قَالُوا تَاللّٰهِ تَفْتَؤُ۬ا تَذْكُرُ يُوسُفَ حَتّٰى تَكُونَ حَرَضاً اَوْ تَكُونَ مِنَ الْهَالِك۪ينَ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Yusuf Sûresi, 85. Ayet
Daralt
X
-
Oğulları, Allah'a andolsun ki, sen Yûsuf'um! diye diye sonunda ya hasta olacaksın ya da büsbütün helak olacaksın! dediler.
"Tallâhi" (تَاللَّهِ) kelimesi, insanların vallahi ve billahi yerine kullandıkları bir yemin sözcüğüdür. Hz. İbrahim de aynı lafızla yemin etmişti: ''.Allah'a yemin ederim ki putlarınıza bir oyun oynayacağım!". Yûsuf'um, diye diye ... Yani sürekli Yûsuf'u sayıklayarak, onu hiç aklından çıkarmayarak üzüntüsünden kurtulamayacaksın. Sanki onlar babalarını Yûsuf'un kederinden kurtulmaya davet ediyorlardı. Çünkü devamlı onu anmak, üzüntüsünü yeniler ve canlandırır. Bu yüzden babalarına dediler ki: Devamlı Yûsuf'u sayıklarsan, sonunda hasta olacaksın. Ayetteki "harad" (حَرَض) kelimesi, hastalık anlamına gelir, bunaklık manasına geldiği de söylenmiştir. Kelimenin aslı zayıf düşmek demektir. Ya da büsbütün helak olacaksın! Hz. Yakup bu hale gelmişti; üzüntüden bedeni zayıflamış, vücudunun bazı organları fonksiyon kaybına uğramıştı, gözlerine boz gelmiş, üzüntüden görme yeteneğini kaybetmişti.
Bazıları "harad" (حَرَض) kelimesine, yaşlılıktan aklının gitmesi anlamı verdiler. Ya da büsbütün helak olacaksın, öleceksin! En doğrusunu Allah bilir.
Yorumu Yorumla
-
Kâlû (قَالُوا)
Kelimenin kökü k-v-l şeklindedir. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "bir şeyi dille ifade etmek, ses çıkarmak ve beyan etmek" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "kavl" eyleminin zihindeki bir düşüncenin dış dünyaya aktarılması ve bir hükmün ortaya konması olduğunu ifade eder. Toshihiko Izutsu, bu fiilin bu bağlamda kardeşlerin Yakup’un bitmek bilmeyen yasına karşı gösterdikleri "tepkisel ve uyarıcı" bir diyalog başlangıcı olduğunu analiz eder. Kardeşler bu kelimeyle söze başlayarak, babalarının duygusal durumuna karşı toplu bir "itiraz" ve "endişe" beyanında bulunmaktadırlar.
Tallâhi (تَاللَّهِ)
Kelimenin kökü e-l-h şeklindedir. İbn Fâris, buradaki "tâ" harfinin yemin (kasem) harfi olduğunu ve sadece "Allah" ismiyle kullanıldığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "tâ" ile yapılan yeminin diğer yemin formlarına göre daha fazla "hayret, şaşkınlık ve kesinlik" barındırdığını ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kardeşlerin bu formu seçmesini analiz eder; "Tallâhi" ifadesi, Yakup'un onca yıla rağmen Yusuf'u hala ilk günkü gibi anması karşısında duydukları "inanılmazlık" ve "hayret" duygusunun dilsel bir patlamasıdır. Bu yemin, kardeşlerin babalarının yas tutma biçimini bir tür "saplantı" olarak gördüklerinin işaretidir.
Tefte'u (تَفْتَأُ)
Kelimenin kökü f-t-e şeklindedir. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "bir şeyin kesilmemesi, sönmemesi ve devam etmesi" olduğunu belirtir. Ateşin sönmemesine de bu kökten "fütû'" denir. Râgıb el-İsfahânî, bu fiilin Arap dilinde genellikle başında bir olumsuzluk edatı (lâ) takdir edilerek "vazgeçmemek, durmamak, sürekli yapmak" anlamında kullanıldığını ifade eder. Toshihiko Izutsu, fiilin bu ayetteki kullanımını "psikolojik süreklilik" (continuity) bağlamında analiz eder. Kardeşler, Yakup’un Yusuf’u anma eyleminin kronikleştiğini, hiçbir dış etkenin veya zamanın bu "anış" sürecini "söndüremediğini" ve "kesintiye uğratamadığını" bu fiille vurgulamaktadırlar.
Tezkuru (تَذْكُرُ)
Kelimenin kökü z-k-r şeklindedir. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "bir şeyi dille anmak veya kalple hatırlamak, unutmamak" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "zikir" eyleminin hem zihinde saklanan bir bilginin korunması hem de bunun dile dökülerek canlı tutulması olduğunu ifade eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu ayetteki zikrin Yakup için sıradan bir hatırlama değil, varoluşsal bir "saplantı" ve "yas bilinci" olduğunu analiz eder. Yakup, Yusuf’u zikrederek onu kendi dünyasında sürekli "hazır" tutmakta, fiziksel yokluğu dilsel bir mevcudiyetle ikame etmektedir.
Haradan (حَرَضًا)
Kelimenin kökü h-r-d şeklindedir. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "bir şeyin bozulması, erimesi ve bedenin zayıflayarak bitap düşmesi" olduğunu belirtir. Ölmek üzere olan hastaya "harîd" denir. Râgıb el-İsfahânî, "harad" kavramının insanın hem bedensel hem de zihinsel melekelerinin çökmesi, kişinin kendi işini göremeyecek kadar ağır bir çöküş yaşaması hali olduğunu ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu kelimenin Yakup’un yaşadığı "psikosomatik" yıkımı temsil ettiğini analiz eder. Yasın büyüklüğü, Yakup’u biyolojik olarak "eritmekte" (h-r-d) ve onu yaşam ile ölüm arasındaki o gri, tükenmişlik bölgesine hapsetmektedir. Prof. Dr. Sadık Kılıç, kelimenin "içten içe çürüme" ve "eriyip bitme" anlamlarına dikkat çekerek, Yakup'un kederinin fiziksel bir imha sürecine dönüştüğünü vurgular.
El-Hâlikîn (الْهَالِكِينَ)
Kelimenin kökü h-l-k şeklindedir. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "yok olmak, bir şeyin tükenip gitmesi ve ölüm" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "helâk" eyleminin bir şeyin asli yapısının bozulması veya bir canlılığın tamamen son bulması olduğunu ifade eder. Toshihiko Izutsu, "helâk" kavramını "varlığın nihai olarak elden çıkması" şeklinde analiz eder. Gabriel Said Reynolds, bu kelimenin kullanımını Yakup'un karşı karşıya olduğu "mutlak ölüm" tehlikesi olarak değerlendirir. Kardeşler, "haradan" (ağır hastalık) ile "hâlikîn" (ölüm) arasında bir derecelendirme yaparak, babalarının bu yas sürecinin sonunda ya yatalak bir hasta olacağını ya da bütünüyle yok olup gideceğini (helâk olacağını) ihtar etmektedirler.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla