سَلَامٌ قَوْلاً مِنْ رَبٍّ رَح۪يمٍ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Yâsin Sûresi, 58. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: yasin suresi, yasin 58, merhamet, ilahi söz, yasin suresi 58. ayet, selam, rab, rahim, rahmet
-
"Engin merhamet sahibi Rab'den gelen söz şu olacak: 'Selâm size!'"
Bu beyanın çeşitli mânalara gelmesi muhtemeldir. Birincisi, insanlar birbirlerine, “benden ona selâm söyle” diye gönderdiği selâmını tebliğ ettikleri gibi, melekler de Allah’ın selâmını onlara tebliğ ederler. Buna göre melekler cennet ehline şöyle derler: Yüce Allah size selâm ediyor.
İkincisi, melekler cennetin her kapısından müminlerin yanma girerek onları Rab’lerinin emriyle selâmlarlar; sabretmenize karşılık esenlik sizin olsun, derler.
Üçüncüsü, bunu Cenâb-ı Hak onlara esenlik vâdi olarak söylemiş olabilir; dünyada görülen her türlü belâ ve âfetten cennette selâmette olacaklarını vâdetmektedir. Nitekim başka bir âyette Allah şöyle buyurur; “Esenlikle, güvenle girin oraya!” İşte açıklamaya çalıştığımız âyet-i kerîme buna benzer anlamlara gelebilir.
Übey ve İbn Mesûd’un mushaflannda, üstün hareke ile “selâmen kavlen” (سَلَامًا قَوْلًا) şeklindedir. En doğrusunu Allah bilir ya, onlar sözün tamamını “yeddeûn” kelimesinde bitiriyorlar, sonra “selâmen kavlen” ibaresini ondan koparıyorlar. Diğerlerinin merfû kıraatine gelince, en doğrusunu Allah bilir ya, onun mânası şöyle olur; Onların istedikleri şey, esenliktir. Burada cümle bitiyor, sonra “kavlen” (قَوْلًا) diye Allah’tan bir söz şeklinde devam ediyor.
Yorumu Yorumla
-
Selâmun (سَلَامٌ)
İbn Fâris, kelimenin kökünü "s-l-m" olarak tespit eder. Bu kökün temel, somut anlamının "her türlü afetten, hastalıktan, tehlikeden ve eksiklikten kurtulmak, arınmak, güvende olmak ve sağlam kalmak" olduğunu açıklar. Yılan sokan kişiye hayatta kalması umuduyla mecazen "selîm" denmesi veya hastalıksız, pürüzsüz bir kalbe "kalb-i selîm" denmesi bu köktendir. İbn Fâris'e göre "selâm", etimolojik olarak korkunun ve zararın bitip, mutlak bir emniyet ve esenlik halinin başlamasıdır.
Râgıb el-İsfahânî, "s-l-m" kökünü dünyevi ve uhrevi güvenlik felsefesi ekseninde tahlil eder. Râgıb'a göre dünyadaki güvenlik daima geçici ve görece iken; cennet ehline yöneltilen bu "Selâm", insanın hem dışarıdan gelebilecek fiziksel tehlikelerden hem de içeriden kaynaklanan psikolojik korkulardan, hüzünlerden ve fânilik endişesinden tamamen (ebediyen) kurtulmasını ifade eden ontolojik bir mutlaklıktır.
Arthur Jeffery, The Foreign Vocabulary of the Qur'an adlı eserinde, "s-l-m" kökünün saf Arapça bir temelden gelmesine rağmen; kelimenin dinsel ve eskatolojik (ahirete dair) "ilahi barış, kurtuluş nidası" anlamındaki kullanımının, Sami dilleri ailesindeki derin ortaklığına dikkat çeker. İbranicedeki "şalom" ve Süryanicedeki "şlâmâ" kelimeleriyle aynı kökten gelen bu sözcük; Kur'an'ın, Ortadoğu hafızasındaki o kadim ve evrensel "ilahi huzur/kurtuluş" hasretini cennetin en üstün ödülü olarak kavramsallaştırdığını gösterir.
Toshihiko Izutsu, kelimenin Kur'an'ın dini semantiğindeki ağırlığını inceler. İnsan yeryüzünde daima bir tehlike (havf) veya üzüntü (hazen) tehdidi altındadır. Yeryüzünün kaotik doğasından kurtulup cennete giren insana verilen en büyük ödül, altın veya gümüş değil, bu mutlak "Selâm" (barış/güvenlik) halidir. Toshihiko Izutsu'ya göre bu kelime, İslami ontolojide varlığın ulaşabileceği en yüksek sükûnet ve denge noktasının semantik ilanıdır.
Dücane Cündioğlu, kelimenin felsefi hermenötik (yorum bilgisi) boyutunu insanın eksikliği üzerinden okur. İnsan dünyada "eksik" bir varlıktır, hep tamamlanmayı arar. "Selâmun" nidası, sadece basit bir "merhaba" veya nezaket sözcüğü değil; insanın varoluşsal eksikliklerinin bittiğini, ölümün veya kaybın bir daha kendisine asla dokunamayacağını (s-l-m) müjdeleyen devasa bir felsefi mühürdür. Nekira (belirsiz/tenvinli) formda gelmesi (Selâmun), bu esenliğin tasavvur edilemez büyüklüğünü ve ihtişamını gramatikal olarak zirveye taşır.
Kavlen (قَوْلًا)
İbn Fâris, kelimenin kökenini "k-v-l" olarak belirler. Bu kökün temel, somut anlamının "ağızdan çıkan ses, harflerin birleşmesiyle oluşan lafız ve zihindeki düşüncenin kelimelere dökülerek ifade edilmesi" olduğunu açıklar. Cümlede üstünlü (mansub) formda "kavlen" olarak kullanılması, eylemin (sözün) netliğini ve sese dönüşmüş halini etimolojik olarak sabitler.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, Arap dilbilgisinde "kavlen" kelimesinin bu cümlede "mef'ul-i mutlak" veya "hâl" olarak işlev gördüğünü belirtir. Cennetliklere sunulan o muazzam emniyetin (selâmın), sessiz, soyut veya zımni bir his değil; aksine doğrudan, açıkça, işitilebilir ve şereflendirici "bir söz olarak" (kavlen) ilahi makamdan kendilerine tebliğ edildiğini gramatikal bir kesinlikle çerçeveler.
Râgıb el-İsfahânî, "k-v-l" kökünü iletişim ve ilahi lütuf bağlamında değerlendirir. Râgıb'a göre "söz" (kavl), sadece bir bilgi aktarımı değil, muhatabı muhatap kabul etmenin, ona değer vermenin en somut aracıdır. Cennetteki emniyetin "bir söz olarak" (kavlen) gelmesi, o nimetin sıradan bir doğa yasası gibi değil, bizzat Yaratıcının kullarına yönelttiği doğrudan ve sevgi dolu bir şahsi "hitap" olduğunu gösterir.
Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin retorik ve psikolojik işlevine dikkat çeker. Dünyadayken müşriklerin "kötü sözlerine, alaylarına ve hakaretlerine" sabreden, susturulan müminlere; ahirette bizzat en yüce makamdan "bir sözle/hitapla" (kavlen) esenlik dilenmesi, muazzam bir edebi iade-i itibardır. Yeryüzünün o acımasız gürültüsü bitmiş, onun yerini Yüce Otorite'nin "Selâm" sözü (kavlen) almıştır.
Min (مِنْ)
Diyanet İslam Ansiklopedisi, Arap dilbilgisinde ibtidâ-i gaye (başlangıç, kaynak ve menşe) bildiren harf-i cer olduğunu kaydeder. O eşsiz "Selâm" nidasının rastgele meleklerden veya sıradan bir boşluktan değil, doğrudan ve bizzat o en yüce makamdan çıktığını sözdizimsel olarak mühürleyerek, sözün kaynağını mutlaklaştırır.
Rabbin (رَبٍّ)
İbn Fâris, kelimenin kökenini "r-b-b" olarak tespit eder. Bu kökün temel, somut anlamının "bir şeyi ıslah etmek, korumak, gözetmek, üzerine titremek, efendi olarak sahip olmak ve onu yavaş yavaş, şefkatle kemale (olgunluğa) erdirmek" olduğunu açıklar. "Rabb", salt bir mülk veya güç sahibi değil; mülkü üzerinde sevgi ve terbiye hakkı olan, onu besleyen yegâne efendidir.
Râgıb el-İsfahânî, "r-b-b" kökünü aidiyet ve terbiye felsefesi ekseninde tahlil eder. Râgıb'a göre, cennetliklere yöneltilen o muazzam selâmın kaynağı olarak "Allah" veya "Melik" isimleri yerine "Rabb" isminin (nekira/tenvinli olarak: yüce bir Rabb'den) seçilmesi çok ince bir teolojik dokunuştur. Çünkü Rabb, kulu dünyadayken zorluklarla eğiten, imtihan eden, onu ruhsal bir olgunluğa taşıyan öğreticidir. Mahşerdeki o selam, öğretmenin (Rabb'in) sınavı başarıyla geçen öğrencisine şefkatle gülümsemesi, terbiyenin (rububiyyetin) şerefli bir mezuniyetle taçlandırılmasıdır.
Prof. Dr. Sadık Kılıç, kelimeyi varoluşsal adalet bağlamında okur. Dünyadayken müşrikler kendi elleriyle yaptıkları, ne zarar ne de fayda verebilen putları "rabb" (efendi/koruyucu) edinmişlerdi. Müminler ise sadece görünmeyen tek bir Rabb'e sığınmışlardı. Ayetin "Yüce bir Rabb'den..." (Min Rabbin) vurgusu, müminlerin o felsefi seçimlerindeki haklılığın, Yüce Yaratıcı'nın doğrudan kendini gösterip onlara "Selâm" vererek bu dostluğu ve sahipliği (Rububiyyeti) bütün evrene ilan etmesidir.
Rahîmٍ (رَحِيمٍ)
İbn Fâris, kelimenin kökünü "r-h-m" olarak belirler. Bu kökün temel, somut anlamının "yumuşaklık, şefkat, acıma, lütuf ve koruma" olduğunu açıklar. "Fa'îl" (sıfat-ı müşebbehe) kalıbında gelen "Rahîm", etimolojik olarak merhameti kesintiye uğramayan, fiili olarak nimetini sürekli ve kalıcı bir biçimde muhatabına ulaştıran, şefkati ebedi olanı ifade eder. Cümlede "Rabb" kelimesinin sıfatı (na't) olarak esreli (mecrur) konumdadır.
Râgıb el-İsfahânî, "r-h-m" kökünü, aynı kökten gelen "Rahmân" ismiyle kıyaslayarak (tefrik ederek) inceler. Râgıb'a göre "Rahmân", dünyada mümin-kâfir ayrımı yapmaksızın tüm varoluşa merhamet eden, rızık veren genel bir ilahi şefkattir. Ancak "Rahîm", ahirette (cennette) sadece iman edenlere yönelik, özel, kalıcı ve fiili bir lütfu ifade eder. Ayetteki "Rahîm olan bir Rabb'den" tamlaması, o esenlik sözünün (Selâm'ın) sadece cennet ehline (müminlere) tahsis edilmiş o "özel ve elit" merhametin doğrudan bir yansıması olduğunu teolojik olarak belgeler.
Angelika Neuwirth, kelimenin Kur'an'ın edebi ritmindeki (fasıla) ve estetik kurgusundaki işlevini tahlil eder. Mekke surelerinin genelinde görülen o şiddetli, yargılayıcı ve korkutucu ton, cennet sahnesi açıldığında yerini yumuşak, sarmalayıcı ve lirik bir sükûnete bırakır. Ayetin "Rahîm" kelimesiyle (uzatarak ve yumuşak bir akustikle) son bulması, cennetliklerin ruhunu saran o ilahi şefkatin fonetik (ses bilimsel) bir yankısıdır.
Prof. Dr. Hidayet Aydar, kelimenin kıssadaki bütünleyici teolojik ağırlığını değerlendirir. İnsanın cennete girmesi ve orada ebediyen kalması, sadece kendi amellerinin matematiksel bir karşılığı (kuntum ta'melûn) değildir; o amelleri kabul eden, hataları örten ve lütfunu sınırsızca sunan Otorite'nin "Rahîm" (Sonsuz Merhametli) olmasının sonucudur. "Rahîm olan bir Rabb'den gelen Selâm" cümlesi; kibrin kırıldığı, korkunun bittiği ve insanın ilahi sevginin mutlak, ebedi kucağına (r-h-m) güvenle teslim olduğu o eşsiz ontolojik vuslatın kelimelere dökülmüş halidir.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla