وَاِنَّٓا اِلٰى رَبِّنَا لَمُنْقَلِبُونَ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Zuhruf Sûresi, 14. Ayet
Daralt
X
-
“Ve biz kuşkusuz Rabb’imize geri döneceğiz.”
Bu âyet de farklı mânalara gelebilir. Birincisi, müfessirlerin söylediği gibi ölümden sonra dirilmek anlamına gelebilir. [İkincisi,] Rabb’imizin bizim İçin yarattığı ihtiyaçlarımızın bulunduğu yere gideceğiz ve tekrar geri döneceğiz. En doğrusunu Allah bilir. [Üçüncüsü,] Allah’ın uzak memleketlerde bizim İçin yarattığı ihtiyaç maddelerine ulaşmak ve oradan geri dönmek durumunda olmasak bile, mutlaka vatanımıza ve evlerimize geri döneceğiz. En doğrusunu Allah bilir.
Yorum
-
Rabbinâ (ربنا)
İbn Fâris, r-b-b kökünün asıl anlamının bir şeyi ıslah etmek, korumak, efendisi olmak ve bir araya getirmek olduğunu; "Rabb" kelimesinin bir şeye sahip olan, onu terbiye eden ve kemaline erene kadar aşama aşama besleyip büyüten mutlak efendi anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin temelinde bir varlığı ilk halinden alıp en mükemmel durumuna ulaşıncaya kadar adım adım geliştirmek ve gözetmek eyleminin yattığını; Allah için kullanıldığında bütün yaratılmışların mutlak terbiye edicisi, yönlendiricisi ve rızık vericisi olduğunu açıklar. Arthur Jeffery, kelimenin Sami dil ailesinde, özellikle Aramice ve Süryanicedeki "rabba" (büyük, efendi) ile İbranicedeki "rab" kelimeleriyle etimolojik ve tarihsel bir süreklilik arz ettiğini; İslam öncesi Arap toplumunda da saygıdeğer efendiler için kullanılan bu terimin, Kur'an'ın teolojik dilinde putların yerini alarak yegane ilahi terbiye ediciyi simgeleyen merkezi bir kavrama dönüştüğünü ifade eder. Toshihiko Izutsu, kavramın Kur'an'ın semantik alanında geçirdiği değişime dikkat çekerek; Cahiliye döneminde kabile reisi veya mal sahibi gibi dünyevi ve sınırlı bir aidiyeti ifade eden bu kelimenin, Kur'an'da evrenin mutlak sahibi ve ontolojik efendisi (Rabb) ile ona mutlak itaat borçlu olan kul (abd) arasındaki dikey hiyerarşiyi kuran en temel teolojik terim haline geldiğini vurgular. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin önceki ayetlerde bahsedilen doğadaki nimetler (binekler ve gemiler) bağlamında kullanılmasının derin bir anlam taşıdığını; insanın doğaya hükmetmesinin salt kendi hüneri olmadığını, aksine onu bir "Rabb"in şefkatle donattığını hatırlatarak muhatabın ontolojik kibrini kırıp onu şükre ve nihai aidiyetine yönelttiğini belirtir.
Munkalibûn (منقلبون)
İbn Fâris, k-l-b kökünün asıl anlamının bir şeyi yüzünden sırtına (tersine) çevirmek, döndürmek, bir halden başka bir hale dönüştürmek ve geri dönmek olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "inkılab" kelimesinin bir şeyin baş aşağı edilmesi, tamamen değişmesi veya aslına, başlangıç noktasına geri dönmesi anlamına geldiğini; eskatolojik (ahiret) bağlamda bu kelimenin, insanın yeryüzündeki geçici biyolojik ve fiziksel varoluşundan sıyrılarak yaratıcısına, varlığının ilk kaynağına doğru yapacağı kaçınılmaz ve sarsıcı dönüşü ifade ettiğini açıklar. Toshihiko Izutsu, kavramın Kur'an'ın ahiret inancı bağlamındaki psikolojik etkisini inceler; insanın dünyevi bir vasıtaya binerken bile bu kelimeyi telaffuz etmesinin, hayatı kalıcı bir yerleşim yeri değil, mutlak ilahi huzura doğru giden geçici bir yolculuk olarak algılamasını sağladığını ve varoluşsal bir uyanıklık hali yarattığını vurgular. Angelika Neuwirth, Mekki surelerin karakteristik yapısı içinde bu ifadenin doxolojik (yüceltici) ve eskatolojik bir itiraf formülü işlevi gördüğünü; gündelik ve sıradan bir eylem olan bineğe binme eyleminin, "inkılab" kavramı üzerinden ölüm ve diriliş gerçeğini hatırlatan ritüelistik ve derin bir vaaz edici (homiletik) uyarıya dönüştürüldüğünü savunur. Prof. Dr. Sadık Kılıç, kelimenin insanın ontolojik zorunluluğunu ifade ettiğini; yeryüzünde eşyaya ve hayvanlara geçici bir süre hükmeden (teshir) insanın, eninde sonunda üstün bir ilahi iradenin gücüyle köklü bir hal değişimine (inkılab) uğrayarak asıl hesap verici konumuna geri döneceğini ve bu dünyevi hakimiyetin sonlu olduğunu bildiren felsefi bir manifesto niteliği taşıdığını belirtir.
Yorum
Yorum