وَامْتَازُوا الْيَوْمَ اَيُّهَا الْمُجْرِمُونَ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Yâsin Sûresi, 59. Ayet
Daralt
X
-
"Ve 'Ey günahkârlar! Siz bugün şöyle ayrılın (denir)."
Cennet ehli ile cehennem ehli önce bir arada idiler, sonra birbirlerinden ayırtedilirler. Başlangıçta hepsi birlikte oldukları için o güne bir arada olma günü anlamında "yevmu’l-cem” ve “yevmu’l-haşr” denilir.
Sonra onlar birbirlerinden ayrılırlar. Tıpkı şu İlâhî beyanda buyurulduğu gibi: “Onların bir kısmı cennette, bir kısmı da cehennemde olacaktır”. O güne ayırım günü anlamında “yevmu’l-fasl” da denilmiştir. Siz bugün şöyle ayrılın meâlindeki beyanın aslı, “ayrılın!” diye gerçek bir emir mânasında değildir, fakat başka bir âyette belirtildiği gibi ayrılış gerçeği anlamındadır: “Tâ ki, Allah pisi temizden ayırsın” Âyetteki “imtiyâz” kelimesinin aslı ayrılmak ve yalnız kalmak mânasına gelir. Ebû Avsece ve İbn Kuteybe de böyle derler: İmtiyaz, ayrılmak ve bir tarafa çekilmek demektir.
Yorumu Yorumla
-
Ve (وَ)
Diyanet İslam Ansiklopedisi, Arap dilbilgisinde atıf (bağlaç) veya istînâfiyye (yeni bir başlangıç) harfi olduğunu belirtir. Ayetin bağlamında bu edat, bir önceki ayetteki cennet ehline sunulan o sonsuz sükûnetten (Selâm sözünden), cehennem ehline yöneltilen o şiddetli ve koparıcı emre geçişi sağlayan, sahneyi (mahşerin iki farklı kutbunu) aniden bölen sözdizimsel bir kırılma köprüsüdür.
İmtâzû (امْتَازُوا)
İbn Fâris, kelimenin kökenini "m-y-z" olarak tespit eder. Bu kökün temel, somut anlamının "birbiriyle iç içe geçmiş, karışmış olan şeyleri birbirinden ayırmak, iyiyi kötüden seçmek ve farklılaştırmak" olduğunu açıklar. İftiâl babında, emir ve çoğul kalıbında (imtâzû / ayrılın, bir tarafa çekilin) gelmesi, eylemin etimolojik olarak pasif bir bekleyiş değil; kalabalığın içinden koparak belirgin bir çizginin dışına (kendi köşesine) çekilmeyi ifade eden aktif bir ontolojik ayrışma komutu olduğunu gösterir.
Râgıb el-İsfahânî, "m-y-z" kökünü ahlaki ve varoluşsal felsefe ekseninde tahlil eder. Dünyadayken müminler ve kâfirler; aynı pazarda, aynı şehirde, aynı ailede (karmaşık ve iç içe) yaşarlar. İyilik ve kötülük (hak ve batıl) yeryüzünde çoğu zaman fiziksel olarak birbirinden "ayrılmamıştır". Râgıb'a göre "İmtâzû" (Ayrılın!) emri, bu dünyevi karmaşanın bittiği andır. Ahiret, ahlaki niteliklerin mekânsal sınırları belirlediği yerdir. Kötülük (mücrimler), iyiliğin (cennet ehlinin) içinden cımbızla çekilir gibi mutlak surette "ayrıştırılır" (temyîz edilir).
Toshihiko Izutsu, kelimenin Kur'an'ın eskatolojik (ahirete dair) sahnesindeki psikolojik ağırlığını inceler. Dünyadayken peygamberi ve müminleri dışlayan, onları toplumdan süren ve marjinalize eden kibirli müşrik akıl; mahşer gününde bizzat ilahi irade tarafından "Ayrılın bir tarafa!" (İmtâzû) nidasıyla asıl kendisinin "dışlandığını" ve evrenin dışına itildiğini idrak eder. Bu emir, insanın ontolojik yalnızlığının ve ilahi rahmetten kalıcı olarak aforoz edilişinin semantik tescilidir.
Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin retorik bağlamdaki işlevini değerlendirir. Önceki ayette müminlere şefkatle "Selâm" (esenlik) denilirken, kâfirlere isimleriyle veya şefkatli bir nidayla değil, son derece sert, askeri ve emredici bir dille "Ayrılın!" (İmtâzû) denmesi muazzam bir edebi zıtlıktır (tıbak). Bu hitap şekli, onlara duyulan ilahi öfkenin ve onları artık muhatap kabul etmeme (araya mesafe koyma) cezasının dilbilimsel yansımasıdır.
El-Yevme (الْيَوْمَ)
İbn Fâris, kelimenin kökünü "y-v-m" olarak belirler. Bu kökün temel anlamının "aydınlık süre, mutlak veya belirli bir zaman dilimi" olduğunu açıklar.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, kelimenin başındaki belirlilik takısı (el-takısı/lam-ı tarif) ile cümlenin zarfı (zaman bildireni) olarak üstünlü (mansub) kullanıldığını belirtir. Etimolojik olarak rastgele bir zamanı değil; herkesin bildiği, kaçtığı ve uyarıldığı o spesifik, nihai günü (Mahşer/Hesap Gününü) mutlak bir biçimde işaret eder.
Dücane Cündioğlu, kelimenin felsefi hermenötik (yorum bilgisi) boyutunu zaman algısı üzerinden okur. "Bugün" (el-yevme) kelimesi, dünyevi ertelemelerin, "yarın yaparım" bahanelerinin ve zaman illüzyonunun tamamen bittiği andır. Suçlulara "Bugün ayrılın" denmesi; zamanın donduğu, fâniliğin bittiği ve ebedi sonuçların (cehennemin) artık şimdiki zamana (bugüne) taşındığı o keskin felsefi eşiktir. Geçmişin hesabı, kaçılamaz bir "şimdi" (el-yevm) olmuştur.
Eyyühe (أَيُّهَا)
Diyanet İslam Ansiklopedisi, Arap dilbilgisinde "nidâ" (seslenme) edatı olan "eyyü" ile, dikkati toplamak (tenbih) için kullanılan "hâ" harfinin birleşiminden oluştuğunu kaydeder. Kalabalık bir topluluğa, özellikle belirli bir vasfa (suça) sahip olan kitleye doğrudan işaret etmek, onların dikkatini o korkunç emre çekmek ve hedefi gramatikal olarak odaklamak için kullanılan sarsıcı bir seslenme aracıdır.
El-Mücrimûn (الْمُجْرِمُونَ)
İbn Fâris, kelimenin kökenini "c-r-m" olarak tespit eder. Bu kökün temel, somut anlamının "bir şeyi kesmek, meyveyi ağacından koparmak, bedenden bir parçayı ayırmak ve suç/günah işlemek" olduğunu açıklar. İbn Fâris'e göre "cürm" (suç), etimolojik olarak insanı fıtratından, ilahi nizamdan ve adaletten "kesip kopardığı" için bu isimle anılmıştır. İf'âl babında, ism-i fail (etken ortaç) çoğul kalıbında gelen "el-mücrimûn" (suçlular/günahkârlar), hakikatle olan bağını kasten kesenleri ifade eder.
Râgıb el-İsfahânî, "c-r-m" kökünü ahlaki sorumluluk felsefesi ekseninde tahlil eder. Râgıb'a göre "mücrim", basit bir hata veya bilgisizlik sonucu yanlış yapan kişi (hatı') değildir. Mücrim, ilahi yasayı (Tevhid'i ve adaleti) bile bile çiğneyen, kibirlenen ve fıtrat ağacından kendini isyanıyla "koparan" (c-r-m) ağır ve kasti suçludur. Mahşer gününde onların "ey suçlular" (eyyühe'l-mücrimûn) diye çağrılması, dünyada kendilerine taktıkları statülerin (lider, soylu, zengin) iptal edilip, asıl ahlaki ve ontolojik kimliklerinin yüzlerine vurulmasıdır.
Angelika Neuwirth, kelimenin Geç Antik Çağ edebi formundaki yerini inceler. Kur'an'daki "mücrim" (suçlu/yasa kırıcı) kavramı, o dönemin hukuki ve teolojik metinlerindeki "ilahi otoriteye isyan eden asi" (rebel/sinner) tiplemesiyle derin bir anlamsal paralellik taşır. Kur'an, evrensel Yargı Günü (Mahşer) sahnesini kurarken, ilahi mahkemenin sanıklarını, tüm Sami dillerindeki ortak "yasa ihlalcisi" (mücrim) sıfatıyla celp eder.
Prof. Dr. Sadık Kılıç, kelimeyi sosyolojik ve varoluşsal boyutlarıyla değerlendirir. Dünyadayken hakikati inatla yalanlayanlar, genellikle toplumun saygı gören, peşinden gidilen, gücü elinde tutan kalabalıklarıydı. O günahkârlar yeryüzünde kendilerini hiç "suçlu" (mücrim) olarak görmediler. Ancak "Bugün ayrılın ey mücrimler!" hitabı, insanın kendine söylediği tüm dünyevi yalanların paramparça olduğu yerdir. Bu kelime, yeryüzünün sahte efendilerinin, ahiretin zavallı ve teşhir edilmiş "suçlularına" (mücrimûn) dönüştüğünü gösteren mutlak ilahi adalet mühürüdür.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla