وَلَمَّا فَصَلَتِ الْع۪يرُ قَالَ اَبُوهُمْ اِنّ۪ي لَاَجِدُ ر۪يحَ يُوسُفَ لَوْلَٓا اَنْ تُفَنِّدُونِ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Yusuf Sûresi, 94. Ayet
Daralt
X
-
Kafile Mısır'dan ayrılınca babaları, Eğer bana bunamış demezseniz, inanın ben Yûsuf'un kokusunu alıyorum! dedi.
Kafile Mısır'dan ayrılınca; denildi ki: "Fesale" (فَصَلَ) kelimesi, çıktı manasına gelir; yani Mısır’dan çıkınca demektir; "fesale" (فَصَلَ) ve "infesale" (انْفَصَلَ) aynı manada kullanılır. Babaları, ben Yûsuf'un kokusunu alıyorum, dedi. Müfessirler dedi ki: Araları, yani Mısır'la Hz. Yakub'un yaşadığı Kenan arası seksen fersahtı. Kufe ile Basra arası kadar olduğu ve aralarında on günlük bir yürüme mesafesi bulunduğu söylenmiştir. Aralarındaki mesafenin ne kadar olduğunu bilmeye ihtiyacımız yoktur, yalnız günlerce sürecek bir yolculuk yapmak gerektiğini biliyoruz. Sonra Hz. Yakup o mesafeden Yûsuf’un kokusunu alıyor, ama yanında bulunanlardan hiçbiri o kokuyu duymuyor. İşte Hz. Yakub'un o mesafeden oğlunun kokusunu alması ve yanındakilerin bu kokuyu duymamaları da Allahın mucizelerinden biridir. Bu olay aynı zamanda onun gelmesiyle duyulan sevinci ve müjdeyi de gösteriyordu. Bazı müfessirler dediler ki: O gömlek, cennet giysilerindendi, Allah onu Hz. İbrahim'e giydirmişti. Hz. İbrahim de Hz. İshak'a, Hz. İshak Hz. Yakub'a ve Hz. Yakup da Hz. Yûsuf'a giydirmişti. Bundan dolayı üzerinde onun kokusu vardı, çünkü o cennet giysilerindendi. Eğer bu söz doğru ise, o zaman kokuyu Hz. Yakup duyduğu halde diğerlerinin duymamasının nedenini de gösterir. Hz. Yakup, kafile Mısır'dan ayrılmadan önce, gömleğin Hz. Yûsuf'ta olduğu sırada o kokuyu duymamıştı. Müfessirlerin söylediklerinin doğru olması muhtemeldir yahut gömleğin kendi gömleklerinden biri olması ihtimali de vardır. En doğrusunu Allah bilir.
Eğer bana bunamış demezseniz. Buradaki "tufennidûn" (تُفَنِّدُونِ) kelimesine, üzüntüden aklını kaybetmek, bunamak, yalan söylemek, zafa düşmek, aciz kalmak, cahillik etmek, akılsızlık etmek ve ahmaklık yapmak gibi anlamlar verilmiştir. Aklını kaybetmişsin demezseniz, anlamı da verilmiştir. Bu kelime insanlar arasında ihtiyarlığı had safhaya varmış anlamında kullanılır. Nitekim Cenab-ı Hak şöyle buyurdu: "Kiminiz ömrün en düşkün çağına eriştirilir". Olmasaydı anlamına gelen "lev lâ" (لَوْلَا) kelimesi cümlenin başında kullanılanda, olumsuzluk ifade eder, yani bana bunamış demeyin, demektir. Haber cümlesinde kullanılınca da olumsuzluk ifade eder. Mesela Cenab-ı Hak şöyle buyurdu: "Keşke (o helak edilen beldelerden) bir belde halkı iman edip de imanı kendisine yarar sağlasaydı!". Yani imanları onlara fayda sağlamadı.
Yorumu Yorumla
-
Fasalet (فَصَلَتِ)
Kelimenin kökü f-s-l şeklindedir. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "bir şeyi diğerinden ayırmak ve araya mesafe koymak" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "fasl" eyleminin iki şey arasındaki bitişikliğin sona ermesi olduğunu ifade eder. Toshihiko Izutsu, bu fiili kervanın Mısır'dan ayrıldığı o "fiziksel kopuş" anını niteleyen mekânsal bir terim olarak analiz eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu kelimenin sadece bir yolculuk başlangıcını değil, aynı zamanda müjdenin (gömleğin) Mısır sınırlarından çıkıp Kenan diyarına doğru yola çıkışındaki "hukuki ve coğrafi ayrımı" temsil ettiğini belirtir.
El-İru (الْعِيْرُ)
Kelimenin kökü a-y-r şeklindedir. İbn Fâris, bu kökün "hareket etmek ve gitmek" anlamıyla bağlantılı olarak, özellikle üzerinde yük taşıyan kervan veya kervan hayvanları için kullanıldığını belirtir. Arthur Jeffery, kelimenin Aramice "ayrâ" (yük hayvanı) kökeninden geldiğini ve kadim Yakındoğu ticaret terminolojisine ait olduğunu savunur. Toshihiko Izutsu, kervanı (îr) bir "haber taşıyıcı" (communication vehicle) olarak analiz eder; îr, iki farklı coğrafya ve iki farklı zaman dilimi (Yusuf'un şimdiki zamanı ve Yakup'un geçmiş zamanı) arasında bir köprü vazifesi görmektedir.
Ebûhum (أَبُوهُمْ)
Kelimenin kökü e-b-v şeklindedir. İbn Fâris, bu kökün "asıl, besleyen ve terbiye eden" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "eb" (baba) kavramının bir varlığın hem biyolojik sebebi hem de onun üzerinde otorite sahibi olan koruyucusu olduğunu ifade eder. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), zamirin (hum - onların) babaya eklenmesini, kardeşlerin onca hatasına rağmen Yakup'un hala o "babalık/otorite" merkezinde durduğunu gösteren hiyerarşik bir vurgu olarak analiz eder.
Ecidu (أَجِدُ)
Kelimenin kökü v-c-d şeklindedir. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "bir şeye ulaşmak, onu elde etmek ve duyularla kavramak" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "vücûd" kavramının sadece dışsal bir bulma değil, aynı zamanda kalbi ve zihni bir "idrak" (perceiving) olduğunu ifade eder. Toshihiko Izutsu, bu fiili "fenomenolojik bir buluş" olarak analiz eder. Yakup, Yusuf'un kokusunu rasyonel bir bilgiyle değil, tüm benliğini kuşatan bir "hissediş" (ecidu) ile bulmaktadır. Prof. Dr. Sadık Kılıç, "ecidu" fiilinin burada zaman ve mekan sınırlarını aşan bir "kalbi keşif" olduğunu belirtir.
Rîha (رِيحَ)
Kelimenin kökü r-v-h şeklindedir. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "esinti, koku ve nefes" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "rîh" (rüzgar/koku) kelimesinin bir şeyin özünü (ruhunu) taşıyan ve onu çevreye yayan latif bir unsur olduğunu ifade eder. Arthur Jeffery, kelimenin "ruh" ile olan etimolojik bağlarına ve can verici etkisine dikkat çeker. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), Yakup'un "Yusuf'un kokusunu alıyorum" (innî le ecidu rîha Yûsuf) demesini, fiziksel kokunun ötesinde, sevilenin "metafizik varlığının" (presence) rüzgarla taşınan bir tecellisi olarak analiz eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu kokunun Yakup'un ferasetiyle birleşerek bir "yakîn/kesinlik" bilgisine dönüştüğünü vurgular.
Yûsufa (يُوسُفَ)
El-Cevâlîkî, bu ismin İbranice kökenli olup Arapçaya geçtiğini (muarreb) belirtir. Arthur Jeffery, ismin İbranice "Yosef" (Artırsın) kökünden geldiğini ve Yakındoğu geleneklerinde "bereket ve artış" ile özdeşleştiğini ifade eder. Toshihiko Izutsu, kıssanın bu noktasında "Yusuf" isminin, Yakup için artık bir hasret öznesi olmaktan çıkıp, kokusuyla hissedilen "canlı bir hakikate" dönüştüğünü analiz eder.
Tufennidûni (تُفَنِّدُونِ)
Kelimenin kökü f-n-d şeklindedir. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "akıl zayıflığı, yaşlılık nedeniyle saçmalamak ve birinin görüşünü değersizleştirmek" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "fend" kavramının aslı olmayan, yanlış ve tutarsız söz olduğunu; "tefnîd" eyleminin ise birini "bunaklıkla/saçmalamakla" suçlamak anlamına geldiğini ifade eder. Prof. Dr. Hidayet Aydar, Yakup'un bu kelimeyi seçmesini analiz eder; o, çocuklarının kendisine yine "yaşlılık ve hasret kaynaklı bir akıl tutulması" atfedeceklerini önceden bildiği için bu savunma kelimesine başvurmuştur. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin Mısır'daki "rasyonel/seküler" dünya ile Yakup'un "mucizevi/ilahi" dünyası arasındaki çatışmayı temsil ettiğini; çocuklarının gözünde Yakup'un artık "gerçeklikten kopmuş bir ihtiyar" (müfennid) olarak görüldüğünü belirtir.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla