قَالَ لَا تَثْر۪يبَ عَلَيْكُمُ الْيَوْمَۜ يَغْفِرُ اللّٰهُ لَكُمْۘ وَهُوَ اَرْحَمُ الرَّاحِم۪ينَ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Yusuf Sûresi, 92. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: yusuf suresi 92. ayet, kınama yok, yusuf suresi, af, merhamet, yusuf 92, allah, gün, mağfiret, rahmet
-
Yûsuf şöyle dedi: Bugün yaptıklarınız yüzünüze vurulmayacak, Allah sizi affetsin! O, merhametlilerin en merhametlisidir.
Hz. Yûsuf şöyle dedi: Bugün yaptıklarınız yüzünüze vurulmayacak. İbn Kuteybe "lâ tesrîbe" (لَا تَثْرِيبَ) kelimesine şu anlamı verdi: Yaptıklarınızdan dolayı bugünden sonra sizler ayıplanmayacaksınız. Bazıları da size üzüntü verilmeyecek diye mana verdiler. Dendi ki: "Tesrîb" (تَثْرِيب) kelimesinin asıl manası bozmaktır; (فَسَدَ الشَّيْءُ) denildiğinde, onu bozdu denilmiş olur. Ebu Avsece, "tesrîb" (تَثْرِيب) kelimesine kınama manasını verdi; buna göre Hz. Yûsuf şöyle diyordu: Yaptıklarınızdan dolayı sizler kınanmayacaksınız. İbn Abbas (r.a.) bu cümleye, bugünden sonra sizi asla ayıplamayacağım, onu da size ayıplatmayacağım anlamı verdi. Burada iki ihtimal vardır. Birincisi, size ayıplama yok, kınama da yok! Yani tövbe ettiğiniz ve hatanızı ikrar ettiğinizde size kınama ve ayıplama cezası verilmeyecek. Her günah işleyen veya büyük günah işleyen sonra vazgeçip tövbe eden herkesin hükmü de budur, o artık ayıplanmaz ve kınanmaz. Şu ayet-i kerime hakkında da aynı şey söylenmiştir: "Birbirinize kötü ad takmayın". Rivayet edildiğine göre onlar kâfirleri küfürlerinden dolayı ayıplıyorlar ve onlara lakap takıyorlardı, sonra onlar müslüman olmuşlardı. Bundan dolayı kötü lakap takmaktan ve küfür halinde iken yaptıklarının benzerini yapmaları yasaklandı. Hatadan elini çektikten ve tövbe ettikten sonra da ayıplamak ve kınamak gerekseydi veya bu caiz olsaydı, Resûlullah'ın (s.a.) ashabı da ayıplanır ve kınanırlardı. Çünkü onlar da başlangıçta kâfir idiler. Dolayısıyla bu, helal olmayan bir ceza türüdür.
İkincisi, yaptıklarınız yüzünüze vurulmayacak mealindeki cümle, İbn Abbas'ın (r.a.) söylediğine göre sizi ayıplamayacağım demektir, yani sizin bize yaptıklarınızdan söz etmeyeceğim. Bu sözle Hz. Yûsuf, onların kendisine yaptıklarından bahsetmeyeceğine dair onlara güvence vermektedir. Bundan dolayı o; "Şeytan benimle kardeşlerimin arasını bozduktan sonra ..." anlamına gelen bir ifade kullanmıştı. Bu sözle de, kendisi ile kardeşleri arasındaki şeyleri şeytanın yaptırdığını söylüyordu. Şeytan benimle kardeşlerimin arasını bozduktan sonra, diyerek o suçu kardeşlerine değil, şeytana nispet etmişti.
Allah sizi affetsin! Kardeşleri hatalarını ikrar edip yaptıklarından tövbe ettiklerinde Hz. Yûsuf, kesin bir ifade ile onlar için Allah'tan mağfiret diledi. İşlediği günahtan tövbe eden ve ondan elini çeken herkesin rahmet ve mağfiret edilmesi için kesin bir dil kullanılır. Allah sizi affetsin mealindeki cümle, onların affedilmesi için yapılan dua manasındadır, yahut onları affedeceğini Cenab-ı Hakk'ın vahiy yoluyla verdiği haber anlamına da gelir veyahut Allah onları affetmiştir, demektir. Veyahut da şunu söylemektedir: Allah ile aranızdaki şeyler için Cenab-ı Hak'tan mağfiret dileyin ki, Allah sizi affetsin! O, merhametlilerin en merhametlisidir; çünkü yaratılanlardan merhamet gösteren her canlı, ancak Allah tarafından kendisine verilen rahmet ile merhamet etmektedir, O, merhametlilerin en merhametlisidir. "O, hükmedenlerin en hayırlısıdır" ve "O, hakemlerin en adilidir" mealindeki ayetlerde söylediklerimiz de bunun gibi idi. Çünkü yaratılanlardan hüküm veren herkesin, ancak Allah tarafından kendisine verilen bir hükümle hüküm vermesi caizdir.
Yorumu Yorumla
-
Kâle (قَالَ)
Kelimenin kökü k-v-l şeklindedir. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "bir şeyi dille ifade etmek, ses çıkarmak ve beyan etmek" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "kavl" eyleminin zihindeki bir düşüncenin dış dünyaya aktarılması ve bir hükmün ortaya konması olduğunu ifade eder. Toshihiko Izutsu, bu fiilin bu ayetteki işlevini "bağışlamanın dilsel ilanı" olarak analiz eder. Yusuf, bu kelimeyle söze başlayarak, kardeşlerinin "biz suçluyuz" itirafına karşılık, iktidarın ve merhametin sesini yükseltmektedir.
Tesrîbe (تَثْرِيبَ)
Kelimenin kökü s-r-b şeklindedir. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "azarlamak, kınamak, ayıplamak ve birinin kusurunu yüzüne vurmak" olduğunu belirtir. Kelimenin aslı olan "serb", hayvanın iç yağına denir; yağın eritilerek çıkarılması gibi, birinin suçunu deşip onu utandırmaya da bu isim verilmiştir. Râgıb el-İsfahânî, "tesrîb" kavramının sadece affetmek değil, aynı zamanda işlenen günahı artık hiç anmamak ve başa kakmamak olduğunu ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, Yusuf'un "Size bugün hiçbir kınama yok" (lâ tesrîbe aleykum) demesini, geçmişin hesabını tamamen kapatan bir "psikolojik ve hukuki af" olarak analiz eder. Bu kelime, intikam duygusunun zihinden tamamen sökülüp atılmasını temsil eder.
El-Yevme (الْيَوْمَ)
Kelimenin kökü y-v-m şeklindedir. İbn Fâris, bu kökün "zaman dilimi, güneşin doğuşundan batışına kadar olan süre" anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "yevm" kelimesinin mutlak zamanı veya önemli bir olayın vuku bulduğu "an"ı ifade ettiğini kaydeder. Toshihiko Izutsu, bu kelimenin burada "milat" (turning point) işlevi gördüğünü analiz eder. "Bugün" (el-yevm) vurgusu, Yusuf'un kardeşleriyle olan karanlık geçmişinin bittiğini ve merhamet üzerine kurulu yeni bir zamanın başladığını gösteren zamansal bir sınırdır.
Yeğfiru (يَغْفِرُ)
Kelimenin kökü ğ-f-r şeklindedir. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "örtmek, gizlemek ve korumak" olduğunu belirtir. Savaşçıların başını koruyan miğfere (mağfir) bu isim verilmesi, onun koruyucu ve örtücü vasfındandır. Râgıb el-İsfahânî, "mağfiret" kavramının günahın kirini örtmek ve kulu o günahın kötü sonuçlarından korumak olduğunu ifade eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, Yusuf'un "Allah sizi bağışlasın" (yeğfirullâhu lekum) duasını, kendi şahsi affını ilahi affa bağlayarak kardeşlerinin vicdanını bütünüyle rahatlatma hamlesi olarak analiz eder.
Erhamu (أَرْحَمُ)
Kelimenin kökü r-h-m şeklindedir. İbn Fâris, bu kökün "yumuşaklık, acıma, şefkat ve incelik" anlamına geldiğini belirtir. "Rahim" (ana rahmi) kelimesi de bu köktendir ve mutlak korumayı, beslemeyi simgeler. Râgıb el-İsfahânî, "rahmet"in birine iyilik yapmayı gerektiren kalp inceliği olduğunu, Allah için kullanıldığında ise doğrudan "lütuf ve ihsan" anlamına geldiğini ifade eder. Toshihiko Izutsu, "Erham" (en merhametli) isminin mübalağa (üstünlük) kalıbında gelmesini, tüm beşerî merhametlerin üzerindeki aşkın ve mutlak şefkati temsil ettiğini analiz eder.
Er-Râhimîn (الرَّاحِمِينَ)
Kelimenin kökü r-h-m şeklindedir. İbn Fâris, merhamet edenler, şefkat gösterenler anlamına geldiğini belirtir. Prof. Dr. Hidayet Aydar, "Râhimîn" kelimesinin çoğul formda kullanılmasını, dünyada merhametiyle tanınan her türlü varlığı (anne, baba, peygamber vb.) kapsadığını; ancak Allah'ın "erham" sıfatıyla tüm bu merhamet sahiplerinden daha üstün olduğunun vurgulandığını analiz eder. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), ayetin bu ifadeyle bitmesini, Yusuf'un kendi merhametini Allah'ın sonsuz merhameti içinde eriterek kardeşlerine en büyük güven kapısını açması olarak değerlendirir.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla