اَوَلَمْ يَرَوْا اَنَّا خَلَقْنَا لَهُمْ مِمَّا عَمِلَتْ اَيْد۪ينَٓا اَنْعَاماً فَهُمْ لَهَا مَالِكُونَ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Yâsin Sûresi, 71. Ayet
Daralt
X
-
"Görmezler mi ki kendi kudretimizin eserlerinden olmak üzere onlar için sahip oldukları nice hayvanlar yarattık"
Görmezler mi ki onlar için yarattık. “Görmezler mi?” (أولم يروا) ve “görmedin mi?” (ألم تر) anlamına gelen sözcüklerin zahirde soru mânasına geldiğini, ancak Allah’ın kullarını ilzam etmesi ve görme fiilinin gerekliliği anlamına geldiğini daha önce çeşitli yerlerde söylemiştik. Üstelik bu ifade iki şekilde de yorumlanır. Birincisi, haber mânasına gelir, yani Allah’ın onlar için yarattığı hayvanları ve sözünü ettiği diğer fiillerini insanlar mutlaka görmüşlerdir. İkincisi, âyette de söylendiği gibi bu beyan görmek ve düşünmekle ilgili bir emirdir, yani görsünler anlamındadır. Haber anlamına geldiğini kabul edersek şöyle yorumlanır; Onlar, Allah’ın insanlar için yarattığı nice hayvanları gördüklerine göre, düşünseler, bu hayvanların ve diğer nesnelerin kendileri için yaratılmasından ibret alsalar ve bunların onlar için anlamsızca ve boşuna değil, bir hikmetin gereği olarak yaratıldığını anlasalar ya! Onların iddia ettikleri gibi şayet ölümden sonra dirilmek olmasaydı, bunlar anlamsızca ve boşuna yaratılmış olurdu. Yahut şöyle söylenir: Bu hayvanları yaratmaya ve onları insanların faydasına vermeye kâdir olanı, hiçbir şeyin aciz bırakabilme ihtimali yoktur, şayet Allah onları yarattığı halde bıraksaydı ve hiçbirini yok etmeseydi, hayvanlar yeryüzünü doldururlardı; bütün bunları yapan, insanları yeniden yaratmaya, ölümden sonra onları tekrar diriltmeye gücü yetmez mi? Veyahut şöyle denilir: Burada sözünü ettiği hayvanlara ve diğerlerine ana rahminde iken suretlerini ve uygun gördüğü organlarını üç kat karanlık içinde iken verene hiçbir şeyin gizli kalması yahut bir şeyin O’nu aciz bırakabilmesi veyahut bütün bunları hikmetsiz olarak planlamış olması ihtimali yoktur. Veyahut da Cenâb-ı Hakk’m bu hayvanları insanlar için yaratması, onların emri altına vermesi ve bunlarda onlar için söylediğimiz faydaları varetmesi, kendUerine iyilik yapılanların teşekkür ettikleri gibi, onların da bu nimetlere karşılık Allah’a şükür borçlarını ödemeleri içindir. Âyet-i kerîmenin emir mânasına geldiğini kabul edersek, o zaman Allah’ın yarattığı nesneler hakkında düşünmek gerektiği anlamına gelir. En doğrusunu Allah bilir.
Kendi kudretim izin eserlerinden olmak üzere nice hayvanlar yarattık. Buradaki “mimmâ amilet eydînâ” (مما عملت أيدينا) sözleri, yaratılanların eliyle yapılan ziraat, tohum ekmek, ağaç ve fide dikmek ve insanların yaptıkları benzeri fiiller anlamına gelir; Cenâb-ı Hak bunu kendi zatına nispet etmektedir. Bu cümlenin, "bizim kudretimizle” mânasına gelmesi de muhtemeldir. Tıpkı şu İlâhî beyanlarda olduğu gibi: “Göğü kudretimizle biz kurduk ve şüphesiz biz genişletmekteyiz”, “Kendi ellerimle yarattığım”, yani kudretimle yarattığım. En doğrusunu Allah bilir.
Onlar için sahip oldukları nice hayvanlar yarattık. Bazıları şöyle dedi: İnsanların onlardan faydalanmaya ve onları kullanmaya güçleri yetiyor. İnsan gerçekten kendi mülkiyetinde olan bir şeyden faydalanmaya ve onu kullanmaya gücü yetmediğinde şöyle der: Ben ona mâlik değilim. Şöyle de söylendi: “Mâlikûn” (مالكون), onu tutmaya güçleri yetiyor ve onu zaptediyorlar, demektir. Falan devesini ve hayvanını zaptedemiyor, denilir. Bunların ikisi de aynı anlama gelir. En doğrusunu Allah bilir.
Yorumu Yorumla
-
E (أَ)
Diyanet İslam Ansiklopedisi, Arap dilbilgisinde "istifham" (soru) hemzesi olduğunu belirtir. Ayetin bağlamında bu soru, bir bilgi eksikliğini gidermek (öğrenmek) amacıyla değil; inkârcı aklın gözü önündeki apaçık nimeti ve yaratılış mucizesini görmezden gelmesini sarsıcı bir şekilde kınamak, azarlamak (istifhâm-ı tevbîhî) ve muhatabı gerçeği itiraf etmeye zorlamak (takrîr) amacıyla kullanılan gramatikal bir uyarıcıdır.
Ve (وَ)
Diyanet İslam Ansiklopedisi, atıf (bağlaç) harfi olduğunu kaydeder. Cümlenin kurgusunda, önceki ayetlerde bahsedilen yaratılış evreleri, insanın dirilişine dair şüpheler ve evrendeki diğer ayetler ile; insanın her gün bizzat faydalandığı, bindiği ve yediği "evcil hayvanlar" (en'âm) üzerinden kurulan o devasa ampirik (gözlemlenebilir) kanıt evreni arasında mantıksal bir bağ kurar.
Lem (لَمْ)
Diyanet İslam Ansiklopedisi, muzari fiili cezm eden ve eylemin anlamını mutlak geçmiş zamana (maziye) çeviren olumsuzluk (nefy) edatıdır. Soru hemzesiyle birleştiğinde (E lem / ...mediler mi?), insanın geçmişten bugüne kadar süregelen o varoluşsal "görememe/idrak edememe" körlüğünü gramatikal olarak eleştirir.
Yerav (يَرَوْا)
İbn Fâris, kelimenin kökenini "r-e-y" (ra-hemze-ya) olarak tespit eder. Bu kökün temel, somut anlamının "göz ile bakmak, bir nesneyi fiziksel olarak müşahede etmek, aydınlanmak ve zihinsel olarak idrak edip görüş (rey) sahibi olmak" olduğunu açıklar. Fiilin muzari (geniş/şimdiki zaman), çoğul gaib (onlar) ve "lem" edatıyla cezimli (nûn harfi düşmüş) kalıbında (yerav / görmediler mi) gelmesi, eylemin sürekli ve kapsayıcı doğasını etimolojik olarak sabitler.
Râgıb el-İsfahânî, "r-e-y" kökünü algı felsefesi ve idrak bağlamında tahlil eder. Râgıb'a göre rüyet (görme eylemi) ikiye ayrılır: Gözle gerçekleşen fiziksel görme (rüyet-i basar) ve akılla/kalple gerçekleşen felsefi idrak (rüyet-i kalp). Ayetteki "Görmediler mi?" sorusu, sadece hayvanlara bakıp geçmeyi değil; o hayvanların nasıl yaratıldığını, insanın emrine nasıl boyun eğdirildiğini felsefi (kalp gözüyle) bir okumaya tabi tutmayı hedefler. Göz bakar, ancak "rey/rüyet" idrak eder.
Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin retorik bağlamdaki işlevini değerlendirir. Müşrikler her gün develerine biniyor, koyunlarını sağıyorlardı; yani fiziksel olarak o hayvanları sürekli "görüyorlardı". Ancak Kur'an onlara "Görmediler mi?" diye sorarak, onların ampirik (deneyci) bakışlarındaki kısıtlılığı yüzlerine vurur. Bu fiil, alışkanlığın ve ülfetin (sıradanlaşmanın) yarattığı o körleştirici perdeyi yırtarak, muhatabı doğadaki sıradan nesnelere (hayvanlara) "kutsal bir ayet" gibi yeniden bakmaya zorlayan sarsıcı bir edebi kurgudur.
Ennâ (أَنَّا)
Diyanet İslam Ansiklopedisi, tahkik, pekiştirme ve şüpheyi ortadan kaldırma işlevi gören "enne" (şüphesiz ki) edatı ile "nâ" (biz) azamet zamirinin birleşiminden oluştuğunu belirtir. Yaratılış eyleminin failinin rastgele doğa yasaları veya başka ilahlar değil, mutlak surette ve tartışmasız bir şekilde "Yüce Yaratıcı" (Biz) olduğunu sözdizimsel olarak mühürler.
Halaknâ (خَلَقْنَا)
İbn Fâris, kelimenin kökünü "h-l-k" olarak belirler. Bu kökün temel, somut anlamının "bir şeyi ölçmek, biçmek, bir modele ve takdire göre oranlamak, düzeltmek, pürüzsüz hale getirmek ve yoktan var etmek" olduğunu açıklar. Mazi (geçmiş zaman) ve birinci çoğul şahıs (biz) kalıbında (halaknâ / biz yarattık) gelmesi; hayvanların yaratılışının evrimsel bir tesadüf değil, en başından itibaren insanın ihtiyaçlarına milimetrik olarak "ölçülüp biçilmiş, takdir edilmiş" bir tasarım olduğunu etimolojik olarak ifade eder.
Râgıb el-İsfahânî, "h-l-k" kökünü yoktan var etme ve icat etme felsefesi üzerinden inceler. "Halk", daha önce hiçbir örneği, malzemesi ve taslağı yokken bir varlığı (hayvanı) bütünüyle ortaya çıkarmaktır. İnsan yeryüzünde sadece mevcut malzemeleri birleştirerek alet yapabilir (sun'/sınaat); ancak bir varlığa sıfırdan can ve anatomik form (halk) veremez.
Prof. Dr. Sadık Kılıç, kelimeyi varoluşsal felsefe bağlamında tahlil eder. "Biz yarattık" (halaknâ) fiili, insanın doğa üzerindeki sahte efendiliğini (kibrini) felsefi olarak yıkar. İnsan, üzerine bindiği ata veya sütünü içtiği deveye kendi icadı (mülkü) muamelesi yapar. Kur'an bu fiille, insanın elindeki o muazzam gücün (biyolojik motorların) "kendisinin değil, Yaratıcı'nın bir eseri/halkı" olduğunu hatırlatarak, nankörlüğü ortadan kaldırmayı hedefler.
Lehum (لَهُمْ)
Diyanet İslam Ansiklopedisi, mülkiyet, tahsis ve yarar (menfaat) bildiren "li" (için, -e/a) harf-i cerri ile "hum" (onlar) zamirinin birleşimidir. O devasa yaratılış eyleminin (hayvanların dizayn edilmesinin) rastgele bir doğa olayı olmadığını; doğrudan doğruya "onların (insanların) yararına, onların hizmetine ve menfaatine" özel olarak tahsis edildiğini gramatikal olarak odaklar.
Mimmâ (مِمَّا)
Diyanet İslam Ansiklopedisi, ibtidâ-i gaye (başlangıç ve kaynak) bildiren "min" (den/dan) edatı ile, ism-i mevsul olan "mâ" (o şey ki) edatının kaynaşmasından oluştuğunu kaydeder. Yaratılan şeylerin (hayvanların) kaynağını doğrudan ilahi kudretin doğrudan eylemine bağlayarak, cümlenin akışını mutlak failin şahsi icraatına (kudret eline) yönlendiren bir sözdizimsel köprüdür.
Amilet (عَمِلَتْ)
İbn Fâris, kelimenin kökenini "a-m-l" olarak tespit eder. Bu kökün temel, somut anlamının "bir işi bilinçli, kasıtlı, belli bir amaca yönelik olarak yapmak, emek sarf etmek, icra etmek ve üretmek" olduğunu açıklar. Arapçada istemsiz hareketlere veya doğa olaylarına "fiil" denirken, içinde niyet, tasarım ve irade barındıran eylemlere etimolojik olarak "amel" denir. Fiilin mazi (geçmiş zaman) ve müennes (dişil) kalıbında (amilet / yaptı, isledi) gelmesi, yaratılışın ardındaki o kusursuz ilahi kastı ve iradeyi belgeler.
Râgıb el-İsfahânî, "a-m-l" kökünü niyet ve icraat bağlamında değerlendirir. Hayvanların yaratılışı için sıradan bir var etme eylemi yerine "ellerimizin bizzat yaptığı/işlediği" (mimmâ amilet) denmesi, o varlıklar (hayvanlar) üzerindeki sanatın, ilahi ihtimâmın (özenin) ve değerin büyüklüğünü gösterir.
Eydînâ (أَيْدِينَا)
İbn Fâris, kelimenin kökünü "y-d-y" olarak belirler. Bu kökün temel, somut anlamının "el organı, uzuv" olduğunu; ancak mecazen "güç, kuvvet, nimet, koruma, ihsan, mülkiyet ve bizzat icraat" anlamlarında kullanıldığını açıklar. "Yed" kelimesinin çoğulu olan "eydî" (eller), sonundaki "nâ" (bizim) zamiriyle birleşir. "Bizim ellerimiz" (eydînâ) tamlaması, cümlede "amilet" fiilinin faili (öznesi) konumundadır.
Râgıb el-İsfahânî, "y-d-y" kökünü mecaz ve kudret felsefesi ekseninde tahlil eder. Râgıb'a göre Allah'ın "elleri" ifadesi, asla fiziksel bir organı (antropomorfizm) işaret etmez. Arapçada bir şeye "kendi ellerimle yaptım" demek; o işte hiçbir aracı kullanmadığını, o işe olağanüstü bir özen gösterdiğini, doğrudan kendi şahsi kudretiyle (bizzat) var ettiğini anlatan en üstün belagat sanatıdır. Allah, evcil hayvanları (nimetleri) insanın hizmetine sunarken kendi "kudretini ve şefkatini" (ellerini) vurgulamaktadır.
Dücane Cündioğlu, kelimenin felsefi hermenötik (yorum bilgisi) boyutunu tenzih ve teşbih dengesi üzerinden okur. Kur'an, mutlak ve soyut olan Yaratıcıyı insanın zihnine yaklaştırmak için "el" (yed) gibi son derece somut ve bedensel bir metafor kullanır. "Kendi ellerimizin (eydînâ) yaptıkları" ifadesi, insanın eşya (hayvan) ile kurduğu o sıradan ve nankör ilişkiyi yıkarak; o devenin veya koyunun aslında sıradan bir et yığını değil, "İlahi Sanatkârın bizzat kendi elleriyle yoğurduğu, dokunduğu ve insana hediye ettiği" kutsal bir şaheser olduğu bilincini aşılar. Bu kelime, doğayı nesneleşmekten kurtarıp, onu Yaratıcının şahsi bir lütfuna (dokunuşuna) dönüştürür.
En'âmen (أَنْعَامًا)
İbn Fâris, kelimenin kökenini "n-a-m" olarak tespit eder. Bu kökün temel, somut anlamının "yumuşaklık, sükûnet, hayatın kolaylaşması, refah, rızık, iyi hal ve bedenin rahatlaması" olduğunu açıklar. Arapçada insana verilen her türlü iyiliğe "nimet" dendiği gibi, evcil otobur hayvanlara (deve, sığır, koyun, keçi) da etimolojik olarak "en'âm" denir. Çünkü insanın yeryüzündeki en temel yumuşaklığı, refahı ve yaşam kolaylığı (sütü, eti, derisi, gücü) bu hayvanlardan gelir.
Râgıb el-İsfahânî, "n-a-m" kökünü etimolojik zıtlık ve lütuf bağlamında değerlendirir. Râgıb'a göre yırtıcı hayvanlara (sibâ') korkutucu doğaları sebebiyle başka isimler verilirken; devenin, koyunun ve sığırın "en'âm" (nimetler) olarak anılması, onların tamamen insanın menfaatine, hizmetine ve konforuna (n-a-m) uygun, munis ve uysal bir yaratılışa sahip olmalarındandır. Kelimenin nekira (belirsiz/tenvinli) formda ve çoğul olarak (en'âmen) kullanılması, bu varlıkların insana sunduğu çok çeşitli ve devasa faydaları gramatikal olarak büyütür. Cümlede "halaknâ" fiilinin mef'ul-i bihi (nesnesi) olarak üstünlü (mansub) konumdadır.
Toshihiko Izutsu, kelimenin Kur'an'ın sosyolojik ve coğrafi semantiğindeki ağırlığını inceler. Çöl şartlarında yaşayan antik Arap (bedevi) için "en'âm" (özellikle deve), sadece bir hayvan değil; hayatın, servetin, ulaşımın, gıdanın ve barınmanın (çadırın) yegâne ontolojik kaynağıdır. Hayvan yoksa hayat da yoktur. Kur'an, insanın en çok ihtiyaç duyduğu, her gün yüz yüze geldiği bu varlıkları (en'âm) soyut bir tartışmanın değil, doğrudan ilahi merhametin ve yaratılış kudretinin (ellerimizin yaptığı) tam merkezine oturtarak, Tevhid'i hayatın en pratik nesnesi üzerinden ispat eder.
Fe (فَ)
Diyanet İslam Ansiklopedisi, cümlenin bu kısmındaki "fe" edatının "fâ-i ta'kibiyye" ve sebebiyye (neden-sonuç bildiren bağlaç) olduğunu belirtir. Allah'ın o hayvanları özel bir tasarımla yaratması (kudret) ile, insanın o hayvanlar üzerinde kurduğu hakimiyet (mülkiyet) arasındaki sebep-sonuç ilişkisini ("...biz yarattık da o sayede onlar sahip oldular") gramatikal bir katiyetle birbirine bağlar.
Hum (هُمْ)
Diyanet İslam Ansiklopedisi, munfasıl (ayrı yazılan) cemi müzekker gaib (çoğul üçüncü şahıs eril) zamiri olduğunu belirtir. İsim cümlesinin öznesi (mübteda) olarak burada kullanılması, odak noktasını yaratılıştan (failden) alıp aniden "insanlığın bizzat kendisine" (onlara) yöneltir.
Lehâ (لَهَا)
Diyanet İslam Ansiklopedisi, aidiyet, yönelme ve tahsis bildiren "li" harf-i cerri ile müennes (dişil) "hâ" zamirinin birleşimidir. Zamir, çoğul ve akılsız varlıklar olan "en'âm"a (hayvanlara) döner. İnsanın kurduğu hakimiyetin sınırlarını çizerek "o hayvanlara/onlara" (lehâ) sözdizimsel olarak odaklar.
Mâlikûn (مَالِكُونَ)
İbn Fâris, kelimenin kökenini "m-l-k" olarak belirler. Bu kökün temel, somut anlamının "bir şeyi sağlam bir şekilde kavramak, güç yetirmek, elde tutmak, tek başına tasarruf hakkına sahip olmak, boyun eğdirmek ve hükmetmek" olduğunu açıklar. İsm-i fail (etken ortaç) çoğul kalıbında gelen "mâlikûn" (sahip olanlar, hükmedenler), etimolojik olarak bir şeye sadece hukuken değil, fiilen de gücü yeten, onu istediği gibi yöneten, sevk ve idare eden muktedirleri ifade eder. Cümlede isim cümlesinin yüklemi (haber) olarak vav harfiyle merfû konumdadır.
Râgıb el-İsfahânî, "m-l-k" kökünü güç ve irade felsefesi ekseninde tahlil eder. Râgıb'a göre mülkiyet (malik olma), salt bir eşyaya sahip olmak değildir; o eşyanın/varlığın, sahibinin iradesine mutlak olarak boyun eğmesidir (itaatidir). İnsan, kendinden katbekat büyük, güçlü ve ağır olan bir deveye veya sığıra "mâlik" (sahip/hükmedici) kılınmıştır. Bu, insanın kendi fiziksel gücünün değil, Allah'ın o hayvanların fıtratına yerleştirdiği uysallığın (boyun eğdirmenin) bir sonucudur.
Toshihiko Izutsu, kelimenin Kur'an'ın ontolojik ahlak sistemindeki zıtlık (nankörlük ve şükür) diyalektiğindeki yerini inceler. Müşrik akıl, yeryüzünde sahip olduğu develere, sürülere ve mallara bakıp onlara kendi zekâsı, kılıcı veya asabiyetiyle "mâlik" (sahip) olduğunu zanneder. Bu sahte mülkiyet duygusu (kibir), onu Allah'tan bağımsızlaştırır. Kur'an ayetin kurgusunda: "Onları Biz kendi ellerimizle yarattık (amilet eydînâ), 'işte bu sebeple/bu sayede' (fe) onlar o hayvanlara sahip/mâlik (mâlikûn) olabildiler" diyerek, insanın evrendeki "mâliklik" makamının tamamen iğreti, verilmiş ve ilahi bir lütuf olduğunu hatırlatır. İnsan asıl sahip (El-Mâlik) değildir; o sadece emanetçi bir "mâliktir".
Dücane Cündioğlu, cümlenin felsefi hermenötik (yorum bilgisi) boyutunu insanın kibri üzerinden okur. Koca bir deveyi küçücük bir çocuğun yularından tutup çekebilmesi (mâlik olması), doğa yasaları veya biyolojik güçle açıklanamaz. İnsanın "mâlikûn" (hükmedenler) pozisyonunda olması, Tanrı'nın doğayı (en'âmı) insanın altına bir halı gibi sermesiyle mümkündür. İnsan, üzerine bindiği bineğin üzerinde bir "efendi" (mâlik) gibi kurulur, ancak o bineği yaratan ve uysallaştıran asıl Efendi'yi (Rabbi) inkâr eder. Bu son kelime, insanın sahip olduğu en büyük konforun (mülkiyetin), aynı zamanda onun en kör edici sınavı (nankörlüğü) olduğunu muhatabın fıtratına çarpan nihai bir edebi tespittir.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla