamda boyun eğen ve kendi başlarına hiçbir ilahi yetkisi olmayan aciz kullar olduğunu vurgulamak için bu terimin seçildiğini açıklar. Toshihiko Izutsu, kavramı Kur'an'ın tevhid felsefesi ve "Rab-Abd" (Efendi-Kul) hiyerarşisi bağlamında inceler; müşriklerin melekleri "ibad" (kullar) mertebesinden çıkarıp ilahi bir statüye yükseltme çabalarının tam da bu kelimenin işaret ettiği mutlak varoluşsal itaat gerçeğiyle çürütüldüğünü ifade eder.
Cüz'en (جزءا)
İbn Fâris, c-z-' kökünün asıl anlamının bir bütünü parçalara ayırmak, kesmek ve bir şeyin payı veya kısmı olmak olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, cüz kavramının bir şeyin kendisinden meydana geldiği parçayı ifade ettiğini; müşriklerin melekleri Allah'ın kızları sayarak aslında Yaratıcı'yı bölünebilir, üreyebilir ve parçalardan oluşabilir (mürekkep) bir varlık gibi algıladıklarını, bu iddialarıyla tenzih inancını zedeleyip Allah'a kendisinden bir "parça" (çocuk) atfettiklerini açıklar. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu kelimenin Arapçada doğrudan "çocuk" veya "velet" anlamına gelmese de, çocuğun biyolojik ve ontolojik olarak ebeveynin bir parçası olması hasebiyle, müşriklerin melek-Allah tasavvurunu deşifre eden çok keskin ve analitik bir retorik olduğunu, Yaratıcı'nın mutlak birliğine ve aşkınlığına (samediyet) yönelik bu saldırıyı kelimenin kök anlamı üzerinden çürüttüğünü belirtir.
el-İnsâne (الإنسان)
İbn Fâris, kelimenin kökeni konusunda iki ihtimal bulunduğunu; ü-n-s kökünden geliyorsa uyum sağlayan, alışkanlık edinen ve evcilleşen, n-s-y kökünden geliyorsa ahdini unutan ve hakikati göz ardı eden varlık anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, insanın doğasındaki nisyan (unutkanlık) eğilimine dikkat çekerek, bu ismin ona fıtratındaki ilahi antlaşmayı çabuk unutan bir tabiata sahip olması nedeniyle verildiğini ifade eder. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), Kur'an'ın kelime dağarcığını incelerken, "insan" lafzının Kur'an'da sıklıkla varlığın zayıf, isyankar, aceleci, bencil ve özellikle nankör doğasını vurgulamak gereken bağlamlarda kasıtlı olarak kullanıldığını, burada da eleştirel bir tipleme olarak sahneye sürüldüğünü savunur. Toshihiko Izutsu, kelimeyi insanın ontolojik yapısı bağlamında değerlendirir; insanın doğası gereği kozmik bir amneziye (nisyan) eğilimli olduğunu, yaratıcısına karşı sorumluluklarını unutmasının temelinde bu varoluşsal zayıflığın yattığını dile getirir.
Kefûrun (كفور)
İbn Fâris, k-f-r kökünün asıl anlamının bir şeyi örtmek, gizlemek ve saklamak olduğunu; tohumu toprağa gizlediği için çiftçiye de bu ismin verildiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, küfr kavramının teolojik bağlamda ilahi nimetlerin üzerini örtüp onları inkar etmek (küfrân-ı nimet) anlamına geldiğini; "kefûr" kelimesinin ism-i mübalağa (abartı) formunda olduğunu ve insanın nankörlükte ulaştığı aşırılığı, şükürsüzlüğün ahlaki bir karaktere dönüşmesini ifade ettiğini açıklar. Toshihiko Izutsu, küfr kelimesinin Kur'an'ın anlamsal dünyasındaki çekirdek anlamının "teolojik nankörlük" olduğunu; insanın önceki ayetlerde sayılan onca nimeti (binekler, gemiler, doğanın emrine verilmesi) unutup yaratıcısına eş veya çocuk isnat etmesinin, salt bir inanç sapması değil, ilahi lütfa karşı sergilenen ahlaki nankörlüğün (küfr) ontolojik zirvesi olduğunu vurgular. Prof. Dr. Sadık Kılıç, kelimenin insanın varoluşsal körlüğünü simgelediğini, bu körlüğün ilahi hakikati inatla örtbas etme ve kendi kurguladığı putperest sisteme şuursuzca bağlanma eylemi olduğunu ifade eder.
Mubîn (مبين)
İbn Fâris, b-y-n kökünün temelinde ayrılma, uzaklaşma, netleşme ve açıkça ortaya çıkma anlamlarının bulunduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin kendi içinde son derece belirgin, şeffaf ve inkar edilemez derecede aşikar olanı tanımladığını; ayette insanın işlediği nankörlüğün ve şirkin gizli saklı, tevil edilebilir veya masum bir hata olmadığını, aksine göz göre göre işlenen apaçık bir cürüm olduğunu ifade ettiğini açıklar. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, "mubîn" vasfının buradaki kullanımına değinerek, insanın nankörlüğünün herhangi bir rasyonel mazerete veya haklı yoruma mahal bırakmayacak kadar sırıtkan, fütursuz ve meydan okuyucu bir boyuta ulaştığını; Allah'a çocuk isnat etmenin ahmaklığının apaçık bir mantıksızlık olduğunu vurguladığını dile getirir.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla