قَالُوا تَاللّٰهِ لَقَدْ اٰثَرَكَ اللّٰهُ عَلَيْنَا وَاِنْ كُنَّا لَخَاطِـ۪ٔينَ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Yusuf Sûresi, 91. Ayet
Daralt
X
-
Dediler ki: Allah'a andolsun, hakikaten Allah seni bize üstün kılmış. Gerçekten biz hataya düşmüşüz.
Dediler ki: Allah'a andolsun, hakikaten Allah seni bize üstün kılmış. Buradaki "tellâhi" (تَاللَّهِ) kelimesi yemin sözcüğüdür, ancak Yûsuf’un kardeşleri bu lafzı yemin manasını kastetmeksizin alışkanlıkları gereği sözün gelişi olarak söylediler, bu Araplar'ın adetidir. Yoksa Hz. Yûsuf, Cenab-ı Hakk'ın kendisini onlardan üstün kıldığını biliyordu. Bu yemin lafzı burada, Hz. Yûsuf'un faziletini ve konumunu bildiklerini tekit anlamında kullanılmış gibidir; yani sen zaten bize hep üstün kılınmıştın! Gerçekten biz hataya düşmüşüz. Yani bizim sana yaptıklarımızda gerçekten hata etmişiz. Yahut Allah seni bize üstün kılmış mealindeki cümle, kardeşlerinin söylediği "Yûsuf ile öz kardeşi babamızın gözünde bizden daha değerli" sözü ile ilgilidir; yani babaları Yûsuf ile kardeşini onlardan üstün tutunca dediler ki: Sen zaten üstün tutuluyordun, babamız seni üstün tutuyordu ve biz gerçekten hata ettik.
Yorumu Yorumla
-
Kâlû (قَالُوا)
Kelimenin kökü k-v-l şeklindedir. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "bir şeyi dille ifade etmek, ses çıkarmak ve beyan etmek" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "kavl" eyleminin zihindeki bir düşüncenin dış dünyaya aktarılması ve bir hükmün ortaya konması olduğunu ifade eder. Toshihiko Izutsu, bu fiilin bu ayetteki işlevini "mutlak itirafın dilsel başlangıcı" olarak analiz eder. Kardeşlerin bu sözü (kâlû), Yusuf'un kimliğini tanıdıktan sonra içine düştükleri şokun ardından, hakikati bütünüyle kabullendikleri ve kendi suçlarını tescil ettikleri o "teslimiyet" anını temsil eder.
Tallâhi (تَاللَّهِ)
Kelimenin kökü e-l-h şeklindedir. İbn Fâris, buradaki "tâ" harfinin yemin (kasem) harfi olduğunu ve sadece "Allah" lafzıyla birlikte kullanıldığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "tâ" ile yapılan yeminin diğer yemin harflerine (vav ve be) göre daha güçlü bir "hayret" ve "şiddetli bir vurgu" taşıdığını ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kardeşlerin bu formu seçmesini analiz eder; "Tallâhi" ifadesi, Yusuf'un kuyu ve zindandan sonra Mısır'ın zirvesine ulaşması karşısında duydukları "ilahî takdire karşı hayret" duygusunun dilsel bir patlamasıdır. Bu yemin, Yusuf'un üstünlüğünü artık hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak şekilde onayladıklarının nişanesidir.
Âserake (آثَرَكَ)
Kelimenin kökü e-s-r şeklindedir. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "bir şeyi diğerinden öne çıkarmak, birini seçmek ve tercih etmek" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "îsâr" kavramının bir şeyi/kişiyi kendisinden daha üstün görüp ona öncelik vermek olduğunu ifade eder. Toshihiko Izutsu, bu kelimeyi "İlahi Seçim" (Divine Election) bağlamında analiz eder. Kardeşler, Yusuf'u yok etmek için çabalamışlardır; ancak "Allah seni üzerimize seçti/üstün kıldı" (âserakallâhu aleynâ) diyerek, kendi beşerî hilelerine karşı Allah'ın ontolojik tercihini itiraf etmişlerdir. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu tercihin hem idari bir makam (Azizlik) hem de manevi bir mertebe (peygamberlik ve ahlak) olduğunu vurgular.
Aleynâ (عَلَيْنَا)
"Alâ" (üzerine/karşısında) edatı ile "nâ" (biz) zamirinden oluşur. Râgıb el-İsfahânî, "alâ" edatının bir nesnenin diğerine göre üstünlüğünü ve hakimiyetini ifade ettiğini belirtir. Prof. Dr. Hidayet Aydar, bu ifadenin Yusuf'un hem fiziksel otoritesini hem de ahlaki zaferini temsil ettiğini analiz eder. Yusuf artık sadece bir "kardeş" değil, onların "üzerinde" (alâ) bir irade ve mertebedir.
Hâtiîn (لَخَاطِئِينَ)
Kelimenin kökü h-t-e şeklindedir. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "doğru yoldan sapmak, hedefi vuramamak ve kasten veya sehven suç işlemek" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "hat'e" kavramının bilerek ve isteyerek yapılan "günah" (sm) olduğunu, "hâti" sıfatının ise bu cürmü işleyip o sıfatla nitelenen kişiyi temsil ettiğini ifade eder. Toshihiko Izutsu, bu kelimeyi "etik bir sapma" olarak analiz eder. Kardeşlerin "Gerçekten biz suçlulardık/hatalıydık" (in künnâ lehâtiîn) demeleri, geçmişteki eylemlerinin sadece birer "yanlış" değil, aynı zamanda Allah'ın nizamına karşı işlenmiş birer "günah" (h-t-e) olduğunu kabul ettikleri hukuki ve ahlaki bir mahkumiyet beyanıdır. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin başındaki "lam" (tekid) harfiyle birlikte kullanılmasının, kardeşlerin kendi suçluluklarını hiçbir mazeret üretmeden, çıplak bir dille itiraf ettiklerini gösterdiğini belirtir.
Yorumu Yorumla
Yorumu Yorumla