لَهُمْ ف۪يهَا فَاكِهَةٌ وَلَهُمْ مَا يَدَّعُونَۚ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Yâsin Sûresi, 57. Ayet
Daralt
X
-
"Orada onlar için her tür meyve vardır ve bütün istekleri yerine getirilir."
Denildi ki: “Fâkihe” kelimesi, ihtiyaç duyulduğu için değil, keyif ve zevk almak için yenilen meyvedir. En doğrusunu Allah bilir ya, Cenâb-ı Hak burada, cennet ehlinin yedikleri şeylerin ihtiyaç duydukları için değil, keyif ve zevk almak için yediklerini haber vermektedir. Bütün istekleri yerine getirilir; buna, söyledikleri her şey yerine getirilir anlamı verilmiş, istedikleri her şey verilir anlamından söz edilmiştir. Onların arzu ettikleri her şey kendilerine verilir mânasına gelmesi mümkündür, orası dünya gibi değildir. Ebû Muâz şöyle dedi: Bütün istekleri yerine getirilir, yani cennette arzu ettikleri ve istedikleri her şey anında yerine getirilir. En doğrusunu Allah bilir.
Yorumu Yorumla
-
Lehum (لَهُمْ)
Diyanet İslam Ansiklopedisi, mülkiyet, aidiyet ve tahsis bildiren "li" (için, -e/a, ait) harf-i cerri ile "hum" (onlar) gaib çoğul zamirinin birleşiminden oluştuğunu belirtir. Cümle kurgusunda cümlenin en başında (öne alınmış haber olarak) gelmesi, cennetteki tüm bu eşsiz sunumların rastgele bir kalabalığa değil, doğrudan o müminlerin şahsına özel olarak tahsis edildiğini ve sadece "onların hakkı" olduğunu gramatikal olarak vurgular.
Fîhâ (فِيهَا)
Diyanet İslam Ansiklopedisi, zarfiyet (içinde olma) bildiren "fî" harf-i cerri ile müennes (dişil) "hâ" (o) zamirinin birleşimidir. Zamir, bir önceki ayetlerde zikredilen cennete (el-Cenneti) işaret eder. Sunulan nimetlerin hayali veya uzak bir vaat olmadığını, bizzat o mekânın "tam içinde" bulunduğunu ve nimetin o ontolojik yurdun varoluşsal bir parçası olduğunu sözdizimsel olarak belirler.
Fâkihetun (فَاكِهَةٌ)
İbn Fâris, kelimenin kökünü "f-k-h" olarak tespit eder. Bu kökün temel, somut anlamının "neşelenmek, sevinç duymak, gülmek, insanın içini açan ferah şeyler yemek ve tatlı sohbet" olduğunu açıklar. İnsanın temel yaşamsal gıdalarından (ekmek, su gibi karın doyurmaya yönelik mecburi nesnelerden) ziyade; sadece haz almak, damak tadını okşamak ve keyiflenmek için yenilen her türlü tatlı, lezzetli meyveye ve çereze etimolojik olarak "fâkihe" denir.
Râgıb el-İsfahânî, "f-k-h" kökünü haz ve ihtiyaç felsefesi üzerinden tahlil eder. Râgıb'a göre dünyada insan yemek yemeye muhtaçtır; açlığını, biyolojik eksikliğini gidermek için yer (ta'm). Ancak cennette açlık veya bedensel bir tükenmişlik (muhtaçlık) yoktur. Bu yüzden Kur'an, cennet nimetini anlatırken karın doyuran temel gıdaları değil, sadece ruhsal ve bedensel bir şölen, lüks ve saf neşe kaynağı olan "fâkihetun" (meyveler/çeşitli hazlar) kelimesini kullanır. Kelimenin nekira (belirsiz/tenvinli) kullanılması, bu hazzın miktarının ve çeşidinin sınırsızlığını belirtir. Bu kelime, cennetteki tüketimin biyolojik bir zorunluluk değil, estetik bir ödül olduğunu gösterir.
Arthur Jeffery, The Foreign Vocabulary of the Qur'an adlı eserinde, "f-k-h" kökünün saf Arapça bir kökeni olmakla birlikte; kelimenin "eskatolojik (ahirete dair) ziyafet meyvesi" formundaki bu lirik kullanımının, Süryanice "pâkâha" (çiçek açmak, estetik olarak meyve vermek) kelimesiyle kültürel bir paralellik gösterdiğini ifade eder. Kur'an, o dönemin kurak çöl coğrafyasındaki insanın en büyük lüks ve estetik sembolü olan "meyveyi/bahçeyi", uhrevi mutluluğun ve ilahi ikramın evrensel tasviri olarak kodlar.
Ve (وَ)
Diyanet İslam Ansiklopedisi, atıf (bağlaç) harfidir. Önceden var edilen, hazır sunulan nesnel nimetler (meyveler) ile, insanın kendi anlık arzusuyla o mekânda sürekli şekillenecek olan dinamik nimetleri (istekleri) birbirine bağlayarak; cennetin hem statik (hazır kurulu) hem de interaktif (isteğe bağlı ve sınırsız) kusursuz donanımını sözdizimsel olarak eşitler.
Lehum (لَهُمْ)
Diyanet İslam Ansiklopedisi, tahsis bildiren "li" harf-i cerri ve "hum" (onlar) zamirinin ayet içinde peş peşe ikinci kez tekrar edilmesidir. Bu gramatikal tekrar, insanın yeryüzündeki en büyük eksikliği olan "istediğine anında sahip olamama veya imkânsızlık" acziyetini ortadan kaldıran o muazzam yetkinin, başka hiçbir aracıya, çabaya veya bedele gerek kalmadan "doğrudan ve sadece onlara" ait bir ayrıcalık olduğunu tekit (pekiştirme) sanatıyla vurgular.
Mâ (مَا)
Diyanet İslam Ansiklopedisi, Arap dilbilgisinde "ism-i mevsul" (o şey ki, her ne ki) olarak işlev görür. Kendisinden sonra gelen eylemi kapsayıcı, sınırları çizilmemiş devasa bir nesne formuna sokar. "Mâ" (şey) kelimesinin o sınırsız, tanımsız ve ucu açık gramatikal doğası, cennetteki ödüllerin belirli bir menüyle veya listeyle sınırlanmadığını; insan hayal gücünün, fantezisinin ve arzusunun uzanabileceği her türlü fıtri talebi (sonsuzluğu) içine alan sözdizimsel bir açık çektir.
Yedde'ûn (يَدَّعُونَ)
İbn Fâris, kelimenin kökenini "d-a-v" olarak belirler. Bu kökün temel, somut anlamının "bir kimseyi çağırmak, ona seslenmek, talep etmek, davet etmek, kendine doğru istemek ve iddia etmek" olduğunu açıklar. İnsanın yakarışına (dua), veya birini yemeğe çağırmasına (davet) da bu kökten isim verilir. Fiilin iftiâl babında (iddia/iddi'â formunda), muzari (geniş/şimdiki zaman) ve çoğul kalıbında (yedde'ûn / isterler, temenni ederler, davet edip çağırırlar) gelmesi; eylemin sıradan, çekingen bir yakarış değil, iradenin anında kuvveden fiile geçmesi, içten geçirilen o şeyin özgüvenle ve mutlak bir haklılıkla talep edilmesi demektir.
Râgıb el-İsfahânî, "d-a-v" kökünü irade ve temenni ekseninde değerlendirir. Râgıb'a göre bu kelime, "dünya" ile "ahiret" arasındaki o büyük ontolojik uçurumu ifade eder. İnsan dünyada da ister, çağırır, feryat eder; ancak dünyada her istenen gerçekleşmez, insanın karşısında katı sebep-sonuç yasaları ve imkânsızlıklar vardır. Cennetteki "yedde'ûn" fiili ise, arzu edilen nesne ile o arzuyu duyan zihin arasındaki tüm zamanı, meşakkati ve fiziksel engelleri sıfırlar. İnsan ruhu orada neyi dilerse, neyi çağırırsa (yedde'ûn), o şey ontolojik olarak anında, zahmetsizce önünde hazır olur.
Toshihiko Izutsu, kelimenin Kur'an'ın varoluşsal psikolojisindeki ağırlığını inceler. İnsan yeryüzünde daima "eksik" bir varlıktır; arzuları sınırsız, imkânları ise fânidir (sınırlıdır). Kur'an, cenneti anlatırken sadece "orada nehirler ve meyveler var" diyerek pasif ve maddi bir tablo çizmekle kalmaz; "onlar için ne dilerlerse, ne iddia ederlerse/çağırırlarsa vardır" (mâ yedde'ûn) diyerek insan iradesini evrendeki en mutlak tatmin noktasına taşır. Toshihiko Izutsu'ya göre bu eylem, insanın dünyevi fizik kurallarından tamamen kurtulup, arzusunun (iradesinin) bizzat nesneyi var eden, onu kendisine çağıran şaşmaz bir komuta dönüştüğünün semantik ilanıdır.
Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin ayetteki retorik ihtişamına dikkat çeker. "Yedde'ûn" kelimesi, dünyada kibrinden dolayı haksız yere boş laflar "iddia eden" kâfirin tavrıyla şekilsel bir kök benzerliği taşır. Kâfir dünyada haksızca iddia eder ama ahirette eli boştur; mümin ise dünyada sabreder, cennete girdiğinde ise mutlak bir haklılıkla, şımarıklıkla değil ama ilahi lütfun verdiği o muazzam özgüvenle aklından geçen nimetleri "çağırır/temenni edip ister" (yedde'ûn) ve anında karşılık bulur. Bu fiil, müminin yeryüzündeki o çileli ve kısıtlı serüveninden sonra, ilahi irade tarafından onun şahsi arzularına verilen felsefi ve ebedi bir onay (sınırsız özgürlük) makamıdır. Cennet, hayalin anında gerçeğe dönüştüğü (d-a-v) yerdir.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla