يَوْمَئِذٍ تُحَدِّثُ اَخْبَارَهَاۙ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Zilzâl Sûresi, 4. Ayet
Daralt
X
-
3. "Ve insan, ‘Ne oluyor buna’ dediğinde;"
4-5. "O gün yer, bütün haberlerini Rabb’inin ona vahyettiği şekilde anlatır."
Ve insan, ‘ne oluyor’ dediğinde. Yani kâfir der ki “Bu niye böyle sallanıyor”. Bazıları şöyle dedi: “Niye sallanıyor, niye oynuyor” diye yeryüzüne soru soran kimse hem dünyada ahmak hem âhirette ahmak, sanıyor ki o kendi kendine sallanıyor. O günün dehşet vericiliğini ve hallerinin değişmesini görmesi onu korkutmuyor. Dünyada iken görmediği, üzerinde düşünerek (benimsenmesi gerektiği halde) kabul etmediği mûcizeler ve deliller onun için bir anlam ifade etmiyor. Bazıları da burada takdim ve tehir vardır, dediler: Sanki şöyle demiş gibidir: O gün yer haberlerini verir, insan da “Buna ne oluyor; üzerinde olup bitenlere tanıklık ediyor ve haber veriyor!” der.
Bütün haberlerini. Yerin haberleri hakkında farklı yorumlar yapmak mümkündür: Birincisi müfessirlerin yaptığı yorumdur: Yer, konuşur ve üzerinde işlenen hayır-şer, taat-masiyet her ne varsa onları bildirir. Ancak haberleri derken hayır işleri bunun içine girmez. Çünkü yer, ehli küfrün işlemiş oldukları küfür ve günahları kabul etmemeleri üzerine onların aleyhine tanıklık eder. Cennet ehline gelince onlar, hayır işleri yaptıklarını zaten ikrar ederler. Allah Teâlâ da onları bu konuda tasdik eder. En doğrusunu Allah bilir. Organların tanıklığına dair yapılan açıklamalar da aynı şekildedir. Organlar, sadece küfür, şirk ve diğer günahları işlediklerini inkâr etmeleri karşısında kâfirlerin aleyhine tanıklık ederler. Bu yoruma göre buradaki haberlerin verilmesi hakikat anlamında konuşma ve söz ile olur. Bazıları da şöyle dedi: Burada sözü edilen yerin sallanması ve oynaması ve içinde cereyan edecek olan olaylar yerin bildirmesi ve kendinden ihbarda bulunması kabilindendir. Bazıları ise şöyle dedi: O gün dünyada iken kendilerine bildirilen ve onların da yalanlamış oldukları haberler hepsi birer birer ortaya çıkar, kendilerine bildirilen hesaba çekilme, sevap görme, azaba mâruz bırakılma gibi hadiseler gözle görülür, duyularla algılanır biçimde ortaya çıkar ve gerçekleşir. Hz. Peygamber’in (a.s.) şöyle dediği nakledilmiştir: “Yerin haberleri nedir? Bilir misiniz?” dediler ki: Allah ve resûlü en doğrusunu bilir! Buyurdu ki: “Onun haberleri her erkek ve kadın kişinin üzerinde iken yaptıkları işleri (günahlar) aleyhinde onlara tanıklık etmesidir”.
Rabb’inin ona vahyettiği şekilde. “Yerin haberlerini üzerinde işlenenlere tanıklık etmesi olarak yorumlayanlar “evhâ lehâ” (أَوْحَىٰ لَهَا) ifadesini üzerinde işlediklerini bildirmesi, onlara tanıklık etmesi diye yorumlamışlardır. Ya da “evhâ lehâ” (أَوْحَىٰ لَهَا) demek Rabb’i ona tanıklık etmesi için izin verdi o da tanıklık etti demektir. ‘‘Yerin haberlerinden maksadın sallanması, hareket etmesi ve dönüşeceği haller olduğunu söyleyenler ise “Lehâ” (لَهَا) kelimesinin cümleden düşürülmesi şeklinde bir izah getirirler ve “bi enne Rabbeke evhâ lehâ” âyetine bunu ona Rabb’in yaptı anlamını verirler. “Vahiy” ise izin, ilham, emir şeklinde gerçekleşir. Bağlama hangisi daha uygun ise vahiy bu tarzlardan birine göre yorumlanır.
Yorum
-
Tuhaddisu (تُحَدِّثُ)
İbn Fâris, bu kelimenin kökü olan "h-d-s" (ha, dal, sin) harflerinin temel anlamının, bir şeyin daha önce mevcut değilken sonradan meydana gelmesi ve yenilenmesi olduğunu belirtir; bu bağlamda yeryüzünün konuşması, o güne kadar alışılagelmiş düzenin dışında yeni ve çarpıcı bir hadisenin ortaya çıkışıdır. Râgıb el-İsfahânî, "hadis" kavramının hem söz hem de olay anlamına geldiğini, buradaki fiilin yeryüzünün kendi şahitliği altındaki olayları sözlü bir anlatıma dökmesi manasında kullanıldığını ifade eder. Celaleddin el-Suyuti, fiilin tefil kalıbında (tuhaddisu) gelmesinin, haber vermenin rastgele değil, büyük bir titizlikle, detaylıca ve her şeyi kapsayacak bir "anlatı" formunda gerçekleşeceğine işaret ettiğini vurgular. Christoph Luxenberg, kelimenin Süryanice "haddet" (anlatmak, rivayet etmek) köküyle olan bağlantısına ve bu kökün dini metinlerdeki tebliğ edici tonuna dikkat çeker. Toshihiko Izutsu, bu fiilin Kur'an'ın semantik dünyasında "bilgi aktarımı" sürecini temsil ettiğini, kıyamet gününde tabiatın dilsizliğinden sıyrılarak dile gelmesiyle oluşan kozmik iletişimi betimlediğini analiz eder. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin fonetik yapısının bir anlatım akışını andırdığını ve mazi formdaki sarsıntıdan sonra burada muzari (geniş zaman) formuna geçilmesinin, yeryüzünün o andaki kesintisiz ve dehşetli hitabetini zihinlerde canlandırdığını belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, buradaki "tahdis" eyleminin yeryüzünün hafızasındaki verilerin ilahi bir komutla açığa çıkarılması ve bir tür ontolojik tanıklık süreci olduğunu savunur. Prof. Dr. Hidayet Aydar, yeryüzüne bu konuşma yetisinin verilmesinin, inkarcıların kendi aleyhlerine olan delilleri bizzat üzerinde yaşadıkları mekandan duymaları için bir ilahi tescil yöntemi olduğunu ifade eder.
Ahbârahâ (أَخْبَارَهَا)
İbn Fâris, "h-b-r" (ha, be, ra) kökünün temel manasının bir şeyin iç yüzüne vakıf olmak ve ondan gerçek bilgiyi süzüp çıkarmak olduğunu belirtir; yeryüzünün aktardığı "ahbâr", onun derinliğinde saklı olan mutlak gerçeklerin dışa vurumudur. Râgıb el-İsfahânî, haberin doğası gereği doğruluğu ve yanlışlığı ihtimal dahilinde olsa da, yeryüzünün bu haberlerinin ilahi kontrol altında gerçekleşen "sadık haberler" (mutlak doğru bilgiler) olduğunu vurgular. Arthur Jeffery, kelimenin köken olarak diğer Sami dillerindeki (İbranice 'haber', Süryanice 'habra') "bilgi veya topluluk bilgisi" kavramlarıyla örtüştüğünü ve Arapça'da bu anlamın teknik bir derinlik kazandığını belirtir. Toshihiko Izutsu, "ahbâr" kelimesinin bu bağlamda insanın dünyadaki tüm amellerinin birer "ontolojik haber" olarak yeryüzü tarafından mühürlenmesi ve o gün deşifre edilmesi şeklinde semantik bir dönüşüm geçirdiğini analiz eder. Angelika Neuwirth, kelimenin çoğul formunun yeryüzünün tanıklığının kapsamlılığına işaret ettiğini, en küçük eylemden en büyük olaya kadar hiçbir haberin bu açıklamanın dışında kalmayacağını ifade eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, sondaki aitlik zamirinin yeryüzünün bu bilgilere bizzat sahip olduğunu, onları dışarıdan almadığını, kendi üzerinde gerçekleşen yaşanmışlıkları kendi bünyesinde depoladığını belirtir. Prof. Dr. Hidayet Aydar, bu haberlerin sadece sözlü bir beyan değil, aynı zamanda görsel ve somut delillerle desteklenen, reddedilmesi mümkün olmayan bir ifşaat süreci olduğunu savunur.
Yorum
Yorum