Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Zilzâl Sûresi, 1. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Zilzâl Sûresi, 1. Ayet

    اِذَا زُلْزِلَتِ الْاَرْضُ زِلْزَالَهَاۙ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    İżâ zulzileti-l-ardu zilzâlehâ

    Yorum

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      "Yer o dehşetli sarsıntısıyla sarsıldığında;"

      Daha önce de belirttiğimiz gibi “izâ” (إِذَا) edatı onların daha önceden yöneltmiş oldukları bir soruya cevap olmaktadır. Sanki onlar korkutuldukları vaktin ne zaman olduğunu sormaktadırlar. Gerçi soru belirtilmemiştir. Bunun sebebi de bazı hallerde cevabın sorunun ne olduğunu açığa çıkarması, bazan belirtilmemiş olsa da sorunun cevabı içermiş olmasıdır. Buna göre yer o dehşetli sarsıntısıyla sarsıldığında sözü söylendiği zaman onlara kıyâmet gününün ve hesaba çekilmenin hallerini bildirmiş, onlara onun vaktini belirtmemiştir. Bunu değişik yerlerde ifade etmiş bulunuyoruz.

      Yer o dehşetli sarsıntısıyla sarsıldığında. Yani yer, o günün dehşetinden şiddetle sarsıldığı zaman. Bu iki şekilde yorumlanabilir: Birincisi: Yeryüzü sarsılır ve sallanır bu hal devam eder, öyle ki üzerinde yeri sabitleyici ağırlık olmak üzere yükselmiş bulunan dağları, vadilerin üzerine atıp her taraf dümdüz olana kadar sarsılmasını sürdürür. Sonunda ne bir çukur ne bir tümsek kalır, her taraf dümdüz olur: “Orada artık ne bir kıvrım ne de bir tümsek görürsün”. Şu da mümkündür: “Zülzileti’l-erdu” kavl-i celîli yeryüzü sallanır ve hareket eder, yeri sabitleyici dağlar değişip de şu İlâhî beyanlarda bahsedilen hali alana kadar deprenir. Şu İlâhî beyanlarda belirtildiği gibi: “O gün insanlar sağa sola dağılmış kelebekler gibi olur. Dağlar da atılmış renkli yüne dönüşür”. “Onu savrulup giden toz toprak haline getirmiş olacağız”. Dağlar yok olup dağıldığı zaman yeryüzü belirtildiği gibi dümdüz olur. Ya da yeryüzü o kadar çok sallanır ki mevcut durum ve özelliklerini kaybedip başka hale gelir. Şu İlâhî beyanda buna işaret edilir: “Bir gün gelecek yer başka yere, gökler de başka göklere dönüştürülecek, insanlar gücüne karşı durulamaz olan bir tek Allah’ın huzuruna çıkacaklardır”. Ya da onun değiştirilmesi, hareket ettirilmesi ve uzatılması ilk iki açıklamada olduğu gibi onun sıfatlarının değişmesi olmaktadır. “Zelzâlehâ” (زَلْزَالَهَا) ilk harf “zây” (ز) harfinin fethası ile de okunmuştur]. Zeccâc şöyle dedi: Böyle bir okuma şekli sahih olamaz. Çünkü “zilzâl” (زِلْزَال) muzâaf bir kelimedir. Muzâaf fiillerin masdarları ancak kesreli olur. İsimler ise bazan mansup olabilir; şu ilâhî beyanda olduğu gibi: “Min salsâlin” (مِنْ صَلْصَالٍ) ve benzeri gibi. “Zilzâl” masdardır. Bu durumda aslında devamlı olan kullanım kesre oluşudur. Nasb hali ise nadir olarak kullanılır. En doğrusunu Allah bilir.​

      Yorum

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Zulzilet (زُلْزِلَتِ)

        İbn Fâris, bu kelimenin kökenini "z-l-l" (kaymak, yerinden oynamak) köküne dayandırır ve kelimenin "z-l-z-l" formunda rubai (dört harfli) olarak katlanmasının (mudaaf), eylemin şiddetini, tekrarını ve sürekliliğini ifade ettiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin yeryüzünün şiddetli bir şekilde sarsılması ve hareket etmesi anlamına geldiğini, bu bağlamda fiziksel bir yıkımın ötesinde büyük bir dehşet ve korku halini de barındırdığını ifade eder. Celaleddin el-Suyuti, fiilin meçhul (edilgen) yapıda kullanılmasının, sarsıntının failinin mutlak gücüne ve sarsıntının kendisinin karşı konulamaz şiddetine dikkat çektiğini vurgular. Toshihiko Izutsu, bu kelimenin Kur'an'ın eskatolojik kelime dağarcığı içinde merkezi bir öneme sahip olduğunu, evrensel düzenin çöküşünü ve kozmik yıkımı sembolize eden nihai sarsıntıyı anlattığını belirtir. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin fonetik yapısındaki ardışık "z" ve "l" seslerinin, sarsıntının fiziksel ritmini ve titreşimini edebi bir dille hissettirdiğini, bağlam içindeki dehşet atmosferini sese dönüştürdüğünü analiz eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin bu bağlamda sıradan bir sismik hareketliliği değil, kıyamet saatinin habercisi olan, yeryüzündeki tüm ontolojik düzeni altüst eden nihai bir sarsıntıyı ifade ettiğini belirtir.

        El-Ard (الْأَرْضُ)

        İbn Fâris, "e-r-d" kökünün sözlükte aşağıda olan, alt kısımda bulunan her şeyi ifade ettiğini, bu bağlamda gökyüzünün (yüksekte olanın) zıddı olarak üzerinde yaşanılan zemin ve yeryüzü anlamına geldiğini açıklar. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin hem ayak basılan toprak parçasını hem de bütün bir yerküreyi kapsadığını, bağlama göre bu kelimenin insanın varoluş sahnesi olan dünyanın tamamını işaret ettiğini belirtir. Arthur Jeffery, kelimenin köken itibariyle ortak Sami dillerine ait olduğunu, İbranice ve Aramice gibi dillerde de aynı kökten gelen kelimelerin bulunduğunu, Arapça'ya dışarıdan geçmemiş asli bir Sami kelimesi olduğunu tespit eder. Toshihiko Izutsu, Kur'an semantiğinde bu kelimenin sadece fiziksel bir mekan olarak değil, insanın imtihan alanı, kozmik düzenin bir parçası ve kıyamet sahnesinin ana mekanı olarak ele alındığını analiz eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bağlam içinde yeryüzünün kişileştirilerek kendisine yöneltilen emre boyun eğen ve içindeki ağırlıkları dışarı atacak olan şuurlu bir varlık gibi tasvir edildiğine dikkat çeker.

        Zilzâlehâ (زِلْزَالَهَا)

        İbn Fâris, "z-l-z-l" kökünün masdarı olan bu kelimenin, fiil formuyla aynı şiddet ve tekrar anlamını taşıdığını, sonundaki zamirin ise sarsıntının yeryüzüne ait, ona özgü nihai bir sarsıntı olduğunu pekiştirdiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, masdarın sonuna eklenen aitlik ekinin, sıradan bir depremi değil, bizzat yeryüzünün kendi doğasında potansiyel olarak bekleyen o en büyük ve son sarsıntıyı ifade ettiğini açıklar. Celaleddin el-Suyuti, cümlede aynı kökten hem fiilin hem de masdarın bir arada kullanılmasının, Arap dilinin kuralları çerçevesinde olayın şiddetini, kesinliğini ve dehşetini azami seviyeye çıkaran bir pekiştirme (tekid) sanatı olduğunu ifade eder. Angelika Neuwirth, bu tür kendi kökünden türeyen kelimelerin ardışık kullanımının, Mekki surelerin karakteristik ritmik ve şiirsel yapısının bir parçası olduğunu, dinleyicide derin bir psikolojik etki ve kıyamet gerilimi yarattığını analiz eder. Prof. Dr. Hidayet Aydar, kelimenin sonundaki zamirin yeryüzüne dönmesinin, sarsıntının yeryüzünün tamamını kaplayacak evrensel bir boyutta olacağını ve yeryüzünün kapasitesindeki en son noktayı temsil ettiğini vurgular.

        Yorum

        İşleniyor...
        X