Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Yâsin Sûresi, 68. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Yâsin Sûresi, 68. Ayet

    وَمَنْ نُعَمِّرْهُ نُنَكِّسْهُ فِي الْخَلْقِۜ اَفَلَا يَعْقِلُونَ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Vemen nu’ammirhu nunekkis-hu fî-lḣalk(i)(s) efelâ ya’kilûn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      "Kime uzun ömür verirsek onu yaratılış çizgisinde tersine çeviririz. Hiç düşünmezler mi?"

      Kime uzun omur verirsek onu yaratılış çızgısmde tersine çeviririz. Yani kime uzun ömür verirsek, ona bunaklık ve zayıflık arız olur. Cenâb-ı Hak şöyle diyor: Onu ilk yarattığımız hale çeviririz ve önceden aklını kullandığı gibi akledemez. Tıpkı şu İlâhî beyanda olduğu gibi: “İçinizden, ömrün en düşkün çağına kadar yaşatılanlar da vardır”. Bunu yapanı yahut bunu yapmaya kadir olan Allah’ı hiçbir bir şeyin aciz bırakamayacağını ve O’na şükrünü ödemeleri gerektiğini hiç düşünm ezler mi? Kime uzun ömür verirsek onu yaratılış çizgisinde tersine çeviririz, yani o güçlü-kuvvetli olduğu halde kendisini zayıflatırız.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Ve (وَ)

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, Arap dilbilgisinde atıf (bağlaç) veya istînâfiyye (yeni bir cümleye başlangıç) harfi olduğunu belirtir. Ayetin bağlamında bu edat, önceki ayetlerdeki varsayımsal ilahi cezalardan (gözlerin kör edilmesi veya bedenin taşlaşması tehdidinden); insanın kendi biyolojik doğasında (fıtratında) her gün istisnasız ve ampirik (gözlemlenebilir) olarak gerçekleşen o kaçınılmaz yıkım sürecine (yaşlılığa) geçişi sağlayan sözdizimsel bir köprüdür.

        Men (مَنْ)

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, Arapçada şart veya "ism-i mevsul" (kim, her kim, o kimse ki) edatı olduğunu; akıl sahibi varlıklar (insanlar) için kullanıldığını kaydeder. İnsanın biyolojik gerilemesinin istisnasız ve evrensel bir yasa olduğunu, makam, mevki veya inanç fark etmeksizin ömrü uzayan "herkesi" kapsadığını gramatikal olarak sabitler.

        Nu'ammirhu (نُعَمِّرْهُ)

        İbn Fâris, kelimenin kökenini "a-m-r" olarak tespit eder. Bu kökün temel, somut anlamının "bir şeyin yaşaması, ayakta kalması, inşa edilmesi, bayındır hale gelmesi, meskun olması ve uzun süre varlığını sürdürmesi" olduğunu açıklar. (Binanın inşasına imar, yaşam süresine ömür denmesi bundandır). Fiilin tef'il babında, muzari (geniş/şimdiki zaman), birinci çoğul şahıs ve "hu" (onu/ona) zamiriyle (nu'ammirhu / biz kime uzun ömür verirsek, yaşatırsak) gelmesi; insana verilen hayatın, tıpkı bir binanın (imaretin) tuğla tuğla örülmesi gibi zamansal ve ilahi bir inşayı ifade ettiğini belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, "a-m-r" kökünü zaman ve varoluş felsefesi ekseninde tahlil eder. Râgıb'a göre "ömür/ta'mir", insanın yeryüzünde bulunduğu süreyi bedensel ve ruhsal olarak "imâr etmesi/geliştirmesi" için kendisine tahsis edilen ilahi bir mühlettir. Fiilin "biz ömür verirsek" (nu'ammir) şeklinde gelmesi, yaşamanın veya hayatta kalmanın insanın kendi biyolojik iradesi veya başarısı değil; doğrudan Yaratıcı'nın tahsis ettiği (kullandırdığı) ve sınırı belli olan bir zaman sermayesi olduğunu ontolojik olarak gösterir.

        Dücane Cündioğlu, kelimenin felsefi hermenötik (yorum bilgisi) boyutunu insanın hayatta kalma arzusu üzerinden okur. İnsan, yeryüzündeki en büyük arzusu olan "uzun yaşama/uzun ömür" kavramını mutlak bir nimet sanır; ancak "nu'ammirhu" eylemi, insanın zaman içindeki o ilerleyişinin nihayetinde kendi varlığının çözülüşüne ve trajedisine giden mecburi bir yıpranma süreci olduğunu haber veren sarsıcı bir yüzleşmedir. Uzun ömür, aslında uzun bir tükeniştir.

        Nunekkishu (نُنَكِّسْهُ)

        İbn Fâris, kelimenin kökünü "n-k-s" olarak belirler. Bu kökün temel, somut anlamının "bir şeyi baş aşağı çevirmek, tersine döndürmek, tepe taklak etmek, eski zayıf ve düşkün haline geri getirmek" olduğunu açıklar. Hastanın iyileştikten sonra tekrar hastalığının şiddetlenmesine (nüksetmesine) de etimolojik olarak bu kökten isim verilir. Tef'il babında (nunekkishu / biz onu tersine çeviririz, baş aşağı ederiz), eylemin failinin (ilahi iradenin) o biyolojik yıkımı bizzat yönettiğini vurgular.

        Râgıb el-İsfahânî, "n-k-s" kökünü biyolojik ve zihinsel gerileme (inkılab) ekseninde değerlendirir. Râgıb'a göre "tenkîs", insanın bebeklikten gençliğe doğru tırmandığı o güçlü gelişim eğrisinin, yaşlılıkla birlikte aniden yön değiştirip tekrar bebeklikteki o aciz, zayıf, unutkan ve muhtaç (erzel-i ömür) haline "tersyüz edilmesidir". Kemiklerin erimesi, hafızanın gitmesi, yürüyüşün bükülmesi; bedenin adım adım yıkılarak (n-k-s) aslına (toprağa/zayıflığa) doğru geri döndürülmesidir.

        Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin retorik bağlamdaki gücünü ve kıssadaki felsefi uyarısını tahlil eder. Müşrikler kendi bedensel güçlerine, asabiyetlerine, gençliklerine ve zekâlarına güvenerek Allah'ın vaatleriyle alay ediyorlardı. "Nunekkishu" (onu tersine çeviririz/baş aşağı ederiz) fiili, insana en çok güvendiği sermayesinin (bedeninin ve aklının) kendi mülkü olmadığını; zamanı geldiğinde o muhteşem bedenin bizzat insanın kendine bir hapishaneye ve zafiyete dönüşeceğini yüzüne çarpan muazzam bir ampirik (gözlemlenebilir) tokattır. Kibir, yaşlılığın tersyüz edici (tenkîs) o ağır darbesiyle sıfırlanır.

        Fî (فِي)

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, Arap dilbilgisinde "zarfiyet" (içinde olma ve kapsanma) bildiren harf-i cer olduğunu kaydeder. Tersyüz edilme ve gerileme (tenkîs) eyleminin sadece sosyal statüde, malda veya dışsal olaylarda değil; bizzat insanın "anatomik ve ruhsal bütünlüğünün tam içinde", yani hücre hücre gerçekleşen ontolojik ve içeriden bir çöküş olduğunu gramatikal olarak çerçeveler.

        El-Halkı (الْخَلْقِ)

        İbn Fâris, kelimenin kökenini "h-l-k" olarak tespit eder. Bu kökün temel, somut anlamının "bir şeyi ölçmek, biçmek, bir modele göre şekillendirmek, pürüzsüz hale getirmek ve yoktan var etmek" olduğunu açıklar. "Halk", etimolojik olarak insanın anne karnından itibaren sahip olduğu o kusursuz anatomik dizaynı, estetik formu, bedensel ve zihinsel yaratılış bütünlüğünü ifade eder.

        Râgıb el-İsfahânî, "h-l-k" kökünü insanın evreleri bağlamında tahlil eder. İnsanın "yaratılışta" (fîl halk) tersyüz edilmesi; dünyevi gücün zafiyete, parlak aklın ve bilginin unutkanlığa, dik duruşun kamburluğa, taze tenin buruşukluğa dönüşmesidir. İnsan, yaratılırken (halk edilirken) geçtiği evreleri (nutfe, bebeklik, çocukluk, gençlik) yaşlılığında sondan başa doğru mecburen tekrar yaşar. Bu kelime, bedenin sonsuz bir tapınak değil, nihayetinde çöküşe (ve toprağa) programlanmış geçici bir kalıp olduğunun semantik ilanıdır.

        Toshihiko Izutsu, kelimenin Kur'an'daki doğa ve fıtrat tasavvurundaki yerini inceler. İnsan yeryüzünde kendi elleriyle heykeller, saraylar yapar ve bunların kalıcı olmadığını idrak edebilir; ancak kendi biyolojik varlığının (halkının) ve gücünün hep baki kalacağını vehmeder. Kur'an, bedendeki bu gözle görülür erimeyi (yaratılıştaki tersyüz oluşu) aklın önüne koyarak, evrendeki en mükemmel yaratılışın (insanın) bile ne kadar fâni ve Yaratıcıya muhtaç olduğunu kanıtlar. Bedenin adım adım yaşlanması, Tanrı'nın varlığının, kudretinin ve ölümün insanın bizzat kendi derisine (halkına) kazınmış en büyük ayetidir.

        E (أَ)

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, Arap dilbilgisinde "istifham" (soru) hemzesi olduğunu belirtir. Ayetin sonundaki bu soru, bilgi almak için değil; "inkâr, taaccüb (şaşırma) ve kınama" amacı taşır (istifhâm-ı tevbîhî). İnsanın kendi bedenindeki bu mutlak çöküşü (yaşlanmayı) her gün aynada ve çevresinde görmesine rağmen, ahireti (dirilişi) ve Allah'ın kudretini inkâr etmeye devam etmesindeki o akıl almaz körlüğü ve kibri sorgulayan gramatikal bir tetikleyicidir.

        Fe (فَ)

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, "fâ-i ta'kibiyye" ve sebebiyye (atıf/neden-sonuç) edatıdır. "Bütün bu biyolojik gerçekler (gençliğin çürümesi) apaçık ortadayken, hâl böyleyken, öyleyse..." anlamı katarak; bedendeki gerileme gerçeği ile aklın bundan çıkarması gereken mantıksal sonuç (ibret) arasındaki o kopmaz felsefi bağı sözdizimsel olarak kurar.

        Lâ (لَا)

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, muzari fiili olumsuzlayan (nefy) edattır. İnkârcıların eylemsizliğini, körlüğünü ve gerçeği "idrak edememe" durumunu şimdiki ve gelecek zaman ekseninde eleştirel bir kalıba sokar.

        Ya'kılûne (يَعْقِلُونَ)

        İbn Fâris, kelimenin kökenini "a-k-l" olarak belirler. Bu kökün temel, somut anlamının "deveyi ip veya yularla bağlamak, hapsetmek, alıkoymak ve engellemek" olduğunu açıklar. İbn Fâris'e göre "akıl" (us/idrak) kelimesine etimolojik olarak bu ismin verilmesinin sebebi; tıpkı deveyi bağlayan sağlam bir ip (ıkâl) gibi, aklın da insanı dürtülerden, kibirden, bilgisizlikten, arzuların esaretinden ve tehlikeden "alıkoyması, tutması ve bağlamasıdır". Fiilin muzari (geniş/şimdiki zaman) ve çoğul kalıbında (ya'kılûne / akletmezler mi) gelmesi, eylemi doğrudan muhatap kalabalığın zihinsel süreçlerine yöneltir.

        Râgıb el-İsfahânî, "a-k-l" kökünü idrak ve ibret felsefesi ekseninde tahlil eder. Râgıb'a göre Kur'an'da akıl, dondurulmuş bir felsefi kapasite veya beyindeki bir kütle değil; dış dünyadaki (ve bizzat kendi bedenindeki) ayetleri/işaretleri okuyup bundan ahlaki bir sonuç çıkaran "aktif bir bağ kurma" eylemidir. Kendi bedeninin günbegün çürüdüğünü, gençliğinin elinden alındığını (nunekkishu) gören bir insanın, dünyada ebedi kalacağını sanması veya kendisini gençken yaratan, sonra da yıkan (ölüme götüren) o Yüce Kudreti inkâr etmesi; aklın iptal edilmesi, ontolojik bir "akılsızlıktır".

        Prof. Dr. Sadık Kılıç, kelimeyi varoluşsal bir zeminde okur. "Hâlâ akıllarını kullanmayacaklar mı?" (E fe lâ ya'kılûn) şeklindeki bu ilahi feryat, insanın kâinattaki en büyük ayetin (mucizenin) bizzat "kendi yaşlanan bedeni" olduğunu fark edememesine yönelik felsefi bir acımadır. Gençliğini, gücünü ve aklını yavaş yavaş, istemsizce kaybeden bir varlık, nasıl olur da evrene hükmettiğini, yaratıcının olmadığını veya ölümden sonra dirilmeyeceğini iddia edebilir? Bu son kelime, kibrin ve inkârın (şirkin), felsefi olarak en ilkel ve en temelsiz "akıl tutulması" olduğunu muhatabın (ve tüm insanlığın) yüzüne çarpan nihai bir edebi mühürdür. İnsan, kendi bedenindeki ölümü okuyamayan yegâne kördür.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X