Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Zuhruf Sûresi, 12. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Zuhruf Sûresi, 12. Ayet

    وَالَّذ۪ي خَلَقَ الْاَزْوَاجَ كُلَّهَا وَجَعَلَ لَكُمْ مِنَ الْفُلْكِ وَالْاَنْعَامِ مَا تَرْكَبُونَۙ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Velleżî ḣaleka-l-ezvâce kullehâ ve ce’ale lekum mine-lfulki vel-en’âmi mâ terkebûn(e)

    Yorum

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      “Bütün çiftleri yaratan, bineceğiniz gemileri ve hayvanları vareden de O’dur.”

      Bütün çiftleri yaratan O’dur. Burada Cenâb-ı Hakk’ın bütün çiftleri yarattığını söylediği beyanın içine benzer ve mukabil olan bütün çiftler girer. Çünkü çift olmak, bazan fiillerden zıt ve benzer olanlar hakkında da küfür -iman, itaat- isyan gibi davranışlar hakkında da kullanılır. Bunda kulların fiillerinin yaratılmış olduğuna işaret vardır. Çünkü Allah, bütün çiftleri kendisinin yarattığını söylemektedir. Bu fiiller zıt ve mukabil olsalar da onlar arasında da çift olma durumu söz konusudur. En doğrusunu Allah bilir.

      Bineceğiniz gemileri ve hayvanları vareden de O’dur. Yukarıda bahsettiğimiz yorumlar bu âyet için de söz konusudur. Allah, yaratılmışların muhtaç oldukları şeyleri farklı uzak beldelere dağıttı. Onlarla ihtiyaç duydukları şeylerin bulunduğu mekânlar arasında çöller, sahralar ve deryalar vardır. Çöllerde bulunan ihtiyaçlarına ulaşmak için binecekleri hayvanlar, denizde bulunan ihtiyaçlarına ulaşmak için binecekleri gemiler yarattı. Cenâb-ı Hak bütün bu nimetleri onlara, şükür borçlarını ödemeleri için hatırlatmaktadır. Aynı zamanda onlara kudretini hatırlatmaktadır, bütün bunları yapmaya kadir ve mâlik olanı, hiçbir şeyin aciz bırakamayacağını hatırlatmaktadır.​

      Yorum

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Halaka (خلق)

        İbn Fâris, h-l-k kökünün asıl anlamının bir şeyi ölçmek, biçmek, takdir etmek ve düzgünce icat etmek olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin bir şeyi yoktan, önceden var olan bir modele veya örneğe dayanmadan, belirli bir ölçü ve hikmete göre var etmek anlamına geldiğini açıklar. Arthur Jeffery, kelimenin Sami dillerindeki ortak teolojik mirasa ait olduğunu, Yahudi ve Hristiyanların yaratılış tasavvurlarında kullandıkları kavramlarla etimolojik paralellik taşıdığını belirtir. Toshihiko Izutsu, Kur'an ontolojisinde bu fiilin, mutlak ve aşkın bir iradenin, varlığı belli bir tasarım ve gaye ile yokluktan varlık sahnesine çıkarmasını ifade eden temel eylem olduğunu vurgular.

        el-Ezvâce (الأزواج)

        İbn Fâris, z-v-c kökünün asıl anlamının bir şeyin eşi, benzeri veya zıddıyla birlikte bulunması, ikilenme ve eşleşme olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "zevc" kelimesinin her bir eşi ifade ettiği gibi, aynı türe giren sınıfları, grupları ve kategorileri de kapsadığını; ayette evrendeki biyolojik, fiziksel ve ontolojik çift kutupluluğu, her şeyin birbirini tamamlayan bir eş veya zıtlık içinde yaratılmasını anlattığını açıklar. Toshihiko Izutsu, evrendeki çiftli ve zıtlı sistemlerin (erkek-dişi, gece-gündüz) tesadüfi olmadığını, tevhid ilkesine işaret eden ve sadece Yaratıcı'nın yegane 'tek' olduğunu vurgulayan sarsıcı bir teolojik kanıt olduğunu belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin bağlam içinde sadece canlı türlerini değil, varlığın diyalektik yapısını, ekosistemdeki kusursuz dengeyi ve evrensel çeşitliliğin arkasındaki ilahi tasarımı sembolize ettiğini ifade eder.

        Ce'ale (جعل)

        İbn Fâris, c-'-l kökünün asıl anlamının bir şeyi yapmak, var etmek ve bir halden başka bir hale dönüştürmek olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu fiilin yaratılmış olan bir şeye belirli bir işlev, fayda ve durum kazandırmak anlamına geldiğini; cansız maddelerden yapılan gemilerin ve tabiatta bulunan hayvanların insanın ulaşımı için işlevsel ve itaatkar kılınmasını anlattığını söyler. Toshihiko Izutsu, kelimeyi ilahi iradenin doğa üzerindeki aktif müdahalesi olarak okur; potansiyel haldeki tabiatın insanın hizmetine (teshir) sunulması ve evrenin insanı ağırlayacak, ona kolaylık sağlayacak şekilde bilinçli olarak dizayn edilmesi eylemi olduğunu vurgular.

        el-Fülki (الفلك)

        İbn Fâris, f-l-k kökünün yuvarlaklık, kavis çizmek ve dönmek anlamlarına geldiğini; gemiye de dalgaları yararak ilerlemesi ve gövdesinin kavisli, yuvarlak yapısından dolayı bu ismin verildiğini açıklar. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin denizde seyreden gemileri ifade ettiğini, denizin devasa ve yutucu gücü karşısında insanın acizliğini ve gemiyi su üstünde tutanın salt fiziksel yasalar değil ilahi inayet olduğunu hatırlatan bir uyarı aracı olduğunu belirtir. Arthur Jeffery, kelimenin köken itibarıyla Akadca "ellappu" veya daha yakın dönem Süryanice denizcilik terminolojisinden Arapçaya geçmiş olabileceğini, ticaret yolları üzerinden Kur'an'ın bu kelime dağarcığını kullandığını ifade eder. Angelika Neuwirth, gemi metaforunun Kur'an'ın retorik dünyasında Nuh Tufanı anlatısıyla derin bir tipolojik bağa sahip olduğunu, denizde seyreden geminin hem ilahi kudretin kurtarıcılığının hem de insanın yeryüzündeki varoluşsal kırılganlığının sarsıcı bir görsel ayeti olarak sunulduğunu savunur.

        el-En'âmi (الأنعام)

        İbn Fâris, n-'-m kökünün temelinde yumuşaklık, rahatlık ve fayda sağlamak anlamlarının yattığını; insanın hayatını kolaylaştıran, eti, sütü, yünü ve binek olma özelliğiyle fayda sağlayan evcil hayvanlara (özellikle deve, sığır ve koyun türlerine) bu kökten türeyerek bu ismin verildiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin doğrudan ilahi "nimet" kavramıyla aynı kökten geldiğine dikkat çeker; bu hayvanların yaratılışının ve insanın emrine verilmesinin sıradan bir doğa olayı değil, doğrudan şükrü gerektiren varoluşsal bir lütuf ve iyilik olduğunu açıklar. Prof. Dr. Sadık Kılıç, Kur'an'ın bu hayvanları salt biyolojik varlıklar olarak değil, insanın yeryüzündeki medeniyet inşasında ve hayatta kalma mücadelesinde Allah'ın ona tahsis ettiği ontolojik yardımcılar ve ilahi rahmetin somut, nefes alan göstergeleri olarak takdim ettiğini belirtir.

        Terkebûn (تركبون)

        İbn Fâris, r-k-b kökünün asıl anlamının bir şeyin başka bir şeyin üzerine binmesi, yerleşmesi ve yükselmesi olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, binek üzerine binmek, ona yerleşmek ve onu sevk edip idare etmek anlamına geldiğini, buradaki kullanımın insanın deniz taşıtları ve kara hayvanları üzerinde kurduğu hakimiyeti ifade ettiğini açıklar. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın "teshir" (boyun eğdirme) kavramı bağlamında, insanın kendisinden fiziksel olarak çok daha güçlü hayvanlara veya devasa okyanus dalgalarına hükmedebilmesinin salt beşeri bir hüner değil, bütünüyle Allah'ın evrendeki dinamikleri insanın lehine düzenlemesi sayesinde mümkün olduğunu; bu fiilin, insanın doğa üzerinde ilahi bir lisansla kurduğu hiyerarşik otoritenin eylemsel sonucu olduğunu vurgular.

        Yorum

        İşleniyor...
        X