وَالْقَمَرَ قَدَّرْنَاهُ مَنَازِلَ حَتّٰى عَادَ كَالْعُرْجُونِ الْقَد۪يمِ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Yâsin Sûresi, 39. Ayet
Daralt
X
-
"Ay için de menziller belirledik; sonunda o, hurma salkımının (ağaçta kalan) yıllanmış sapı gibi olur."
Ay için de menziller belirledik. Yani artan, azalan ve orta düzeyde devam eden menziller. Aynı şekilde güneş için de artan, azalan ve eşit düzeyde olan menziller vardır. Ancak ayın menzilleri, bizzat ayın kendisinde değişim meydana getirmektedir; değişiyor, çoğalıyor, azalıyor ve eşit seviyede duruyor. Güneşin artması, azalması ve eşit kalması şeklindeki değişiklik ise, zamanlarda meydana gelen değişikliktir. Bizzat güneşin kendisinde hiçbir değişiklik, azalma ve çoğalma olmaz. En doğrusunu Allah bilir ya, bunun sebebi şudur: Cenâb- Hak vakitlerin, hesabın ve hac mevsiminin bilinmesini sağlasın diye ayı yarattığını belirtmekte ve meâlen şöyle buyurmaktadır: "Sana hilâlleri soruyorlar. De ki: Onlar insanlar ve hac için vakit ölçüleridir". Buna göre ayın doğması ve batması, gece ve gündüzün, her vaktin ve her saatin bilinmesini sağlamaktadır. Güneş ise daima aynı pozisyondadır; tutulma vakitleri dışında azalıp çoğalmamakta, değişime uğramamaktadır. Güneşin doğup batması da (her sene) aynı vakitte olmakta, kendi zamanının dışında doğup batmamaktadır; doğup batmasını bu ondan, o bundan almakta, bu onun içine ve o bunun içine girmektedir. Cenâb- Hak günlerde de bir değişim yaratmamıştır; en doğrusunu Allah bilir ya, bunun sebebi de, onları korumak insanlara zor gelmesin diyedir, yoksa sadece zamanı ve hesabı bilmek için yaratılmamıştır.
Sonunda o, hurma salkımının (ağaçta kalan) yıllanmış sapı gibi olur. Buradaki "urcûn (العرجون) kelimesi, hurma salkımının, üzüm sapına benzeyen sapıdır. Çoğulu aracin (العراجين) gelir. Hurma salkımının ağaçta kalan sapı olduğu da söylenmiştir. Yıllanmış, yani üzerinden bir yıl geçmiş ve tıpkı ayın doğarken ve batarkenki durumu gibi incelmiş ve kıvrılmıştır. Bazıları şöyle dedi: Cenâb-ı Hak burada ayı, hurma salkımı kesildikten sonra onun ağaçta kalan ve üzerinden bir yıl geçip kuruyan hurma sapına benzetti. Bunların ikisi de aynı şeydir.
Yorumu Yorumla
-
Ve'l-Kamera (وَالْقَمَرَ)
İbn Fâris, kelimenin kökenini "k-m-r" olarak belirler. Bu kökün temel, somut anlamının "beyazlık, aydınlık, şiddetli parlaklık ve suyun bolluğu" olduğunu açıklar. Geceyi aydınlatan gök cismine (Ay) "kamer" denmesinin etimolojik sebebi, onun zifiri karanlık içindeki o belirgin, göz alıcı beyazlığı ve saf parlaklığıdır. Aynı zamanda "kımar" (kumar) kelimesi de bir tarafın malının gidip diğerine geçmesi (değişkenlik) sebebiyle, Ay'ın evreleri gibi sürekli değişen bir şans oyunu olmasından dolayı bu kökten türetilmiştir.
Râgıb el-İsfahânî, "k-m-r" kökünü bilgi ve ışık felsefesi ekseninde "şems" (güneş) kavramıyla kıyaslayarak tahlil eder. Kur'an'da güneş için genellikle "sirâc" (kandil/kendi yanan ışık kaynağı) veya "ziya" denirken; Ay için "nûr" (yansıyan, aydınlatan pasif parlaklık) veya "kamer" denir. Ay, bizzat ateş saçan bir kaynak değil, gecenin karanlığında varlığın sınırlarını belirginleştiren (aydınlatan) ontolojik bir aynadır.
Toshihiko Izutsu, kelimenin Kur'an'ın kozmolojik sistemindeki düalist (ikili) yapısını inceler. Önceki ayetlerde toprağın "çiftleri" (el-ezvâc) anlatıldıktan sonra, gece ile gündüz zıtlığına geçilmiş; ardından bu zıtlık gök cisimlerine taşınarak "Güneş ve Ay" (Şems ve Kamer) ikilisiyle kozmik denge tamamlanmıştır. Ay'ın burada zikredilmesi, evrendeki hiçbir nesnenin tek başına kalmadığını, Yaratıcı (Tek) dışındaki her şeyin birbirini dengeleyen bir eşe/zıtta sahip olduğunu gösteren semantik bir kurgudur.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, cümlenin başındaki atıf (bağlaç) harfi olan vav'ın, "güneşin akışı" şeklindeki kudret delilini, "Ay'ın evreleri" şeklindeki ince kozmik hesaba sözdizimsel olarak bağladığını belirtir. Kelimenin nasb (üstün) harekesiyle "el-Kamera" şeklinde okunması, eylemin (takdirin) doğrudan Ay'ın bizzat kendisine yöneltildiğini gramatikal olarak sabitler.
Kaddernâhu (قَدَّرْنَاهُ)
İbn Fâris, kelimenin kökenini "k-d-r" olarak tespit eder. Bu kökün temel, somut anlamının "bir şeyin sonunu, sınırını, miktarını ölçüp biçmek, bir şeye güç yetirmek ve onu belli bir orana göre ayarlamak" olduğunu açıklar. Fiilin tef'il babında, mazi (geçmiş zaman) ve azamet çoğuluyla (kaddernâ / biz ölçüp biçtik, takdir ettik) gelmesi, eylemin rastgele bir doğa olayı değil, kusursuz bir matematikle, ince bir ayarla, şaşmaz bir hesapla "planlanıp projelendirilmesi" demektir. Sonundaki "hu" zamiri Ay'a döner.
Râgıb el-İsfahânî, "k-d-r" kökünü ilahi ilim ve irade felsefesi ekseninde inceler. Yaratmak (halk), varlığın temelini atmaktır; "takdîr" ise o varlığın hızını, yörüngesini, kütlesini ve şekil değişikliklerini (evrelerini) milimetrik olarak (hikmetle) sınırlandırmaktır. Bir önceki ayette Güneş için masdar formunda "takdîr" denirken, Ay için fiil formunda "kaddernâ" (Biz takdir ettik) denmesi, Kur'an'ın "Fail-i Muhtar" (yegâne karar verici) olan Allah'ın evrendeki anlık ve sürekli müdahalesini gramatikal bir çeşitlilikle vurgulamasıdır.
Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin retorik bağlamdaki gücünü değerlendirir. Müşrikler zamanın ve ayların akışını kör bir kader (Dehr) olarak algılarken; Kur'an, Ay'ın her gece değişen şeklinin bu "körlük" fikrini "k-d-r" köküyle (kaddernâ) yıktığını ilan eder. Ay'ın gökyüzündeki o muazzam görsel değişimi, ölçüyü koyan şuurlu ve mutlak bir İrade'nin (Allah'ın) varlığını zorunlu kılar.
Menâzile (مَنَازِلَ)
İbn Fâris, kelimenin kökünü "n-z-l" olarak belirler. Bu kökün temel, somut anlamının "yukarıdan aşağıya inmek, bir yere konaklamak, yerleşmek ve durmak" olduğunu açıklar. İsm-i mekân çoğul kalıbında gelen "menâzil" (menziller), yolcunun yolculuğu esnasında dinlenmek veya gecelemek için uğradığı her bir durağın, konaklama yerinin etimolojik adıdır.
Râgıb el-İsfahânî, "n-z-l" kökünü astronomik ve teolojik bir bağlamda tahlil eder. Kur'an, Ay'ın bir aylık yörüngesinde (yaklaşık 28 gün) her gece gökyüzünde bulunduğu konumu, adeta uzun bir yolculuğa çıkmış bir kervanın her gece bir handa "konaklamasına" (menzile inmesine) benzetmiştir. Bu kelime, Ay'ın uzaydaki hareketinin belirsiz bir sürükleniş değil, önceden inşa edilmiş, koordinatları belirlenmiş şaşmaz duraklardan oluşan ontolojik bir rota olduğunu gösterir.
Prof. Dr. Hidayet Aydar, kelimenin nüzul ortamındaki pratik ve sosyolojik işlevine dikkat çeker. Çöl ortamında yolunu, ibadet zamanını, ticari takvimini (hac, haram aylar) tamamen Ay'ın hareketlerine göre belirleyen bir toplum için "menâzil" kavramı hayati bir matematiktir. Kur'an, bedevinin bu takvim bilgisini alarak, onu evrendeki ilahi tasarımın şaşmaz işleyişini kanıtlayan teolojik bir delile dönüştürmüştür.
Hattâ (حَتَّىٰ)
Diyanet İslam Ansiklopedisi, Arap dilbilgisinde "hattâ" edatının gaye, sınır ve bitiş noktası (intihâ-i gaye) bildiren bir harf olduğunu belirtir. Ay'ın menzillerindeki (duraklarındaki) yolculuğunun rastgele bir noktada değil, son derece spesifik, planlanmış ve her ay tekrar eden nihai bir şekle "varıncaya kadar" devam ettiğini sözdizimsel olarak sınırlandıran bir zaman/durum köprüsüdür.
Âde (عَادَ)
İbn Fâris, kelimenin kökenini "a-v-d" olarak tespit eder. Bu kökün temel anlamının "bir şeye geri dönmek, eski haline rücu etmek, başlangıç noktasına yönelmek" olduğunu açıklar. Bayram günlerine "ıyd" denmesi de her yıl aynı sevincin/zamanın tekrar geri dönmesi sebebiyledir. Fiilin mazi (geçmiş zaman) kalıbında (âde / döndü) gelmesi, eylemin (Ay'ın küçülme sürecinin) kesin bir şekilde tamamlanıp asli (ilk) formuna ulaştığını etimolojik olarak ifade eder.
Râgıb el-İsfahânî, "a-v-d" kökünü kozmolojik döngüsellik felsefesi üzerinden inceler. "Âde" fiili, sıradan bir varış değil, bir çemberin kapanmasıdır. Dolunay (bedr) halinde en büyük hacmine ulaşan Ay, her bir menzilde küçülerek sonunda ilk yaratıldığı andaki o ince, kavisli ve zayıf (hilal) haline "geri döner" (âde). Bu eylem, evrendeki fâniliğin, yükselişin ve ardından kaçınılmaz bir şekilde asıla (zayıflığa) rücu edişin gökyüzündeki fiziksel tablosudur.
Ke'l-Urcûni (كَالْعُرْجُونِ)
İbn Fâris, kelimenin kökünü "u-r-c" (veya e-r-c) olarak belirler. Bu kökün temel, somut anlamının "eğrilmek, bükülmek, doğal veya sonradan oluşan bir kavis/eğim" olduğunu açıklar. Yürüme engelliye "a'rec" (topal), gökyüzüne doğru kavis çizerek yükselmeye "mi'rac" denmesi bu köktendir. İbn Fâris'e göre "urcûn", etimolojik olarak hurma ağacında salkımları taşıyan, meyveleri koparıldıktan sonra ağaçta kalıp zamanla kuruyarak kavisli bir yay (hilal) şeklini alan kurumuş dal parçasıdır. Kelimenin başındaki "kef" harfi (ke), Arapçada "gibi" anlamına gelen bir teşbih (benzetme) edatıdır.
El-Cevâlîkî, el-Mu'arreb adlı eserinde "urcûn" kelimesinin saf Arapça yapısını tartışarak, bu kelimenin Hicaz Araplarının tarımsal ve yerel kelime dağarcığına ait son derece spesifik bir terim olduğunu belirtir. Çölde hurma ağacı yetiştiren bir toplumun, her gün gördüğü o kurumuş meyve sapını evrenin kozmik bir olayına benzetmesi, dilin sosyolojik zeminini yansıtır.
Arthur Jeffery, The Foreign Vocabulary of the Qur'an adlı eserinde, "urcûn" kelimesinin saf Arapça (u-r-c) kökünden türetilebileceği gibi, bu spesifik tarımsal kelimenin Aramicedeki "'argôn" veya "'argôna" (hurma dalı) kelimesiyle fonetik ve anlamsal bir aynılık taşıdığına dikkat çeker. Kur'an, Ortadoğu coğrafyasındaki bu çok bilinen ortak tarımsal terimi alarak, uzaydaki o devasa gök cisminin evresini betimlemek için eşsiz bir görsel metafor olarak kullanmıştır.
Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin retorik ve pedagojik gücünü tahlil eder. Kur'an'ın muhatapları, bedevi veya Mekkeli tüccarlardır; onlar için astronomik terimler veya felsefi küre (yörünge) tasvirleri anlamsızdır. Kur'an, Ay'ın gökyüzündeki hilal evresinin (inceliğinin ve kavisinin) matematiksel geometrisini, doğrudan onların hayatlarındaki en somut, en sıradan nesneye (hurma salkımının kurumuş çöpüne - urcûn) benzeterek (teşbih ederek) anlatır. Bu, Yüce Tanrı'nın kelamını muhatabın algı seviyesine indirmesinin (tenzilinin) en estetik edebi örneklerinden biridir.
El-Kadîmi (الْقَدِيمِ)
İbn Fâris, kelimenin kökenini "k-d-m" olarak tespit eder. Bu kökün temel anlamının "zaman veya mekân olarak önde olmak, geçmişe ait olmak, eskimek, bir şeyin üzerinden uzun zaman geçmesi" olduğunu açıklar. "Fa'îl" (sıfat) kalıbında gelen "kadîm", etimolojik olarak yeniliğini, tazeliğini ve esnekliğini yitirmiş, zamanın yıpratıcı etkisiyle kurumuş ve sabitlenmiş olanı ifade eder.
Râgıb el-İsfahânî, "k-d-m" kökünü estetik ve fiziksel değişim bağlamında değerlendirir. "Urcûn" (hurma dalı) kelimesini niteleyen "el-kadîm" (eski/kurumuş) sıfatı, sıradan bir zaman bildiriminden ziyade görsel bir daraltmadır. Taze hurma dalı düz, yeşil ve kalındır; ancak "eski" (kadîm) hurma dalı güneşin altında suyunu kaybederek incelir, sapsarı bir renk alır ve yay gibi bükülür. Ay'ın hilal halindeki o incecik, sapsarı ve kavisli görünümü, "eski kurumuş hurma dalıyla" (urcûn-i kadîm) kusursuz bir optik ve felsefi paralellik kurar.
Dücane Cündioğlu, kelimenin felsefi hermenötik (yorum bilgisi) boyutunu, ayetin başındaki "kamer" (ışıldayan dolunay) tasviriyle zıtlık (tıbak) kurarak inceler. Gökyüzündeki o devasa, göz kamaştırıcı ve aydınlık küre (Kamer); ilahi takdirin (sünnetullahın) menzillerinden geçerek nihayetinde sararmış, incelmiş, kurumuş eski bir "odun parçasına" (urcûni'l-kadîm) benzetilmiştir. Bu benzetme, sadece astronomik bir ay evresi anlatımı değildir; insanın gençlikteki gücünden ve parlaklığından (dolunaydan), yaşlılıktaki o bükülmüş, kurumuş (kadîm) ve toprağa dönmeye yüz tutmuş acizliğine uzanan varoluşsal serüveninin gökyüzündeki sarsıcı edebi izdüşümüdür. Evrendeki her "kamer", bir gün mutlaka "eski bir dala" dönecektir.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla