Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Yusuf Sûresi, 111. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Yusuf Sûresi, 111. Ayet

    لَقَدْ كَانَ ف۪ي قَصَصِهِمْ عِبْرَةٌ لِاُو۬لِي الْاَلْبَابِۜ مَا كَانَ حَد۪يثاً يُفْتَرٰى وَلٰكِنْ تَصْد۪يقَ الَّذ۪ي بَيْنَ يَدَيْهِ وَتَفْص۪يلَ كُلِّ شَيْءٍ وَهُدًى وَرَحْمَةً لِقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Lekad kâne fî kasasihim ‘ibratun li-ulî-l-elbâb(i)(k) mâ kâne hadîśen yufterâ velâkin tasdîka-lleżî beyne yedeyhi vetefsîle kulli şey-in vehuden verahmeten likavmin yu/minûn(e)

    Yorum

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      Andolsun onların kıssalarında akıl sahipleri için ibretler vardır. Kuran, uydurulabilecek bir söz değildir; fakat o, kendinden öncekiler için onay, her şey için detaylı açıklama, iman eden toplum için bir rahmet ve bir hidayettir.

      Andolsun onların kıssalarında akıl sahipleri için ibretler vardır. Burada işaret edilen onların kıssaları ile, Hz. Yûsuf ve kardeşlerinin kıssası kastedilmektedir, işte o kıssada akıl sahipleri için ibretler vardır. Peygamberlerin ve bütün geçmiş ümmetlerin kıssalarında akıl sahipleri için ibretler vardır, anlamına gelmesi de muhtemeldir. İbret almak, ancak akıl sahipleri için, aklını kullanan ve ondan faydalananlar için söz konusudur.

      Uydurulabilecek bir söz değildir. Bu ilahi kelamın, Muhammed aleyhisselamın söylediği sözler, anlattığı kıssalar, peygamberlere ve geçmiş ümmetlere dair verdiği haberler uydurulabilecek bir söz değildir, aksine hiç kimseden öğrenmeden ve hiç kitap okumadan geçmiş kitaplardan haber vermektedir anlamına gelmesi muhtemeldir. Bu Kur'an, uydurulabilmesi mümkün olan bir söz değildir anlamına da gelebilir. Fakat o, kendinden öncekiler için onaydır, yani Resûlullah'a (s.a.) indirilen vahiyler, daha önceki kitapları tasdik edicidir. Ve her şey için detaylı açıklamadır, yani insanların ihtiyaç duyduğu her konuyu açıklayan kitaptır. Bir hidayettir, doğru yolu bulmak isteyenler için dalaletten kurtaran bir hidayet kitabıdır. Ve müminler için bir rahmettir.

      Hz. Yûsuf ve kardeşlerinin kıssasının Resûlullah'a (s.a.) söylenmesi, Kureyş'in eziyetlerine karşı sabırlı olmaya işaret etmektedir. Yani şunu söylüyor: Yûsuf'un kardeşleri aynı dine bağlı olmalarına, aynı soya mensup ve kardeş olmalarına rağmen, yine de Yûsuf'a yapacakları hileyi yaptılar, onu tuzağa düşürdüler. Senin kavminin senden farklı bir dine bağlı olduklarına göre, onların eziyetlerine karşı sabırlı olman daha çok yakışır. En doğrusunu Allah bilir.

      Yorum

      • Etimolog
        • 2025
        • 4414

        #4
        Lekad (لَقَدْ)

        İbn Fâris, "lâm" ve "kad" edatlarının birleşimi olan bu yapının, haberin kesinliğini (tahkik) ve mutlak vukuunu ifade ettiğini belirtir. "Lâm" harfinin te'kid (vurgu) mahiyetinde olduğunu ve anlatılan Yusuf kıssasının tarihsel gerçekliğine dair bir yemin gücü taşıdığını ifade eder.

        Kasasihim (قَصَصِهِمْ)

        İbn Fâris, kelimenin kökünün k-s-s olduğunu ve "bir şeyi kesmek, bir şeyin izini sürmek" anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "kasas" kavramının bir haberi, o haberin geçtiği yolları ve izleri adım adım takip ederek aslına uygun şekilde anlatmak olduğunu ifade eder. Toshihiko Izutsu, bu kelimeyi "Kuran'ın Anlatı Felsefesi" içinde analiz ederek; Yusuf kıssasının geçmişte kalmış donuk bir bilgi değil, bugünün insanına hakikatin izini sürdüren "dinamik bir hatıra" olduğunu belirtir. Angelika Neuwirth, "kasas" teriminin anlatıyı kutsal bir tarih çerçevesine oturtan meta-dilsel bir işlev gördüğünü vurgular. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, buradaki vurgunun, efsanevi ve kurgusal hikayelerin aksine, yaşanmış ve ders çıkarılması gereken "pedagojik bir gerçeklik" olduğunu ifade eder.

        İbretun (عِبْرَةٌ)

        İbn Fâris, kökü a-b-r olan bu kelimenin temel anlamının "bir taraftan diğerine geçmek, suyu aşmak" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "ibret"in görünen dünyadan (zahir) görünmeyen manaya (batın) veya tikel bir olaydan tümel bir kurala "zihinsel bir geçiş" yapmak olduğunu ifade eder. Toshihiko Izutsu, kelimeyi "Epistemolojik Köprü" olarak analiz eder; Yusuf’un hayatındaki her olay, onu izleyen "lübb" (saf akıl) sahipleri için ilahi yasaya ulaşan bir geçittir. Prof. Dr. Sadık Kılıç, ibretin olayların dış kabuğunu yarıp özündeki hikmete (mana) ulaşma eylemi olduğunu belirtir.

        Li ûli'l-elbâb (لِأُولِي الْأَلْبَابِ)

        İbn Fâris, l-b-b kökünün "bir şeyin en halis özü, kalbi ve çekirdeği" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "lübb" kavramının her türlü vehim, ön yargı ve arzulardan arınmış "saf ve kamil akıl" olduğunu ifade eder. Toshihiko Izutsu, bu terimi "Derin Kavrayış Yetisi" olarak analiz eder. Yusuf kıssasındaki ibretin ancak olayların kabuğuna takılmayıp, hakikatin çekirdeğine (lübb) ulaşabilen seçkin bir zihin yapısı tarafından anlaşılabileceğini belirtir. Prof. Dr. Hidayet Aydar, bu ifadenin Kuran'ın hitap ettiği nitelikli akıl seviyesini temsil ettiğini vurgular.

        Hadîsen (حَدِيثًا)

        İbn Fâris, h-d-s kökünün "yeni bir şeyin oluşması ve ortaya çıkması" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "hadis"in her türlü sözü ve anlatıyı kapsadığını ancak bu ayette özellikle "sonradan uydurulmuş söz" (kurgu/efsane) bağlamında zikredildiğini ifade eder. Arthur Jeffery, kelimenin Sami dillerindeki kökenlerini analiz ederek bunun "anlatı birimi" olarak teknik bir terim olduğunu belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, Kuran'ın kendisini "uydurulmuş bir hadis" olmaktan tenzih ederek, beşerî kurguların ötesindeki mutlak hakikati temsil ettiğini vurguladığını analiz eder.

        Yufterâ (يُفْتَرَىٰ)

        İbn Fâris, f-r-y kökünün "kesmek ve deri yüzmek" anlamlarından yola çıkarak "yalan uydurmak ve iftira etmek" anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "iftira" kavramının gerçekliği olmayan bir şeyi kasti olarak kurgulayıp hakikate yamamak (fabrication) olduğunu ifade eder. Toshihiko Izutsu, bu fiili "Hakikatin Kasti Bozulması" olarak analiz eder; Kuran kendi anlatısının dışarıdan monte edilmiş bir efsane olmadığını bu kelimeyle tescil eder.

        Tasdîka (تَصْدِيقَ)

        İbn Fâris, s-d-k kökünün "güç, sağlamlık ve gerçeğe mutabakat" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "tasdik" eyleminin bir haberin doğruluğunu onaylamak ve onunla özdeşleşmek olduğunu ifade eder. Gabriel Said Reynolds, bu kelimeyi Kuran'ın kendinden önceki kutsal metinlerle olan "doğrulayıcı ilişkisi" üzerinden analiz eder. Prof. Dr. Hidayet Aydar, Kuran'ın vahiyler arasındaki sürekliliği ve tevhid zincirinin değişmez karakterini mühürleyen evrensel bir "mizan" olduğunu vurgular.

        Tafsîle (تَفْصِيلَ)

        İbn Fâris, f-s-l kökünün "iki şeyi birbirinden ayırmak ve araya mesafe koymak" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "tafsil" eyleminin karmaşık olan bir konuyu parçalarına ayırarak, her birini kendi yerinde açıkça ortaya koymak (detailed explanation) olduğunu ifade eder. Toshihiko Izutsu, bu kavramı "Vahyin Analitik Netliği" olarak analiz eder; Kuran her meseleyi (külli şey) bir karışıklığa yer bırakmadan "açıklığa kavuşturma" gücüne sahiptir.

        Huden (هُدًى) ve Rahmeten (رَحْمَةً)

        İbn Fâris, h-d-y ve r-h-m köklerinin "doğru yolu göstermek" ve "şefkatle korumak" anlamlarını taşıdığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "Hidayet"in hedefe götüren rehberlik, "Rahmet"in ise bu rehberliğin kulda yarattığı "ilahi esenlik ve lütuf" olduğunu ifade eder. Toshihiko Izutsu, bu iki kelimenin birlikteliğini analiz ederek; Kuran'ın hem akli bir aydınlanma (hidayet) hem de varoluşsal bir huzur (rahmet) kaynağı olduğunu belirtir. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), Yusuf suresinin bu iki kavramla bitmesini, çekilen tüm çilelerin (kuyu, hapis, hasret) nihai ilahi maksada hizmet ettiğinin kanıtı olarak görür.

        Yu'minûn (يُؤْمِنُونَ)

        İbn Fâris, e-m-n kökünün "güven, huzur ve korkunun gitmesi" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "iman"ın ilahi bilgiyi kalp huzuruyla onaylayıp nefsini emniyete sokmak olduğunu ifade eder. Toshihiko Izutsu, "Kavmin yu'minûn" (İman eden bir topluluk için) ifadesini analiz ederek; vahiyle gelen hidayet ve rahmetin bir "potansiyel" olduğunu, ancak bu potansiyelin ancak "iman/güven" (act of surrender) zemininde "aktif bir gerçekliğe" dönüşeceğini vurgular. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, ayetin bu şekilde bitmesinin, vahyedilen hakikatlerin ancak ön yargısız ve teslimiyet odaklı bir bilinç tarafından algılanabileceğini gösterdiğini belirtir.

        Yorum

        İşleniyor...
        X