Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Zuhruf Sûresi, 3. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Zuhruf Sûresi, 3. Ayet

    اِنَّا جَعَلْنَاهُ قُرْءٰناً عَرَبِياًّ لَعَلَّكُمْ تَعْقِلُونَۚ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    İnnâ ce’alnâhu kur-ânen ‘arabiyyen le’allekum ta’kilûn(e)

    Yorum

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      3. “Anlayıp düşünesiniz diye onu Arapça Kur’ân yaptık.”

      Cenâb-ı Hak burada sanki şöyle demektedir: Biz bu kitabı, anlayıp düşünmeniz için Arapça yaptık. Âyetteki yaptık anlamına gelen "cealnâhu” (جَعَلْنَاهُ) kelimesine, onu Arapça olarak indirdik mânası verilmiştir. Onu Kur’ân yaptık sözüne, ona Kur’ân ismini verdik anlamı da verilmiştir. Bunun anlamı onu Kur’ân yaptık değildir, onu Arapça yaptık, yani anlayıp düşünmeniz için onu Arapça olarak düzenledik ve ona Kur’ân adını verdik. Anlayıp düşünesiniz diye cümlesi, farklı şekillerde yorumlanır. Birincisi, anlayıp düşünürsünüz ümidiyle onu Arapça indirdik mânasına gelebilir. İkincisi, onu aklınızı kullanmanız için Arapça indirdik anlamına gelir. Bundan âyetin, aklını kullanan vc onu anlayan özel bir kavim hakkında indiği anlaşılır, çünkü insanların hepsi onu anlamadılar. Cenâb-ı Hakk’ın onu insanlar akıllarını kullansınlar diye gönderdiği, ama insanların akıllarım kullanmadıkları düşünülemez. Çünkü Allah Teâlâ bir şeyin olmasını murat etmiş ise, o mutlaka olur, yapmayı murat ettiği fiil de mutlaka gerçekleşir. Allah Teâlâ şöyle buyurdu: "Biz bir şeyi murat ettiğimizde sözümüz ‘ol!’ demekten ibarettir, o da hemen oluverir”. Üçüncüsü, sizi aklınızı kullanmaya ve kendisine uymaya mecbur etsin, böylece bizim dilimizde değildi diye Allaha karşı bir mazeret ve gerekçeniz kalmasın diye onu Arapça olarak indirdik. En doğrusunu Allah bilir. Buna göre âyette geçen ve belki anlamına gelen "lealle” (لَعَلَّ) kelimesi, Allah için kullanılan bütün âyetlerde tereddüt ve şüphe anlamına değil, kesin olarak tahakkuk ettiği anlamına gelir.

      Şöyle bir soru sorulabilir: Bu son yoruma göre “Belki kurtuluşa erersiniz” anlamına gelen "lealleküm tüflihûn” cümlesi, ne mânaya gelir?

      Buna kurtuluşa ermeniz için sizi zorluyor mânasını vermek de doğru olmaz.

      Buna şöyle cevap verilir; Bu cümle, sizi felaha ermenizi sağlayacak olan vesileye zorluyor mânasına gelir. Bundan maksat da doğrudan doğruya İman ve itaattir. En doğrusunu Allah bilir.

      Yorum

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Ce'alnâhu (جعلناه)

        İbn Fâris, c-'-l kökünün bir şeyi yapmak, var etmek ve bir halden başka bir hale dönüştürmek anlamlarına geldiğini, bu bağlamda ezelî ilahi mesajın Arapça bir okuma metni formuna sokulmasını ve bu nitelikte oluşturulmasını ifade ettiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu kelimenin genel anlamda basit bir eylemden ziyade bir şeyi belirli bir duruma, yapıya veya statüye kavuşturmak anlamına geldiğini vurgulayarak, ilahi mesajın muhatapların kavrayabilmesi için somut, dilsel bir yapıya, yani Arapça formuna büründürülmesi eylemine işaret ettiğini söyler. Toshihiko Izutsu, kelimeyi ilahi vahiy süreci bağlamında inceleyerek, buradaki kullanımın yoktan var etme şeklindeki salt ontolojik bir yaratmadan ziyade, ilahi kelama beşeri aklın iletişim kurabileceği işlevsel bir özellik, dilsel bir statü ve tarihsel bir form atfetme eylemi olduğunu ifade eder.

        Kur'ânen (قرآنا)

        İbn Fâris, k-r-' kökünün temel anlamının dağınık olan parçaları bir araya getirmek ve toplamak olduğunu, kelimenin sureleri, ayetleri, ilahi kıssaları ve hükümleri kendi içinde cem etmesi nedeniyle bu kökten isimlendirildiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin kökeninde harfleri ve kelimeleri telaffuz ederken bir araya getirme eyleminin, yani okumanın yattığını ifade eder. Celaleddin el-Suyuti, kelimenin okumak veya parçaları birleştirmek kökünden türediğine dair İslam alimlerinin farklı görüşlerini değerlendirerek, bunun vahyin sözlü olarak okunma ve dilde toplanma vasfını öne çıkaran bir türeyiş olduğunu aktarır. Theodor Nöldeke, kelimenin saf Arapça bir türetme olmadığını, Hristiyan ayinlerinde okunan kutsal metin pasajlarını ifade eden Süryanice "keryana" kelimesinden ödünç alındığını ve vahyin de benzer bir litürjik işleve sahip olduğunu göstermek için kullanıldığını ileri sürer. Arthur Jeffery de bu kelimenin Süryanice "keryana"dan Arapça morfolojisine uyarlandığını, başlangıçta sadece ibadet sırasında sesli okunan vahiy parçaları için kullanılırken zamanla tüm kitabın özel ismine dönüştüğünü savunur. Christoph Luxenberg, metnin Süryani okuması bağlamında kelimenin doğrudan "keryana" (ayin okuması/lectionary) anlamına geldiğini, Kur'an'ın başlangıçta tamamen yeni bir kitap olmaktan ziyade, Geç Antik Çağ Süryani Hristiyan geleneğini yansıtan litürjik bir okuma kitabı olarak tasarlandığını iddia eder. Angelika Neuwirth, bu tür Mekki surelerde kelimenin henüz kapakları arasında toplanmış yazılı bir kitabı (Kitab) değil, canlı, dinamik, cemaatle ibadet sırasında sesli olarak icra edilen ve Hristiyan "keryana" geleneğiyle işlevsel paralellik gösteren sözlü bir tebliği temsil ettiğini vurgular. Gabriel Said Reynolds, kelimenin etimolojisinin Geç Antik Çağ'ın dini kelime dağarcığına derinden bağlı olduğunu, bu terimin kullanımıyla metnin kendisini Yahudi ve Hristiyanların cemaatle kutsal metin okuma pratikleriyle aynı bağlama yerleştirdiğini ifade eder.

        'Arabiyyen (عربيا)

        İbn Fâris, '-r-b kökünün açıklık, netlik, fesahat ve meramını kusursuz bir şekilde ifade etme anlamları taşıdığını, Arapçanın da belirsizlikten uzak, son derece açık bir yapıya sahip olması sebebiyle bu kökten isimlendirildiğini açıklar. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin yabancılıktan, kapalılıktan ve dilsel kusurlardan arınmış, son derece fasih ve anlaşılır olanı nitelediğini belirtir. Arthur Jeffery, kelimenin sadece bir dil veya etnik aidiyeti belirtmekle kalmayıp, o dönemin egemen tek tanrılı dinlerinin İbranice veya Süryanice gibi yabancı dillerdeki kutsal metinlerine karşı, İslami vahyin yerel, millileştirilmiş ve doğrudan muhatapların erişimine açık bir metin olma iddiasını taşıdığını vurgular. Toshihiko Izutsu, kelimenin anlamsal alanını "Acemi" (yabancı, sessiz, meramını anlatamayan) kavramının ontolojik zıddı olarak çizer; Allah'ın hitabını muhatapların kavramsal dünyasıyla eşleştirmek için özellikle bu dilsel aracı seçtiğini, böylece anlaşılmama mazeretinin ortadan kaldırılarak mesajın zihinsel olarak tamamen erişilebilir kılındığını ifade eder. Angelika Neuwirth, mesajın Arapçalaştırılmasının güçlü bir teolojik argüman ve eşitlik iddiası olduğunu, bu sayede Arap dilinin ilahi hakikati taşımaya layık kutsal bir statüye yükseltildiğini ve Araplara diğer tek tanrılı topluluklarla eşit, bağımsız bir dini kimlik inşa etme imkanı sunulduğunu savunur. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin yalnızca gramer bağlamında Arap dilini değil, aynı zamanda ilk muhatapların kültürel kodlarını, algı dünyalarını, tarihsel tecrübelerini ve deyimsel ifadelerini kapsadığını, ilahi hitabın evrensel ve soyut mesajını yerel bir kültürel kalıp üzerinden somutlaştırarak insanüstü dili beşeri bir düzleme indirdiğini belirtir.

        Ta'kılûn (تعقلون)

        İbn Fâris, '-k-l kökünün asıl anlamının bağlamak, sıkıca tutmak ve engellemek olduğunu; aklın da insanı tıpkı devenin bağlandığı ip gibi cehaletten, aşırılıktan ve kendisine zarar verecek dürtüsel davranışlardan alıkoyup dizginlediği için bu kökten isimlendirildiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, aklı bilgiyi kabule hazır olan güç ve bu güçle elde edilen bilgi olarak tanımlar; buradaki fiilin ise vahyin Arapça ve anlaşılır kılınmasının ardındaki hikmeti kavramak, ilahi kelamın derinliklerine nüfuz ederek pasif bir işitmeden aktif bir zihinsel idrake geçmek anlamına geldiğini ifade eder. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın semantik dünyasında aklın salt soyut ve teorik bir felsefi düşünme yetisinden ziyade, insanın varoluşsal durumunu değerlendirmesini sağlayan pratik ve ahlaki bir zeka olduğunu, ayetteki kullanımın vahyi kendi dillerinde okuyan muhatapların ilahi uyarıları deşifre edip doğru ahlaki tavrı takınma eylemine işaret ettiğini vurgular. Prof. Dr. Sadık Kılıç, kelimeyi Kur'an'ın insan idrakine verdiği ontolojik değer bağlamında ele alarak, bunun donuk bir mantıksal çıkarım değil, anlaşılır kılınmış vahyin mesajıyla insanın iç dünyası arasında dinamik bir anlam bağı kurma ve ilahi muradı ahlaki bir eyleme dönüştürecek şekilde içselleştirme süreci olduğunu belirtir.

        Yorum

        İşleniyor...
        X