Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Yusuf Sûresi, 86. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Yusuf Sûresi, 86. Ayet

    قَالَ اِنَّـمَٓا اَشْكُوا بَثّ۪ي وَحُزْن۪ٓي اِلَى اللّٰهِ وَاَعْلَمُ مِنَ اللّٰهِ مَا لَا تَعْلَمُونَ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Kâle innemâ eşkû beśśî vehuznî ila(A)llâhi vea’lemu mina(A)llâhi mâ lâ ta’lemûn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      Yakup da şöyle dedi: Ben acımı ve kederimi ancak Allah'a arzediyorum ve ben sizin bilmediklerinizi Allah'tan gelen bilgiyle biliyorum.

      Yakup da şöyle dedi: Ben acımı ve kederimi ancak Allah'a arzediyorum. İbn Kuteybe şöyle dedi: "Harad": hastalık demektir; "bess" (بَثّ) de, üzüntünün en şiddetlisi anlamına gelir; çünkü sahibi üzüntüye dayanamayıp "bes" seviyesine geliyor, acı duymaya başlıyor ve şikayetleniyor. Bir rivayette bu kelime bu manada kullanılmıştır: "Men besse felem yasbir" (فَلَمْ يَصْبِرْ مَنْ بَثَّ), yani kim şiddetli üzülüp de sabretmezse ... " şikayet eder. Ayetteki şikayetini Allah'a arzetme ifadesi, dil ile açık olarak söylenmek anlamına gelmez, bu şikayetini kalbinde tutmak demektir. Hasan-ı Basri, acımı ve kederimi ancak Allah'a arzediyorum mealindeki cümleye ihtiyacımı Allah'a arz ediyorum manasını verdi. Ayetteki "bess" ve "hüzün" kelimeleri sanki eş anlamlı olarak kullanılmış gibidir, aynı anlamı farklı kelimelerle tekrar etmiştir.

      Ben sizin bilmediklerinizi Allah'tan gelen bilgiyle biliyorum. Bazı müfessirler, Allah'tan gelen bilgiyle biliyorum mealindeki cümleyi, Hz. Yûsuf'un gördüğü rüyadan onun gerçekleşeceğini biliyordu diye açıkladılar. Sizin bilmediklerinizi, yani sizin de benim de ona secde edeceğimizi biliyorum. İbn Abbas (r.a.) Hz. Yakub'un sizin bilmediklerinizi Allah'tan gelen bilgiyle biliyorum mealindeki sözü, Yûsuf'un ölmediğini, hayatta olduğunu bildiği şeklinde tefsir etti. Ayette geçen insanların bilmediği, fakat Hz. Yakub'un Allah'tan gelen bilgiyle bildiği şey, Yûsuf'un ölmediğidir. Allah'tan gelen bilgiyle biliyorum sözü, sizin yararlanmadığınız bilgiden ben yararlanıyorum anlamına da gelebilir. İşin aslı şudur: Yûsuf’un kardeşleri eğer onun ulaştığı saltanat ve izzeti önceden bilselerdi, onu babasından uzaklaştırmak istemezler, Yûsuf'a dair emrini bozmaya çalışmazlardı, ama bilmiyorlardı. En doğrusunu Allah bilir. Yahut Hz. Yakup Allah'tan gelen bilgiyle bildiği, onların ise bilmediği olayın ne olduğunu açıklamamıştır. Nitekim Hz. İbrahim de babasına şöyle demişti: "Babacığım! Sana gelmeyen bir bilgi hakikaten bana geldi". Müfessirlerin söyledikleri, Hz. Yakub'un böyle diyerek Yûsuf için feryat ettiği sözünün doğru olma ihtimali yoktur; çünkü çocukları kendisine haberi getirdiklerinde "Bana düşen artık güzel bir sabırdır" demişti. Müfessirlerin onun hakkında söyledikleri ise güzel olması bir yana sabır bile değildir.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Kâle (قَالَ)

        İbn Fâris, k-v-l kökünün temel anlamının "bir şeyi dille ifade etmek ve beyan etmek" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "kavl" eyleminin zihindeki bir düşüncenin dış dünyaya aktarılması ve bir hükmün ortaya konması olduğunu ifade eder. Toshihiko Izutsu, bu fiilin Yakup peygamberin çocuklarının alaycı ve uyarıcı tavırlarına karşı verdiği "nihai ve teolojik" cevabı temsil ettiğini analiz eder. Yakup, bu kelimeyle söze başlayarak, beşeri tartışma zeminini terk edip meseleyi ilahi bir boyuta taşıdığını ilan eder.

        Eşkû (أَشْكُو)

        Kelimenin kökü ş-k-v şeklindedir. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "bir şeyi açığa çıkarmak, yaymak ve şikayeti dille belirginleştirmek" olduğunu belirtir. İçindeki yağın dışarı çıkması için derinin açılmasına (şikve) bu kökten isim verilmiştir. Râgıb el-İsfahânî, "şikâyet" kavramının duyulan acıyı ve maruz kalınan haksızlığı, onu gidermeye gücü yeten bir merciiye sunmak olduğunu ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, Yakup'un bu fiili kullanmasını psikolojik bir "boşalım" (katarsis) ve teolojik bir "iltica" olarak analiz eder. Yakup, şikayetini insanlara değil, sadece Allah'a açarak (eşkû), beşeri teselliden bütünüyle koptuğunu ve sadece mutlak merciye güvendiğini dilde mühürlemiştir. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu eylemin bir peygamberin çaresizliği değil, aksine en yüksek "tevhidî duruşu" temsil ettiğini vurgular.

        Bessî (بَثِّي)

        Kelimenin kökü b-s-s şeklindedir. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "yaymak, dağıtmak ve bir şeyi saçmak" olduğunu belirtir. Rüzgarın toprağı savurmasına da bu kökten isim verilir. Râgıb el-İsfahânî, "bess" kavramının kalbe sığmayan, kişinin içinde gizleyemeyip dışarıya taşan ve çevreye yayılan "yoğun keder" olduğunu ifade eder. Toshihiko Izutsu, bu kelimeyi "duygusal taşma" (emotional overflow) olarak analiz eder. Yakup'un hüznü o kadar büyüktür ki, artık içsel bir saklama (ketmetme) sınırını aşmış, bir koku veya duman gibi dışarıya "yayılmaya" (bess) başlamıştır. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), "bess" kelimesinin "hüzün" (h-z-n) ile yan yana gelmesindeki edebi inceliğe dikkat çeker; bess, hüznün kontrol edilemeyen, dağılan ve her yanı saran en ileri safhasını temsil eder.

        Huznî (حُزْنِي)

        Kelimenin kökü h-z-n şeklindedir. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "sertlik, engebe ve pürüz" olduğunu belirtir. Kalpteki acının yarattığı pürüzlü ve ağır his sebebiyle bu isim verilmiştir. Râgıb el-İsfahânî, "hüzün" kavramının ruhun bir kayıp karşısında yaşadığı daralma ve içine kapanma hali olduğunu ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, Yakup'un "hüznüm" (huznî) derken, Yusuf'un kaybının yarattığı o kronik ve kemikleşmiş acıyı kastettiğini belirtir. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu kelimenin Yakup için bir zayıflık değil, aksine onun aşkın olanla kurduğu bağın bir "duygusal yakıtı" haline geldiğini analiz eder.

        A'lemu (أَعْلَمُ) ve Ta'lemûn (تَعْلَمُونَ)

        Kelimenin kökü a-l-m şeklindedir. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "bir şeyin izini sürmek, işaretinden hakikati kavramak ve derinlemesine idrak" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "ilm" kavramının bir nesnenin hakikatine tam mutabakatla vakıf olmak olduğunu ifade eder. Toshihiko Izutsu, bu iki kelime arasındaki karşıtlığı (A'lemu - Ta'lemûn) "epistemolojik bir uçurum" (knowledge gap) olarak analiz eder. Yakup, Allah'tan gelen özel bir bilgiye (vahiy veya rüya yorumu hikmeti) sahip olduğunu ("A'lemu" - ben biliyorum) vurgularken; çocuklarının sadece zahiri olaylara dayanan sınırlı bilgisini ("Lâ ta'lemûn" - siz bilmezsiniz) reddeder. Prof. Dr. Hidayet Aydar, bu vurgunun Yakup'un Yusuf'un hayatta olduğuna dair sarsılmaz inancını ve olayların ardındaki ilahi planı okuyabilme yetisini temsil ettiğini belirtir.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X