وَمَٓا اَكْثَرُ النَّاسِ وَلَوْ حَرَصْتَ بِمُؤْمِن۪ينَ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Yusuf Sûresi, 103. Ayet
Daralt
X
-
Sen ne kadar inanmalarını istesen de insanların çoğu inanmazlar.
Yani, ey Muhammed! Sen insanların mümin olmalarını ne kadar büyük bir arzu ile istesen de onların çoğu mümin olmaz. Nitekim başka bir ayette de şöyle buyurur: "Kuşkusuz sen istediğini hidayete erdiremezsin. Ama Allah dilediğini hidayete erdirir". Hz. Peygamber'in (s.a.) yaratılanlara karşı şefkati ve merhameti ve onların iman etmeleri için duyduğu arzu o boyuta ulaşmıştı ki, neredeyse bu uğurda kendisini helak edecekti. Nitekim Cenab-ı Hak, "Neredeyse kendini helak edeceksin!" demektedir. Başka bir ayette de şunu söylemektedir: "Onlar için üzülerek kendini helak etme". "Onların yüzünden üzülme". Resûlullah'ın (s.a.), insanların iman etmelerine duyduğu arzu işte bu boyuta ulaşmıştı, Cenab-ı Hak da bu ayetlerle onun yükünü hafifletmektedir. Bazı müfessirler şöyle dedi: İnsanların çoğu, yani Mekke ehli, sen ne kadar inanmalarını istesen de inanmazlar. Onlar gerçekten böyle idiler ve ekserisi mümin değildi. Ayetteki hitabın Mekkelilere veya başkalarına yapılmış olması farketmez, hepsinin durumu aynıdır.
Yorumu Yorumla
-
Ekseru (أَكْثَرُ)
Kelimenin kökü k-s-r şeklindedir. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "çoğalmak, bir şeyin sayısının veya miktarının artması" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "kesret" (çokluk) kavramının sayısal bir üstünlüğü ifade ettiğini ve Kur'an'da genellikle "kıllet" (azlık) karşıtı olarak kullanıldığını belirtir. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın değerler sisteminde "ekser" (çoğunluk) kelimesinin genellikle olumsuz bir bağlamda yer aldığını analiz eder. Ona göre Kur'an semantiğinde "çoğunluk", çoğu zaman hakikatten uzak kalan, düşünmeyen ve hidayete direnen kitleyi niteleyen sosyolojik bir kategoridir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu ayetteki "ekser" vurgusunun, Hz. Peygamber’in tebliğ çabalarına rağmen insanların büyük bir kısmının statükodan ve inkârdan vazgeçmeyeceğine dair bir gerçeklik tespiti olduğunu ifade eder.
En-Nâsi (النَّاسِ)
Kelimenin kökü e-n-s veya n-v-s şeklindedir. İbn Fâris, n-v-s köküne dayanarak temel anlamın "hareket etmek, kımıldamak" olduğunu belirtir; insanların sürekli hareket halinde olmaları nedeniyle bu ismi aldıklarını kaydeder. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin e-n-s kökünden gelerek "ünsiyet kurmak, alışmak, yabani olmamak" anlamına geldiğini, insanın sosyal bir varlık olarak başkalarıyla kurduğu ünsiyete dikkat çektiğini savunur. Arthur Jeffery, kelimenin Sami dillerindeki (İbranice "enôsh", Süryanice "nâshâ") köklerini analiz ederek, bunun "insanlık/beşeriyet" anlamında kadim bir terim olduğunu belirtir. Toshihiko Izutsu, "en-nâs" kelimesinin bu bağlamda "kolektif insan iradesini" ve toplumsal eğilimleri temsil ettiğini analiz eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, kelimenin burada ferdiyetten ziyade, birbirine eklemlenmiş ve çoğunluk psikolojisiyle hareket eden insan yığınlarını ifade ettiğini belirtir.
Harasta (حَرَصْتَ)
Kelimenin kökü h-r-s şeklindedir. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "şiddetli arzu, bir şeyi aşırı derecede istemek ve bir şeye hırsla bağlanmak" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "hırs" kavramının insanın bir şeyi elde etmek için gösterdiği aşırı tutku olduğunu, bazen bu duygunun kişiye acı verecek seviyeye ulaştığını ifade eder. Toshihiko Izutsu, bu fiili Hz. Peygamber’in "tebliğ psikolojisi" üzerinden analiz eder. "Harasta" (hırs göstersen/aşırı istesen) ifadesi, peygamberin insanların hidayete ermesi için duyduğu o derin ve yakıcı şefkati, adeta kendini paralarcasına gösterdiği tebliğ arzusunu simgeler. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), bu kelimenin peygamberin iç dünyasındaki o bitmek bilmeyen "rehberlik hırsını" ve insanların inkârı karşısında hissettiği duygusal gerilimi en veciz şekilde yansıttığını analiz eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, buradaki "hırs"ın dünyevi bir tamah değil, ahlaki bir kaygı ve kurtarma istenci olduğunu vurgular.
Bi-Mu'minîn (بِمُؤْمِنِينَ)
Kelimenin kökü e-m-n şeklindedir. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "güven, huzur, korkunun gitmesi ve eminlik" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "iman" kavramının kalbin sükunete ermesi, Allah'tan gelen bilgiyi güvenle tasdik etmek ve nefsini ilahi bir dokunulmazlık alanına sokmak olduğunu ifade eder. Toshihiko Izutsu, "mümin" sıfatını Kur'an'ın merkezi dinî terimi olarak analiz eder; bu, sadece zihinsel bir kabul değil, tüm varlığıyla Allah'ın otoritesine güven duyma halidir. Gabriel Said Reynolds, "bi-mu'minîn" ifadesindeki "be" harfinin olumsuzluğu pekiştirdiğine ve insanların çoğunluğunun bu "iman/güven" dairesine girmekteki dirençlerine dikkat çeker. Prof. Dr. Hidayet Aydar, ayetin bu şekilde bitmesini; hidayetin sadece tebliğcinin "hırsı" (arzusu) ile değil, muhatabın özgür iradesi ve Allah'ın dilemesiyle gerçekleşen ontolojik bir sonuç olduğunu vurguladığını analiz eder.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla