وَكَمْ اَرْسَلْنَا مِنْ نَبِيٍّ فِي الْاَوَّل۪ينَ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Zuhruf Sûresi, 6. Ayet
Daralt
X
-
6. “Sizden önce gelip geçenlere de nice peygamberler gönderdik”
7. “Kendilerine gelen her peygamber ile alay edip durdular”
Bu âyetlerde Allah, kavminin yaptığı kötü muameleye karşı Resûlullah’ı (s.a.) sabra davet etmektedir. Hz. Peygambere, kavminin yaptığı kötü muamelenin benzerini insanların ondan önceki peygamberlere de yaptıklarını, onlara eziyet yaptıklarını ve onlarla alay ettiklerini, buna rağmen peygamberlerin sabrettiklerini hatırlatıyor ve sen de kavminin kötü muamelesine karşı sabırlı ol buyuruyor. En doğrusunu Allah bilir. Bu âyet aynı zamanda, insanların inkâr edeceklerini bilmesine rağmen Cenâb-ı Hakk’ın yine de onlara peygamber gönderdiğini ifade etmektedir. Aynı şekilde insanların reddeceklerini ve kabul etmeyeceklerini bilmesine rağmen yine de onlara kitap gönderiyor. Çünkü Allah peygamber göndermeyi ve kitaplar indirmeyi kendi menfaati için ve kendinden bir zararı gidermek için yapmıyor, ancak insanların menfaati için ve onlardan zararı gidermek için peygamber gönderiyor ve kitaplar indiriyor. Dolayısıyla insanlar kabul etsinler veya reddetsinler Allah için farketmez. Allah yeryüzündeki sultanlar gibi değildir; yeryüzündeki sultanlar, elçilerini inkâr edeceklerini yahut yazısını reddeceklerini bildiği halde yine de elçi veya bir yazı gönderdikleri zaman, bu onların akılsızlığını gösterir. Çünkü onlar elçileri ve yazıyı ancak kendi ihtiyaçları için ve başlarına gelecek olan bir zararı defetmek için göndermektedirler. Bu durumda onların maksatları gerçekleşmemesi bir tarafa zarara uğrarlar, daha çok aşağılanırlar ve küçümsenirler, dolayısıyla bu yaptıklarında bir hikmet yoktur, aksine akılsızlık vardır. Her türlü noksanlıktan münezzeh olan Allah ise bir menfaat celbi ve bir zararın defi için değil de, insanların mazeretlerini ellerinden almak ve delil göstermek için elçi göndermesinde ve kitap indirmesinde bir hikmet vardır. Başarıya ulaştıran sadece Allah’tır.
Yorumu Yorumla
-
Erselnâ (أرسلنا)
İbn Fâris, r-s-l kökünün asıl anlamının bir şeyi serbest bırakmak, peş peşe göndermek, yönlendirmek ve yumuşaklık olduğunu belirtir; ayette elçilerin insanlara birbiri ardınca, ilahi mesajı iletmek üzere özel bir görevle yönlendirilmesini ifade ettiğini açıklar. Râgıb el-İsfahânî, risalet kavramının birini belirli bir mesaj ve yükümlülükle bir yere yollamak anlamına geldiğini, Allah'ın peygamberleri seçip onları ilahi bir maksatla insanlığa göndermesini belirttiğini söyler. Toshihiko Izutsu, fiili Kur'an'ın iletişim ve vahiy modeli bağlamında inceler; ilahi iradenin mutlak ve aşkın boyutundan yatay, tarihsel ve beşeri boyuta müdahalesinin eylemsel bir ifadesi olduğunu, gönderici olan Allah ile alıcı olan insanlar arasındaki semantik iletişimi kuran fiil olduğunu vurgular. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu fiilin kullanımının Allah'ın insanlığı kendi haline terk etmediğini, tarihsel süreçte sürekli olarak uyarıcılar göndererek ilahi rahmetini ve rehberliğini tecelli ettirdiğini vurguladığını ifade eder.
Nebiyyin (نبي)
İbn Fâris, kelimenin kökeni konusunda iki ihtimal üzerinde durur; n-b-e (haber vermek) kökünden geliyorsa Allah'tan çok önemli haberler getiren kişi, n-b-v (yükselmek, yüksek yer) kökünden geliyorsa şerefi ve manevi makamı diğer insanlardan daha yüce olan kişi anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "nebe" kelimesinin sıradan bir haber değil, yalandan uzak, büyük bir fayda sağlayan, kesinlik bildiren ve cehaleti ortadan kaldıran önemli bir bilgi olduğunu; nebinin de Allah'ın zatı, emirleri ve ahiret hakkında bu tür kesin bilgileri getiren kimse olduğunu açıklar. Arthur Jeffery, kelimenin Arapça köklerden türetilmiş gibi görünmekle birlikte aslında Aramice/Süryanice "nbiya" veya İbranice "nabi" kelimelerinden Arapçaya geçtiğini, bu dini terimin İslam öncesi dönemde de tek tanrılı geleneklerle temas halindeki Araplar tarafından bilindiğini ifade eder. Theodor Nöldeke, kelimenin etimolojik olarak doğrudan İbranice veya Aramice kökenli olduğunu, Arapların bu spesifik dini terimi Yahudi veya Hristiyan komşularından alarak kendi dini terminolojilerine adapte ettiklerini ileri sürer. Gabriel Said Reynolds, Kur'an'ın bu kelimeyi kullanımının Geç Antik Çağ'ın Kitab-ı Mukaddes geleneğine derin bir tarihsel ve teolojik bağlılık gösterdiğini, Kur'an'ın kendi peygamberlik tasavvurunu önceki Yahudi-Hristiyan peygamberlik silsilesiyle aynı kök terim üzerinden meşrulaştırıp evrenselleştirdiğini savunur.
el-Evvelîn (الأولين)
İbn Fâris, e-v-l kökünün asıl anlamının başlangıç, öncelik, ilk olma ve bir şeyin kendisine döndüğü aslı, temeli olduğunu belirtir; ayette kronolojik olarak geçmiş zamanlarda yaşamış, önceki nesilleri ve milletleri ifade ettiğini açıklar. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin zaman, mekân, rütbe veya durum bakımından önde olanı belirttiğini, Kur'an bağlamında tarih sahnesinde İslam öncesi dönemlerde yaşamış ve peygamberlerin tebliğine ilk muhatap olmuş kadim toplumları tanımlamak için kullanıldığını söyler. Angelika Neuwirth, Mekki surelerde sıkça geçen bu kavramın, Kur'an'ın kendi tebliğini tarihselleştirmesi ve ilettiği mesajı evrensel bir kurtuluş tarihi çizgisine oturtması açısından kilit bir role sahip olduğunu, geçmiş toplumların hikayelerinin mevcut muhataplar için ahlaki ve teolojik birer tipoloji oluşturduğunu vurgular. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu kelimenin Mekkeli müşriklerin inkarı ve direnci karşısında peygambere yönelik bir teselli barındırdığını, "öncekiler"in de benzer elçilerle karşılaştığını ve benzer tepkiler verdiğini hatırlatarak tarihsel bir sürekliliğe işaret ettiğini ve ilahi mesajın karşısındaki beşeri tutumun sosyolojisini sunduğunu belirtir.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla