Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Yâsin Sûresi, 72. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Yâsin Sûresi, 72. Ayet

    وَذَلَّلْنَاهَا لَهُمْ فَمِنْهَا رَكُوبُهُمْ وَمِنْهَا يَأْكُلُونَ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Ve żellelnâhâ lehum feminhâ rakûbuhum veminhâ ye/kulûn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      72. "Bunları kendilerine boyun eğdirdik ki bir kısmı binekleridir, bir kısmını da yerler."

      73. "Bunlarda kendileri için içecekler ve başkaca yararlar da vardır. Hâlâ şükretmeyecekler mi?"


      Cenâb-ı Hak burada, yarattığı çeşitli hayvanları ve verdiği nimetleri, şükür borcunu ödemeleri için insanlara verdiğini bildirmektedir.

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Ve (وَ)

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, Arap dilbilgisinde atıf (bağlaç) veya istînâfiyye (yeni bir başlangıç) harfi olduğunu belirtir. Ayetin bağlamında bu edat, bir önceki ayetteki "hayvanların bizzat ilahi kudretle yaratılması ve insanın mülkiyetine verilmesi" gerçeğinden; o koca cüsseli varlıkların insanın komutlarına nasıl olup da itaat ettiğini (uysallaştırılma mucizesini) anlatan ikinci büyük ontolojik aşamaya geçişi sağlayan sözdizimsel bir köprüdür.

        Zellelnâhâ (ذَلَّلْنَاهَا)

        İbn Fâris, kelimenin kökenini "z-l-l" olarak tespit eder. Bu kökün temel, somut anlamının "boyun eğmek, uysallaşmak, zorluğun ve sertliğin zıttı olarak yumuşamak, itaatkâr hale gelmek ve zelil olmak" olduğunu açıklar. Fiilin tef'il babında, mazi (geçmiş zaman), birinci çoğul şahıs (nâ/biz) ve sonundaki müennes "hâ" (onları / hayvanları) zamiriyle (zellelnâhâ / biz onları boyun eğdirdik) gelmesi; eylemin etimolojik olarak vahşi ve zapt edilemez bir doğanın, bizzat fail (Allah) tarafından insanın emrine girecek şekilde "yumuşatılıp fıtraten ehlileştirilmesini" ifade eder.

        Râgıb el-İsfahânî, "z-l-l" kökünü ahlaki ve varoluşsal zıtlık ekseninde (zillet ve tezellül) tahlil eder. Râgıb'a göre iki tür zillet vardır: Biri insanın kendi onurunu kaybederek zorbalara boyun eğdiği kınanan (mezmum) zillet; diğeri ise Allah'ın evrendeki bazı varlıkları (hayvanları) kendi ilahi hikmetiyle insanın menfaatine ve hizmetine sunarak "musahhar kılması, emre amade yapması" (mahmud/faydalı tezlil) şeklindedir. Ayetteki "zellelnâhâ", koca bir devenin veya öküzün, küçücük bir çocuğun elindeki ipe itaat etmesini sağlayan o ilahi kodlamanın (fıtri boyun eğişin) felsefi adıdır.

        Toshihiko Izutsu, kelimenin Kur'an'ın ontolojik ahlak sistemindeki yerini inceler. Müşrik akıl, hayvanları kendi pazı gücüyle, zekâsıyla veya kamçısıyla ehlileştirdiğini sanır. Kur'an, "Biz onları boyun eğdirdik" (zellelnâhâ) diyerek, doğa üzerindeki bu tahakkümün insanın şahsi bir başarısı olmadığını; o hayvanların içine o "uysallık" (z-l-l) kodunu baştan yerleştiren Yüce Kudret'in mutlak bir lütfu olduğunu ilan eder. İnsan, kendi icadı olmayan bir itaat mekanizmasının (tezlilin) hazıra konmuş kullanıcısıdır.

        Lehum (لَهُمْ)

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, mülkiyet, aidiyet ve yarar (menfaat) bildiren "li" (için, -e/a) harf-i cerri ile "hum" (onlar) çoğul zamirinin birleşimidir. O devasa uysallaştırma (tezlil) eyleminin evrendeki rastgele bir doğa yasası olmadığını; doğrudan doğruya "onların (insanların) yararına, onların hizmetine ve konforuna" özel olarak tahsis edildiğini gramatikal olarak odaklar.

        Fe (فَ)

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, cümlenin bu kısmındaki "fe" edatının "fâ-i ta'kibiyye" ve sebebiyye (neden-sonuç bildiren bağlaç) olduğunu belirtir. Hayvanların fıtraten uysallaştırılmasının (zellelnâhâ) hemen ardından ortaya çıkan o devasa, ampirik ve pratik faydaları (ulaşım ve gıda) mantıksal bir sırayla cümleye bağlar.

        Minhâ (مِنْهَا)

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, ibtidâ-i gaye (başlangıç/kaynak) veya teb'îziyye (bütünün bir parçası, bazısı) bildiren "min" (den/dan) edatı ile, müennes "hâ" (onlar/hayvanlar) zamirinin kaynaşmasıdır. Hayvanların sunduğu sayısız nimetleri sınıflandırmak ve "onların bir kısmı, onlardan bazısı" anlamıyla nimetlerin çeşitliliğine gramatikal olarak işaret etmek için kullanılır.

        Rakûbuhum (رَكُوبُهُمْ)

        İbn Fâris, kelimenin kökenini "r-k-b" olarak belirler. Bu kökün temel, somut anlamının "bir şeyin üzerine çıkmak, üstte bulunmak, binmek, yükselmek ve bir nesneyi/canlıyı ulaşım için kullanmak" olduğunu açıklar. İsm-i fâil veya masdar kalıbından türeyen "rakûb", etimolojik olarak üzerine binilen, sırtına yük vurulan ve yolculuk edilen "binek hayvanı" demektir. Sonundaki "hum" (onların) zamiriyle (rakûbuhum / onların binekleri) anlamına gelir ve isim cümlesinin öznesi (mübteda) veya haberi konumundadır.

        Râgıb el-İsfahânî, "r-k-b" kökünü insanın yeryüzündeki hareket kabiliyeti ve medeniyet inşası felsefesi ekseninde tahlil eder. Râgıb'a göre "rükûb" (binme eylemi), insanın fizyolojik sınırlarını (hızını ve yük taşıma kapasitesini) başka bir canlının enerjisini kullanarak aşmasıdır. Uysallaştırılan (z-l-l) hayvanların bir kısmının insanın "binekleri" (rakûbuhum) olması, bedevi kültüründen yerleşik medeniyetlere kadar ticareti, göçü ve iletişimi var eden o muazzam ilahi lojistik desteğin semantik adıdır. İnsan, üzerine bindiği (r-k-b) o varlıklar sayesinde yeryüzüne yayılmıştır.

        Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin retorik bağlamdaki gücünü değerlendirir. Müşrikler, çölde hayatta kalmalarını sağlayan develeriyle, atlarıyla övünür ve o binekleri kendi kabile asabiyetlerinin bir parçası sayarlardı. Kur'an, "Onların bir kısmı binekleridir" (minhâ rakûbuhum) diyerek, insanın sahip olduğu en stratejik ulaşım ağının (bineklerin), bizzat ilahi bir tasarım ve lütuf olduğunu onların gözlerinin önüne (ampirik gerçekliğe) sererek kibri iptal eder.

        Ve (وَ)

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, atıf (bağlaç) harfi olarak, uysallaştırılan (en'âm) varlıkların sağladığı "ulaşım/taşıma" (rakûb) faydası ile, insanın hayatta kalmasını sağlayan "beslenme/gıda" faydasını birbirine bağlayarak ilahi nimetin çok boyutlu kusursuzluğunu sözdizimsel olarak eşitler.

        Minhâ (مِنْهَا)

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, teb'îziyye (bir kısmı, bazısı) bildiren "min" edatı ve "hâ" zamirinin ayet içindeki ikinci tekrarıdır. Sürülerin (hayvanların) tümünün binek olmadığını, bir kısmının da (koyun, sığır vb.) farklı bir fonksiyona (gıdaya) tahsis edildiğini gösteren gramatikal bir taksimat (bölümlendirme) aracıdır.

        Ye'külûn (يَأْكُلُونَ)

        İbn Fâris, kelimenin kökenini "e-k-l" olarak tespit eder. Bu kökün temel, somut anlamının "bir şeyi ağızda çiğneyip yutmak, beslenmek, tüketmek, içine almak ve midede öğütmek" olduğunu açıklar. Fiilin muzari (geniş/şimdiki zaman) ve çoğul kalıbında (ye'külûn / yerler) gelmesi, insanın kendi biyolojik devamlılığını sağlamak için o uysallaştırılmış varlıkları sürekli ve düzenli olarak "tükettiğini" etimolojik olarak ifade eder.

        Râgıb el-İsfahânî, "e-k-l" kökünü ihtiyaç ve acziyet felsefesi ekseninde tahlil eder. İnsanın yaşaması, kendisinden dışarıdaki bir enerjiyi (gıdayı) sürekli "yemesine/tüketmesine" (e-k-l) bağlıdır. Râgıb'a göre, hayvanların insanın yemesi (ye'külûn) için yaratılması ve uysallaştırılması; bir yandan ilahi şefkati ve rızkı gösterirken, diğer yandan insanın ne kadar "muhtaç ve zayıf" bir organizma olduğunu (yemezse öleceğini) felsefi olarak ispatlar.

        Prof. Dr. Sadık Kılıç, kelimeyi varoluşsal ekoloji bağlamında okur. "Onların bir kısmından da yerler" (minhâ ye'külûn) cümlesi, yeryüzü ekosistemindeki o kusursuz ilahi dizaynın özetidir. İnsanın yaşamını sürdürmesi, kendisinden farklı olan canlıların onun için feda edilmesine (yenilmesine) ve Allah'ın bu devasa gıda zincirini insana râm etmesine bağlıdır. Bu son kelime, insanın kibrine karşı en temel biyolojik gerçeği yüzüne çarpan bir ayettir: İnsan, ilahi bir tasarımın (hayvanların etinin/sütünün) sürekli "yiyicisi" (tüketicisi) olduğu halde, nasıl olur da o sofrayı kuran asıl Yaratıcı'yı (Râzık'ı) inkâr edebilir? Hakikat, insanın bizzat midesine giren (e-k-l) o lokmada saklıdır.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X