Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Yâsin Sûresi, 2. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Yâsin Sûresi, 2. Ayet

    وَالْقُرْاٰنِ الْحَك۪يمِۙ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Velkur-âni-lhakîm(i)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      1. "Ya-sin."

      2. "Hikmet dolu Kur'ân'a andolsun ki,"

      3. "Sen kesinlikle gönderilmiş peygamberlerden birisin."

      Sûre Başlarındaki Hurûf-i Mukattaa

      Yâ-sîn. Hikmet dolu Kur'ân'a andolsun. Buradaki Yâ-Sîn kelimesi hakkında İbn Abbas'ın (r.a.) şöyle dediği rivayet edilmiştir: Ey insan, yani ey Muhammed! Cenâb-ı Hak, Hz. Muhammed adına yemin etmektedir: Ey Muhammed! Muhakkak ki bu Kur'an Allah tarafından indirilmiştir. Bu kelime Habeşçedir. Bazıları şöyle demiştir: O, Tay kabilesi dilinde bir kelimedir. Katâde ise şöyle söylemiştir: O, Allah'ın kendisiyle yemin ettiği Kur'ân'ın isimlerinden biridir: Sen kesinlikle gönderilmiş peygamberlerden birisin. Katâde devamla şöyle demiştir: Kur'ân'da geçen hicâ harfleri, Kur'ân'ın isimlerinden biridir. Bazıları da şöyle dedi: O harfler, sûrelerin başlangıç harfleridir. Bazıları da şunları söyledi: O, söze giriş harfleridir, Cenâb-ı Hak sözüne onunla başlamaktadır. Bazıları da, Rabb'in isimlerinden biridir, dedi. Muâz b. Cebel (r.a.) ve Kâb (r.a.) şöyle dediler: Yâ-sîn, Allahın kendisiyle yemin ettiği Kur'an'ın isimlerinden biridir: Ey Muhammed! Sen kesinlikle gönderilmiş peygamberlerden birisin. "Dosdoğru bir yolda yürümektesin". Buradaki Yâ-sîn lafzından sonra Hz. Peygamber'e (s.a.) hitap cümlesinin gelmesi, bu lafızdan maksadın o olduğuna delâlet eder. Çünkü sen kesinlikle gönderilmiş peygamberlerden birisin hitabı, ancak hitaptan önceki lafza ve o isme bağlı olursa doğru bir hitap olur. İkrime şöyle dedi: O, diğer hicà harfleri gibi sürelerin başlangıç harflerinden biridir. Bazıları da şöyle söyledi: O, Kur’ân’da, âyetlerde ve kitapta bu harflerin okunması sebebiyle Cenâb-ı Hakk'ın yemin ettiği hicâ harflerindir. Çünkü Araplar'ın âdetlerinden biri de şudur: Değeri büyük, hatırı yüce gördükleri her şeye yeminle başlamak.

      Şöyle bir soru sorulabilir: İnsanlar Kur'an'ın Allah'tan geldiğini inkâr ettikleri halde Cenâb-ı Hak nasıl Kur'ân üzerine yemin eder?

      Buna şöyle cevap verilir: Onlar inkâr etseler de, Kur'an'ı duyduktan sonra onun benzerini yapmaktan aciz kalmaları itibariyle değerinin büyük ve hatırının yüce olduğunu kabul ediyorlardı. Nitekim Cenâb-ı Hak şöyle buyurdu: “De ki: 'Bu Kur'ân'ın bir benzerini ortaya koymak için insanlar ve cin bir araya gelse..." İkincisi, Cenâb-ı Hak Kur'ân üzerine yemin etmektedir; onlar inkâr ediyor olsalar da Allah'ın Kur'ân üzerine yemin etmesi, kendilerini bunu sorgulamaya mecbur ediyordu. Çünkü onlar ancak değeri büyük ve hatırı yüce olan bir şey üzerine yemin ediyorlardı. Diyorlardı ki: Üzerine Rabb'imizin yemin ettiği bu Kur'an nedir? Görmez misin ki Cenâb-ı Hak şöyle buyuruyor: "(Bu kitap) izzeti büyük, rahmeti bol olan Allah tarafından indirilmiştir". Sanki onların sorusu üzerine, "(Bu kitap) izzeti büyük, rahmeti bol olan Allah tarafından indirilmiştir" meâlindeki âyet gelmiş gibidir. Yahut Kur'ân üzerine veya kendilerinde hatırı büyük olan diğer nesneler üzerine yemin etmekte, bu nesnelerin Rabb'i ve sahibi adına yemin niyetini içlerinde gizlemektedirler. Bu, o nesneler adına değil de hakikaten Allah adına yemin etmek doğru olur diyenlerin görüşlerine de uygun düşmektedir. Yemini içlerinde gizledikleri niyete değil de o nesnelere bağlı kılanların, bu yaptıklarının hükmü de söylediğimiz husustur.

      Âyetteki hakîm ifadesi, muhkem anlamına gelir; âyet-i kerîmede tavsif edildiği üzere "Asılsız bir şey ona ne önünden ne arkasından yaklaşabilir". Bazıları şöyle dedi: Kur'an helâl ve haram, våd ve vaîd konularında hiç ihtilaf bulunmayacak derecede muhkemdir, sağlamdır. Bazıları da şöyle dedi: O hakimdir (hikmet doludur), çünkü ona sarılan ve onu gereği gibi yaşayan hikmetli olur.

      Sen kesinlikle gönderilmiş peygamberlerden birisin. Cenab-ı Hak burada, ikisi de aynı mânaya gelmesine rağmen, sen peygambersin dememektedir. Allah, "sen peygambersin" sözünde bulunmayan bir şeyi ilave ederek, sen kesinlikle gönderilmiş peygamberlerden birisin buyuruyor, yani sen daha önce insanların kendilerine iman ve tasdik ettikleri peygamberlerden birisin.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Ve (وَ)

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, Arapçada bir bağlaç (atıf harfi) olmasının yanı sıra yemin (kasem) edatı olarak kullanımına dikkat çeker. Yâsîn suresinin ikinci ayetinde geçen bu harf, doğrudan "Kur'an'a yemin olsun ki" anlamını veren ontolojik bir tasdik işlevi görür. Etimolojik bir kökenden ziyade yapısal bir edat (harf) olduğu için, kelimenin anlamı bütünüyle sözdizimsel bağlamına dayanır.

        El-Kur'ân (الْقُرْآنِ)

        İbn Fâris, kelimenin kökünü "k-r-e" olarak belirler. Bu kökün temel anlamının "toplamak, bir araya getirmek" (cem') olduğunu ifade eder. İbn Fâris'e göre Kur'an kelimesi, sureleri, ayetleri, kıssaları ve ilahi hükümleri kendi içinde toplayıp bir araya getirdiği için bu kökten türetilmiş etimolojik bir sıfattır.

        Râgıb el-İsfahânî, "k-r-e" kökünün sadece sıradan bir toplama eylemi olmadığını, harflerin ve kelimelerin anlamlı bir şekilde birbirine eklenerek okunması manasına geldiğini vurgular. Râgıb el-İsfahânî'ye göre her toplanan şey Kur'an değildir; o, okunmak üzere harflerin bir araya getirildiği ilahi bir kelam olduğu için bu kökten türemiş masdar bir isimdir.

        Celaleddin el-Suyuti, İmam Şâfiî'nin kelimenin herhangi bir kökten (özellikle de k-r-e kökünden) türemediği, başından beri Allah'ın kelamına verilmiş özel, türememiş (camid) bir isim olduğu yönündeki görüşünü aktarır. Ancak Celaleddin el-Suyuti, aynı zamanda kelimenin "k-r-n" (yakınlaşmak, birleşmek) kökünden gelebileceği yönündeki erken dönem dilbilimsel tartışmalara da yer vererek, ayetlerin birbirine yakınlığına (karine) dayalı bir etimolojik ihtimali sunar.

        Arthur Jeffery, klasik Arapça kök teorilerine karşı çıkar. Etimolojik olarak kelimenin Süryanice "okuma parçası" veya "ayinlerde okunan kutsal metin" anlamına gelen "keryana" kelimesinden Arapçaya geçtiğini savunur. Arthur Jeffery, geç antik çağda Hıristiyan ve Yahudi toplulukların kutsal metin okuma pratiklerindeki bu terimin, Kur'an nüzulüyle birlikte İslami literatüre uyarlandığını iddia eder.

        Christoph Luxenberg, Süryani-Arami köken tezini daha radikal bir okumaya tabi tutar. Christoph Luxenberg'e göre kelime, baştan beri bir kitap isminden ziyade, Hıristiyan Süryani litürjisindeki (ayin düzeni) "keryana" kelimesinin doğrudan bir uzantısıdır. Bu etimolojik köken, metnin orijinal formunda bir vaaz veya ayin okuması olarak tasarlandığı tezine dayanak yapılır.

        Theodor Nöldeke, kelimenin Arapça "k-r-e" köküyle organik bağını reddetmez ancak bu kullanımın formasyonunda Süryanice "keryana" kelimesinin doğrudan etkisini kabul eder. Theodor Nöldeke'ye göre kelime hem Arapça kök sistemine uymakta hem de yabancı bir dini terminolojinin anlamsal yükünü taşımaktadır.

        Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın etimolojisini semantik bir dönüşüm tarihi olarak inceler. İslam öncesi Arap toplumunda "okumak" anlamında belirgin bir kutsal metin algısı olmadığını, Kur'an kelimesinin nüzul süreciyle birlikte "k-r-e" kökünün sıradan bir seslendirme eyleminden, ilahi bir hitabın aktarılması şeklinde yepyeni, dini ve kavramsal bir boyuta evrildiğini analiz eder.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, hem klasik Arap dilcilerinin türeme teorilerini (k-r-e veya k-r-n kökü) hem de batılı filologların Süryanice "keryana" kökenli alıntı iddialarını bir arada sunar. Ansiklopedi, kelimenin Arapça köklerinden türetilmiş masdar bir isim olduğu görüşünü ağırlıklı olarak benimsemekle birlikte, diller arası etkileşim ihtimalini reddetmeyen karşılaştırmalı bir tahlil ortaya koyar.

        Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin tarihsel bağlamını tartışarak, içsel Arapça türeme tezine (k-r-e köküne) ağırlık verir. Ancak Kur'an kelimesinin, kendinden önceki vahiylerin işlevsel bir devamı niteliğinde okunan/tilavet edilen bir metin olma özelliği taşıdığını ve bu yönüyle geçmiş kutsal kitap isimlendirmeleriyle fonksiyonel bir bağ kurduğunu belirtir.

        El-Hakîm (الْحَكِيمِ)

        İbn Fâris, kelimenin kökenini "h-k-m" olarak tespit eder. Bu kökün temel, somut anlamının "engellemek, mani olmak, alıkoymak" olduğunu belirtir. Atın ağzına takılan ve onu kontrol eden gemin (hakeme) aynı kökten gelmesine dayanarak, "hakîm" (hikmet sahibi) kelimesinin etimolojik olarak kişiyi veya nesneyi bozulmaktan, yanlıştan ve cehaletten "engelleyen, koruyan" anlamına geldiğini açıklar. Kur'an'ın "hakîm" olması, onun batıldan korunmuş ve insanları yanlıştan alıkoyan bir yapıda olmasıyla ilişkilendirilir.

        Râgıb el-İsfahânî, "h-k-m" kökünü bilgi ve eylem bütünlüğü üzerinden ele alır. Ona göre hikmet, eşyanın hakikatini bilmek ve ona uygun davranmaktır. Kur'an'ın "hakîm" olarak nitelendirilmesini iki farklı etimolojik ve anlamsal boyutta değerlendirir: Birincisi, Kur'an'ın bizzat hikmet içerikli ve akıl sahibi gibi yol gösterici olması; ikincisi ise kelimenin ism-i mef'ul (muhkem kılınmış) anlamında kullanılarak, ayetlerinin tahriften, çelişkiden ve bozulmaktan sağlam bir şekilde korunmuş olmasıdır.

        Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın semantik dünyasında "h-k-m" kökünün geçirdiği kavramsal devrimi inceler. Cahiliye döneminde kabile toplumunun bedevi düzensizliğini ve taşkınlığını (cehl) dengeleyen ahlaki bir olgunluk (hilm) varken, Kur'an bu kökü ilahi, mutlak bir yasakoyucu (hüküm) ve evrensel bir akıl/düzen (hikmet) boyutuna taşır. Toshihiko Izutsu'ya göre Kur'an'ın "hakîm" olması, ilahi iradenin sarsılmaz mantığını ve ahlaki kesinliğini ifade eder.

        Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin geleneksel tefsirlerdeki yorumunu retorik bağlamda analiz eder. Kur'an'ın "Hakîm" sıfatının, sadece soyut bir hikmet felsefesi içermesinden ziyade, nüzul ortamındaki Arap muhatapların dünyasında "sözü sağlam, çelişkisiz, tutarlı ve amacına uygun söylemek" şeklindeki güçlü edebi ve iletişimsel kökene dayandığını vurgular.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, kelimenin "h-k-m" kökünden türeyen "faiyl" vezninde bir sıfat olduğunu belirtir. Etimolojik kökenindeki "sağlamlaştırmak ve engellemek" anlamlarından yola çıkarak, "Hakîm" ifadesinin hem "hikmet dolu, akli ve ahlaki derinliği olan" hem de "içinde hiçbir batılın, tutarsızlığın veya neshin sızamayacağı kadar muhkem (sağlam) kılınmış" kitap anlamına geldiğini sentezleyerek aktarır.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X