وَالَّذ۪ي نَزَّلَ مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءً بِقَدَرٍۚ فَاَنْشَرْنَا بِه۪ بَلْدَةً مَيْتاًۚ كَذٰلِكَ تُخْرَجُونَ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Zuhruf Sûresi, 11. Ayet
Daralt
X
-
"Gökten ölçülü olarak su indiren de O’dur. Bununla ölü bir beldeye yeniden hayat veririz. İçte siz de böyle diriltilip çıkarılacaksınız.”
Allah Teâiâ’nın gökten su indirmesi, suyu yeryüzüne dağıtması ve bu su ile orada bitkileri bitirmesi de, “Yeri sizin için döşek kılan O’dur” mealindeki âyette belirttiğimiz hususlara işaret etmektedir. Allah, sözünü ettiği çeşitli nimetleri yetiştirmesi İçin gökten yere su İndirdi. Aralarındaki mesafenin uzunluğuna rağmen gökyüzünün faydalarını yeryüzünün faydalarıyla birleştirdi. Bunlar da, Allah’ın insanlara vermiş olduğu nimetlerin büyüklüğü ve bütün bunlara sahip olanın tek Allah olduğu bilinsin diyedir. Suya, özleri, türleri ve tatları farklı olan bütün bitkileri ve meyvelere uygun düşen özelliği ve lütfü veren de O’dur. Bu da, bahsedilen bütün bu özellikleri suya vererek yeryüzünü yeniden ihya etmeye kadir olanı, insanları yeniden yaratmaktan veya başka şeylerden hiçbir şeyin aciz bırakamayacağı bilinsin diyedir. O su ile yeryüzünü canlandırması ve suya sözü edilen her şeye uygun düşen bir özellik vermesi, hiç şüphesiz insanı yeniden yaratmaktan daha büyük bir hayranlığa vesiledir. Çünkü insanı yeniden yaratmak, var olanı tekrarlamaktır, diğeri ise yoktan varetmektir. Dolayısıyla bu nesneleri yaratmaya kadir olan için, insanı ölümden sonra diriltmek daha kolaydır. Bundan dolayı Allah, İşte siz de böyle diriltilip çıkarılacaksınız buyurmaktadır. Başarıya ulaştıran sadece Allah’tır.
Yorum
-
Nezzele (نزل)
İbn Fâris, n-z-l kökünün asıl anlamının yüksek bir yerden aşağıya inmek, düşmek ve konaklamak olduğunu belirtir; ayette suyun (yağmurun) gökten yeryüzüne doğru inmesini ifade ettiğini açıklar. Râgıb el-İsfahânî, "inzal" kelimesinin bir şeyi toptan indirmek, ayette geçen "tenzil" (nezzele) fiilinin ise azar azar, belli bir tertip ve miktar üzere indirmek anlamına geldiğini belirtir; yağmurun birdenbire yıkıcı bir şekilde değil, peyderpey ve yeryüzünün ihtiyacına göre indirilmesi bağlamında bu fiilin seçildiğini vurgular. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu fiilin kullanımının yağmurun yağmasını tesadüfi bir doğa olayı olmaktan çıkarıp, arkasında bilinçli, rahmet ve inayet sahibi bir ilahi iradenin bulunduğu planlı ve sistematik bir eylem olarak sunduğunu ifade eder.
Mâen (ماء)
İbn Fâris, m-v-h kökünün bildiğimiz su anlamına geldiğini ve canlılığın temeli olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, suyun salt fiziksel bir sıvı olmanın ötesinde, Allah'ın ölü tabiata hayat vermek için kullandığı ontolojik bir varoluş kaynağı olduğunu açıklar. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın semantik dünyasında suyun, ilahi rahmetin en somut sembollerinden biri olduğunu ve insanın tefekküre davet edildiği başlıca doğa ayetleri arasında yer aldığını vurgular.
Bikaderin (بقدر)
İbn Fâris, k-d-r kökünün bir şeyin ölçüsünü, sınırını, miktarını ve tam değerini belirlemek anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu ifadenin yağmurun ne tufanlara yol açacak kadar aşırı ne de kuraklığa sebep olacak kadar az değil, tam da yeryüzünün ve canlıların ihtiyacını karşılayacak kusursuz bir denge, ölçü ve hikmetle gönderildiğini anlattığını ifade eder. Toshihiko Izutsu, bu kavramın evrenin kaotik bir boşluk olmadığını, her doğa olayının ardında ince bir matematiksel ve ilahi hesabın (kader) bulunduğunu gösterdiğini belirtir. Prof. Dr. Sadık Kılıç, doğadaki bu kusursuz ölçünün, yaratıcının ekolojik dengeyi sağlayan mükemmel planlamasının ve evren üzerindeki mutlak hakimiyetinin ontolojik bir kanıtı olduğunu vurgular.
Enşernâ (أنشرنا)
İbn Fâris, n-ş-r kökünün asıl anlamının dürmek ve katlamak eyleminin zıddı olarak bir şeyi açmak, yaymak, dağıtmak ve canlandırmak olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, fiilin ölü olan bir şeye hayat ruhu üfleyerek onu yaymak ve canlandırmak anlamına geldiğini; yeryüzünün yağmurla birlikte yeşerip nebatatın her yana yayılması eyleminin, ahiretteki diriliş (ba's) ile kavramsal bir bütünlük oluşturduğunu açıklar. Arthur Jeffery, Kur'an'daki "neşr" (diriltme/yayma) kavramının, Geç Antik Çağ'da Yahudi ve Hristiyan metinlerindeki ölülerin diriltilmesi tasavvurlarıyla etimolojik ve teolojik bir paralellik taşıdığını ifade eder. Angelika Neuwirth, Mekki surelerin karakteristik retoriğinde bu fiilin, doğada her bahar yaşanan uyanış ile eskatolojik (ahiret) diriliş arasında tipolojik bir köprü kurduğunu ve ampirik doğa gözlemlerinin ahiret inancını temellendirmek için bir argüman olarak kullanıldığını savunur.
Meyten (ميتا)
İbn Fâris, m-v-t kökünün hayatın gitmesi, durgunluk, canlılık ve büyüme belirtilerinin tamamen ortadan kalkması anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin burada mecazi bir kullanımla, bitki örtüsünü kaybetmiş, kurumuş, çorak ve bereketsiz toprağı tanımlamak için kullanıldığını, ilahi rahmeti ve dokunuşu bekleyen geçici bir varoluşsuzluk halini simgelediğini açıklar.
Tuhracûn (تخرجون)
İbn Fâris, h-r-c kökünün bir yerden dışarı çıkmak, belirmek ve meydana gelmek anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, fiilin gizli veya kapalı bir yerden açığa çıkmayı ifade ettiğini; ölü topraktan bitkilerin bir mucize gibi belirmesiyle insanların kabirlerinden çıkarılması arasında doğrudan bir eylemsel benzerlik kurulduğunu söyler. Toshihiko Izutsu, fiilin bu ayette Kur'ani kıyas (analoji) yönteminin zirvesini oluşturduğunu; doğadaki canlanmayı gözlemleyen muhatabın, bu ampirik gerçeklik üzerinden kendi eskatolojik dirilişinin kaçınılmazlığını mantıksal olarak kabule zorlandığını vurgular. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, ayetin sonundaki bu vurucu ifadenin, Mekkeli müşriklerin en çok itiraz ettikleri "ölümden sonra diriliş" inancını doğadaki sıradan ve sürekli tekrarlanan bir olay üzerinden somutlaştırdığını ve inkar edilemez rasyonel bir kanıt olarak muhatabın zihnine sunduğunu belirtir.
Yorum
Yorum