وَالْكِتَابِ الْمُب۪ينِۙ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Zuhruf Sûresi, 2. Ayet
Daralt
X
-
1. Hâ-mîm
2. “Aydınlatan kitaba yemin olsun ki,”
Katâde şöyle dedi: Bu âyet sûrenin ismidir Bazıları da, Hâ-mîm, var olacak olan nesneler ve olaylar hükme bağlandı mânasına gelir dedi. Biz bunu daha önce açıklamıştık Aydınlatan kitaba yemin olsun. Katâde şöyle dedi: Allah’ın bereketini, hidâyetini ve doğru yolunu açıklayan kitap. Bazıları şöyle dedi: Helâli, haramı, yapılması ve yapılmaması gerekeni açıklayan kitap. Bazıları ise şöyle söyledi: Hakk’ı ve bâtılı açıklayan kitap. Bize göre bu kitap, Allah Teâlâ tarafından geldiğini, bir insanın telifi ve ürünü olmadığını, Allah’ın eseri olduğunu, çünkü insanların onun benzerini meydana getirmekten aciz kaldıklarını beyan etmektedir. Başarıya ulaştıran sadece Allah’tır.
Yorum
-
el-Kitâb (الكتاب)
İbn Fâris, k-t-b kökünün asıl anlamının dağınık olan şeyleri bir araya getirmek, toplamak ve birbirine eklemek olduğunu belirtir; harfleri, kelimeleri ve anlamları bir araya getirip topladığı için ilahi mesaja ve yazılı metinlere bu ismin verildiğini ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin temelinde harfleri birbirine bitiştirmek eyleminin yattığını söyler; bu bağlamda kelimenin ilahi vahyin sistematik bir bütünlük içinde toplanmış halini ifade ettiğini ve mesajın yapısal tutarlılığına işaret ettiğini vurgular. Arthur Jeffery, Arapçada bu kök temel düzeyde bulunmakla birlikte "el-Kitâb" kelimesinin dini, teolojik ve kurumsal bir terim olarak Kutsal Metin anlamında kullanılmasının Aramice ve Süryanicedeki "kthabha" kelimesinden ve dönemin Yahudi-Hristiyan kutsal kitap tasavvurundan yoğun bir şekilde etkilendiğini, Kur'an'ın bu terimi kendi vahiy konseptini temellendirmek için kullandığını ileri sürer. Toshihiko Izutsu, kelimeyi Kur'an'ın anlamsal alanı içinde inceler ve sıradan bir yazılı belgeden ziyade ilahi otoritenin, mutlak hakikatin ve yönlendirici yasanın sembolü haline geldiğini, ilahi dünya ile insani dünya arasındaki iletişimin en somut, yönlendirici göstergesi olduğunu belirtir. Angelika Neuwirth, Zuhruf Suresi gibi Mekki surelerin başlarında sıklıkla geçen "el-Kitâb" ifadesinin tarihsel o an itibariyle yeryüzünde fiziksel olarak ciltlenmiş bir mushaftan ziyade, yeryüzünde okunan vahiylerin meşruiyetini sağlayan ve göklerde korunan ilahi bir arketipi (Ümmü'l-Kitab) temsil ettiğini, dolayısıyla mesajın aşkın ve sarsılamaz kökenini vurguladığını savunur. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimeyi vahiy süreci bağlamında değerlendirerek, "kitab"ın sadece donuk ve fiziksel bir nesneyi değil, ilahi hitabın ve soyut anlamın muhatap peygamber tarafından kavranarak beşeri bir dile aktarılması ve zihinsel/metinsel bir bütünlüğe kavuşturulması şeklindeki canlı ve dinamik süreci ifade ettiğini belirtir.
el-Mubîn (المبين)
İbn Fâris, b-y-n kökünün temelinde ayrılma, uzaklaşma, birbirinden ayırt etme, mesafe koyma ve açıkça ortaya çıkma anlamlarının bulunduğunu; bu bağlamda "mubîn" kelimesinin hak ile batılı, doğru ile yanlışı birbirinden kesin ve net çizgilerle ayıran, karmaşayı gidererek gerçeği görünür kılan anlama sahip olduğunu açıklar. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin hem bizzat kendisi açık, şeffaf ve aşikar olan hem de başka şeyleri açıklayan, karanlıkta kalmış hususları netleştiren anlamına geldiğini belirtir; dolayısıyla ilahi hitabın hem kendi ifadelerinin, lafızlarının ve maksadının son derece net olduğunu hem de insanların ahlaki ve inançsal olarak ihtiyaç duyduğu hakikatleri hiçbir şüpheye yer bırakmayacak şekilde açıkladığını ifade eder. Toshihiko Izutsu, kelimeyi Kur'an'ın bilgi felsefesi ve dünya görüşü açısından hayati bir terim olarak görür; ilahi vahyin doğası gereği aydınlatıcı ve ayrıştırıcı olduğunu, Cahiliye döneminin çok tanrılı bilgisizlik karanlığını yararak tektanrıcı ahlaki ve teolojik sınırları belirginleştiren ontolojik bir ışık işlevi gördüğünü vurgular. Angelika Neuwirth, Mekke dönemi edebi bağlamında bu kelimenin vahyin retorik, dilsel ve zihinsel erişilebilirliğine vurgu yaptığını, ilahi mesajın muhatap kitle tarafından anlaşılamaz, kapalı, kahinlere özgü şifreli veya gizemli bir dille değil, aksine onların doğrudan idrak edebileceği son derece berrak, açık ve kusursuz bir Arapça hitap ile sunulduğunu savunduğunu ifade eder.
Yorum
Yorum